
Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda yaşamadım. Resmi tarihte de okumadım. Bu konudaki bilgim geçmiştekileri, uygulamaları gözden geçirmemden ibarettir.
Cumhuriyet’in ilk kurulduğu yıllarda Atatürk çaresizdi. Okuma yazma oranı % 6 olan Türk Halkından kravatı olanı memur yaptı. Okumuşların çoğu eski Osmanlı saray paşalarıydı ya da çocuklarıydı.
Ne yapsın?
Cumhuriyetin Saray paşaları veya onların çocuklarından oluşan komuta heyeti Anadolu’dan katılmış okuma – yazması sınırlı gençleri yerleştirerek yepyeni bir ordu oluşturuldu. Saray paşaları eski komutanlara saygı geleneğinden de yararlanarak ayaklarına Moda’ya çağırdılar. Hatta emirler verdiler. Hiçbir zaman halka yaklaşmadılar. Hiçbir zaman bir köy kahvesinde görünmediler.
Peki halkımız onları nasıl tanıdı? Halkımız okumuyor ki, o Türk Sinemasıyla öğrendi. Köylerine, kasabalarına gelen sinema makinasıyla tanıştı onlarla.
Hatırlayın, gariban Sadri Alışık’ı, gariban Yılmaz Güney’i, gariban İlyas Salman’ı, onlar bizim gariban halkımızın ta kendisiydiler. Halkımızın onlar da kendi garibanlığını gördü, özleşti. Peki ne anlatıldı bu filmlerde, O GARİBANLARIN BU İSTANBUL SOSYETELERİ TARAFINDAN AŞAĞILANDIĞI…
Eski askerler iyi hatırlayacaklardır. Cumhuriyetin ilk yıllarında ve daha sonrasına bakılırsa General olanların doğum yerlerinin “Üsküp, Gümilcine, İskeçe, Dedeağaç, Kavala, Manastır, Debre, Kosova ve Priştine” gibi şehir isimlerini kapsar.
Bu da diğer bürokratlar gibi Saray geleneğinden gelen paşa çocukları veya yakınlarıydı.
Anadoludan General olma koşulu ise yukarıda saydığım doğum yerine sahip Paşaların torpili ile olurdu. Daha sonra Anadolu Paşaları iş başına geldiklerinde TSK’da subay olma koşulu olarak şehir çocukları tercih edildi. Ordu içindeki erat ve Gedikli Küçük Zabit (Astsubaylar).
Bu saray geleneğinden gelen paşalar veya onların çocukları olan paşalar tarafından Saray geleneğinin devamı açısından aşırı baskı ve aşağılama ile devam etti.
Nato içerisinde yer almamızdan sonra bu gelenek ABD talimnameleriyle takviye edildi. Ordu artık savaş eğitimi yerine Ast-üst ilişkilerine önem vermeye başladı. Korkuya dayalı bir disiplin sistemi geliştirildi.
İnsan haklarını kullanmak isteyenler ya oda hapsiyle veya maaş kesimi yaptırımlarıyla bastırıldı.
İnsan olma hakları ellerinden alındı. Robotlaştırılmak istendi. Halen devam eden bu sisteme karşı başını kaldıran Astlar tamamı o egemen sınıftan olan Subay hakimler tarafından cezalandırıldı.
Kimisi zorunlu hizmet yılını, kimisi emekli olma hakkını elde eder etmez ayrıldılar. Ayrılanların hak arama eylemlerinin basında yer alması gizlendi.
Şu an demokrasinin olduğunu iddia edenler eğer samimiyse geçmişte, diğer sosyal sınıflara uygulanan ayrıcalık, bu ordu içinde yer alan Astsubay ve Uzman Çavuşlara uygulanmadığını anlamak mümkün değil.
Bu ordu içindeki Ast-Üst ilişkilerine,disiplinin demokratik bir şekilde tesisine kimse bir şey diyemez. Ama Mutlak itaat uygulamasına son verilip Ast ve Üstün hukukuna riayete önemi verilmelidir. 6 Nisan 2014
Ahmet ÖZDEN

