1951’DEN 2026’YA ASSUBAYLARA YÖNELİK MEVZUAT KAYNAKLI ADALETSİZLİKLER-13
Adalet & Hukuk - Cafer DEMİR - İş-Meslek

1951’DEN 2026’YA ASTSUBAYLARA YÖNELİK MEVZUAT KAYNAKLI ADALETSİZLİKLER-9

3/7/1975 – 1923 Sayılı Kanun: Farkın “Rakamla Değil, Kaderle” Yazıldığı An Bazen bir kanun çıkar. Metni sade görünür. Tablolar, rakamlar, artışlar… Her şey teknik, her şey ölçülebilir. Dışarıdan bakınca “iyileştirme” gibi durur. Ama insan hayatı bazen tam da böyle başlar kırılmaya. Gürültüsüz. Sessiz. Ama derin. 11/7/1975’te Resmi gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren 1923 sayılı Kanun, işte tam olarak böyle bir dönüm noktasıdır.

Kağıt üzerinde bakıldığında herkese bir şey verilmiştir. Kimse “hiçbir şey alamadım” diyemez.
Ama mesele zaten burada başlar. Herkese verilmiş gibi görünen şey, aslında herkese eşit verilmemiştir.
Subaylara verilen ek göstergelere bakıyorsun: Albaya +600 Yarbaya +550 Binbaşıya +400 Yüzbaşıya +300…

Rakamlar sadece büyüklük ifade etmez. Bir tercih ifade eder. Bir değer biçme biçimi.

Aynı tabloda astsubaylara bakıyorsun: Kıdemli başçavuşa +100 Başçavuşa +80 Kıdemli üstçavuşa +70 Diğerlerine +50

Şimdi burada durup gerçekten düşünmek gerekiyor.

Aynı üniformayı taşıyan, aynı riski alan, aynı soğukta nöbet tutan, aynı savaşın içine giren iki insan arasında bu kadar fark hangi mantıkla kurulur?
Bu bir hesap hatası değildir.
Bu bir tercih meselesidir.
Ve daha da dikkat çekici olan şu: Bu fark sadece o günün maaşını etkilemez.
Bu fark, yıllar boyunca büyüyen bir gölge gibi insanın hayatına yayılır.
Maaşa yansır.
Emekliliğe yansır.
İkramiyeye yansır.
Çocuğun eğitimine, evin düzenine, insanın kendine bakışına kadar iner. Çünkü mesele sadece para değildir. Mesele, sistemin sana ne dediğidir. Ve sistem burada şunu söylemiştir. Açıkça değil, Ama net biçimde: “Senin emeğin var. Ama değerin sınırlı.”
Üstelik bu fark sadece ek göstergede kalmaz.
Yeni düzenlenen gösterge tablolarında da aynı yapı korunur. Subaylar için alt sınırlar yukarı çekilirken, astsubayların en yüksek noktası bile çoğu zaman subayın en alt sınırına yetişemez. Bu, teknik bir düzenleme değildir artık. Bu, hiyerarşinin matematikle mühürlenmesidir.
Ve en acı tarafı şu. Bu düzenleme yapılırken kimse çıkıp şunu söylemez: “Biz burada bir kesimi geride bırakıyoruz.” Hayır. Her şey düzenleme adı altında yapılır. Her şey “iyileştirme” gibi sunulur. Ama sonuçta ortaya çıkan şey şudur: Bir meslek grubu, sistemin yükünü taşımaya devam eder. Ama karşılığını hiçbir zaman tam olarak alamaz. Ve insanın içini en çok yoran da bu olur zaten. Açık bir haksızlık bazen daha katlanılabilir. Çünkü adı konur, itiraz edilir. Ama böyle durumlarda… Haksızlık rakamların içine gizlenir. Cetvellere saklanır.
Ve yıllar sonra insanlar dönüp şunu sorar: “Bu fark nasıl bu kadar büyüdü?”
Cevap aslında basittir. Ama kabul etmesi zordur. Fark bir günde büyümez.
Fark, böyle kanunlarla adım adım inşa edilir.
1923 sayılı Kanun, işte bu inşanın en kritik taşlarından biridir.
Ve belki de asıl mesele şu soruda düğümlenir: Bir devlet, aynı üniformayı taşıyan insanları rakamlarla ayırdığında, o ayrım sadece maaşta mı kalır… yoksa zamanla insanların birbirine ve sisteme bakışını da değiştirir mi?
Bu sorunun cevabı teknik değil. İnsani bir cevap.
Ve o cevap hâlâ tamamlanmış değil.

21 Nisan 2026 

Yazar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir