
H.K: Doğum adetleriniz nasıldır çocuğa nazar değmesin diye
nasıl bir uygulamanız vardır. Bizde doğum yapan anneye al basmasın diye kırmızı
eşarp takarlar. Çocuğa da doğum sarılığa tedbir olarak sarı kıyafetler
giydirirler sizde de buna benzer adetler var mıdır?
J.D: Eskiden köylerde kadınlar doktora gitmezlerdi. Köydeki
ebeler yardım ederdi. Bazen o da olmayınca, mesela tarlada çalışırken, tek başına
doğururlardı bebeklerini. Bebekleri yıkarlardı ve ebenin yardımıyla çocuğun
doğum sonrası bakımını yaparlardı. Doğum yaptıktan sonra bu bir gelenektir hiç
ev isi yaptıramazlar yemekleri diğer aile fertleri yapar. Genelde kimyon çorbası
içirilir.
H.K: Bizde yeni doğan çocuğu tuzlu suda yıkarlar vücudu
kokmasın diye sizde böyle bir adet var mı?
J.D: Hatırlamıyorum. Biz de doğum yapan Annenin kırkı çıkana
kadar hiçbir iş yaptırmazlar kuyudan su bile çektirmezler. Derlerki su böceklenene kadar evden çıkmasın. Bebeye nazar demesinler diye kırmızı
kurdele takarlar. Beşiğine de sarımsak koyarlar. Sarımsak zehirli akrep ve
yılanlara karşı dır. Kuyudan temiz su çekerler
bir bardağa koyarlar bardağa ısıtılmış kömür parçası atarlar o suyu içirirler kalan
suyu da başından aşağı dökerler. Suyun kalan bir kısmını kapının kösesine dökerler.
3 kez dua dua okurlar. Bizde Vaftiz olurlar çocuklar çok
ufakken daha 3 aylıktan sonra hatta daha önce kilisede papaz Vaftiz eder ve dua
okur. Çocuğun bir de Vaftiz Anası ve Babası olur. Bu genelde bir problem olduğunda
bu Vaftiz veliler çocuğa destek verirler
H.K : Orada çocuğa
isim verme adeti nasıldır. Çocuğa verdiğiniz isimler genellikle kimin
isimleridir. Bizde çocuklara genellikle
dedesinin ve ebesinin ismi verilir siz de böyle bir adet var mı?
J.D : Bazen dedenin
bazen babasının ama artık çok değişik
farklı isimler de koyuyorlar. Hatta derler ki büyük Miháil küçük Miháil diye
çağırırlar.
H.K : Sizde erkek çocuklar da eskiden sünnet olma adeti var mıydı?
J.D : Hic olmadı bizde. Bu bence eskiden de yoktu Müslümanlıktan
gelen bir adettir. İslam halklarında bu adet benim kişisel fikrim çok önemli aslında
ve çok sağlıklı bir adettir.
H.K : Bezede İslam
emri diye birtakım Arap adetleri girmiş onları ayıklamak için soruyorum özellikle
J.D: Eskiden duayı biz mesela kolumuzu uzatarak ellerimizi acık
tutarak yapardık. Dua her zaman Göklere el açılarak yapılırdı. Bu da sonradan
Géza fejedelem den sonra değişmiştir.
800 yıllardan sonra milattan sonra dualar genelde her zaman okunurdu tarlaları
ektiğimiz zaman özellikle.
H.K: Dualarınız nasıldır?
J.D : Tanrım bize yardım
et sesimizi duy şeklindedir ama eski dualarımız başkaymış
yane tanru yarattığı her şeylen birdi
biz de tanrını bir parçasıydık
kesinlikle korkuyla dua etmedik
çünkü bizi seven bir ata gibiydi Tengri.
H.K : Eski dualarınızı hatırlıyorsunuz mu?
J.D : Gökyüzüne
bakarak ve kollarımızı kaldırarak ellerimiz acık şekilde dua ettik
H.K : Tam metni var mı?
J.D : Sadece
kitaplardan okudum. Tanrı ki her şeyi sen yarattın ve her şeyin yolunu sen bilirsin
Yukarda olanları da yerde olanları da. Senin isteğin kutsal ve istediğin
şekilde olsun, Amin. Kesinlikle yadırgama ve öfke kin yoktu çünkü her şeyin
sebebi yukardan belirlenir yani kader dedikleri şey. Halkın bir de her şeyi
yöneten çok büyük inanca sahip önderleri vardi TÁLTOS bu bir ŞAMAN di. O İnancı halk devam ettirdi. Yasakladılar çok
ŞAMAN’ı öldürüldü ama yine de halk kuşak kuşak bu inanç ve bilgileri devam
ettirdi babadan oğula kuşaktan kuşağa devam etti. Zaten bu otlarla olan
tedavileri de hep bu eski Táltos’lardan öğrenmişlerdir. Bu bilgiler Göktürk
alfabesiyle yazılmış runik yazılardır
gizli gizli sakladılar bilgileri Kadınların bir kutsal rolü vardı. İnançları
ve bu bilgileri de Analar kızlara anlatmışlardır. Tansiyonu olanlara elma ağacının
kökünü meyve alkolüne ilave ederler ve onu içirirler.
H.K : Sizde önceden hangi hastalıklar nasıl tedavi
ediliyordu. ŞAMAN’ların tedavi yöntemleri nasıldı?
J.D : Hastalığın ağırlığı ve şekline göre değişik tedaviler uygulamışlar.
Mesela üşütmüş boğazı ağrıyan kişilere bir kesme şekere biraz petrol dökerler içirirler
boğaz ağrısı geçer. Bana bile annem verdi ve iyileştim. Çaylar Ihlamur içirirler
ve sıcak örtü ile örterler. Hastanın Terlemesi sağlanır. Bazen soğan ve kimyon kaynatırlar
nu içirirler. Eğer birisinin ayağı donmuşsa soğuktan lahana yaprağı sararlar. Eyer birisi akciğerini üşütmüşse yaban
turpu rendelerler ve göğsüne koyarlar. Çiçek hastalığına yakalanan çocuğu ısıtılmış
fırın içerisine çocuğu ısıya dayanabilecek derecede tutarlar hastalık geçer.
H.K: Bizde çocukların ilk dişi çıktığın da “hedik”
dediğimiz buğdaydan kaynatılmış içerisine nohut konmuş bir çerez türü vardır. Komşulara
dağıtılır? Sizde böyle bir adet var mı?
J.D: Bilmiyorum onu
H.K: Çocukların kıyafetlerine nazar bocuğu veya ağaç
parçasından yapılmış nazarlık takarlar bizde, sizde de böyle adet var mı?
J.D: Bizde alttan
giydiği küçük gömleği ters giydirdiler nazar değmesin diye
H.K: Bizde çocuklara tahtadan beşik dediğimiz bir yatak
yaparlar sizde böyle bir adet var mıdır?
J.D :Bizde köylerde çocukları
beşiğe koyarlardı . Gyimes tarafinda da yalak içine
koyarlar.
H.K : Evlenme adetlerine geri dönersek gelinin ve damadın eline
kına yakma adeti var mıdır? Kınanın ne olduğunu biliyor musun?
J.D : Evlilik törenleri çok ilginç kına bizde yok ama kına gecesi ne benzer bir tören var. Kız arkadaşlarıyla birlikte olur ve genelde üzüntülü şarkılar
söylerler. Bu bir nevi anne
evinden vedadır.

H.K : Bizde bu adetin adı Gelin ağlatmadır.
J.D : Evet bizde de
Gelin ağlatmadır.
J.D : Nikah kıyıldıktan sonra halk damadın ve gelinin başından
çiçekler be buğday dökerler evlilikleri
bereketli olsun bol bol çocukları olsun
diye.
H.K : Enterasan demek
ki bu adet Orta Asya’dan gelme, bizde de
Gelin Damadın evine inerken başının üzerinden buğday saçılır.

J.D: Gelinin bütün çeyizini at arabasına yüklenir orada çeyiz
sandığı yatağı süslenmiş el işlemeleri dikilmiş güzel yastıkların üstüne gelini
oturtur ve bütün köyün ortasında damadın evine kadar götürürler. Herkes seyreder
gelin de en güzel elbiseleriyle ve saçlarında taç takılmış şekilde görülür. Evlilik törenleri çok görkemli ve çok eski
gelenekleri taşır. Düğünden sonra
gelinin saçlarını topuz yaparlar bu topuzu en son bir eşarpla kapatırlar.
H.K : Sizde Gelin ve
Damadın sağdıç dediğimiz yardımcısı danışmanı var mıdır?
J.D : Evet “ vöfély
” diyoruz bu kelime anlamı ışık veren aydınlatan
demektir.
H.K: Düğünler de silah atma at yarışı veya güreş gibi
adetleriniz var mı?
J.K : Biz de kırbaç patlatma derler bazı köylerde bir sopanın ucundaki deri ip
genelde atları kovalarken elde tutulan deriden yapılmış ip. Bizde bir de BARANTA
denen bir oyun var uzun çubuklarla oynanır.

H.K : Japonlar da “ kenda” denen bir spor dalı var onamı
benziyor?
J.D : Evet aynı benziyor.
H.K : O zaman sizin Japonlarla da akrabalığınız var.
J.D : Baranta cok eskiden kalmis bir orta asyadan gelme bir
oyundur.Hala gruplar var bu törenleri devam ettirirler. Macaristandaki Turan Kurultayında
da vardı.Bir de yay çekip ok atma yarışı
vardır. Atin üstünde ok atılır hareket
halindeyken.

ATTİLA’NIN TORUNLARI AVRUPA HUNLARINDAN SEKELLERLE YAPILAN RÖPORTAJ-2
ATTİLA’NIN TORUNLARI AVRUPA HUNLARINDAN SEKELLERLE YAPILAN RÖPORTAJ-1



