İkiz Yasalar ve Etnik Grup Sayısı
Genel

İkiz Yasalar ve Etnik Grup Sayısı

“Atatürk’ü Anlamaya Çalışmak” başlıklı yazı dizimizde yeni bölüme geçmeden önce, yazmış olduğumuz eski bir yazımızı tekrardan paylaşmak istedim.

Bugünü (15/11/2008) kısaca özetlersek;

Türkiye bir ekonomik krizle karşı karşıya bırakılmış görünmekte.

Başta Tunceli Belediye Başkanı olmak üzere Devletimizin imkânlarıyla büyümüş bazı insanlar Türk Askerini “karın deşici”, Devletimizi “soykırımcı”, Tunceli’yi “açık hava cezaevi” olarak addetmektedirler. Hâlbuki asker bizim askerimizdir, halkın ta kendisidir. Böyle bir şey olması söz konusu olabilir mi? Atatürk’ün kurduğu Devletimizin görevleri belli.

Ve Devlet imkânlarıyla yetişmiş bir birey olan Can’ın “Mustafa” adlı sinema filmi…

Bunların her birisi tesadüf eseri mi bugünlerde, bir arada sunuluyor?

Türk insanı her zamankinden çok bilinçli olmak durumunda… 15.11.2008

Orhan Kaya

———————

İkiz Yasalar ve Etnik Grup Sayısı

Türkiye’de yaşayan her insanın, yetkililerin her söylediğini adım adım takip etmeleri ve son söylediği ile ilk söylediğini sürekli olarak karşılaştırması gerekiyor.

Fransa’dan başlayan milliyetçilik akımı ile birlikte pek çok devlet bölünmüştür. Bu bölünmeye rağmen hiç bir devlet bütünüyle aynı dili konuşan insanlardan oluşmamaktadır. Bölgelerde farklı diller konuşulmaktadır. Devletler bu farklılığı eğitim yolu ile kapatmaktadırlar.

Bugün Almanya’da Fransa’da, İngiltere’de, Hollanda’da, ABD’de pek çok farlı dili konuşan insanlar mevcuttur. Ancak bu insanların ülkelerinden ayrılmak gibi bir durumları söz konusu olmadığı gibi, ilgili gelişmiş ülkelerin buna müsaade etmeyecekleri de bir gerçektir.

Göçmen yasaları ile AB ülkelerinin göç almamak için dil sınavı yapmaları, farklı dillere müsamaha göstermemeleri; ülke bütünlüklerini sağlamaya yönelik önemli, güncel tedbirlerden olsa gerek…(1-2)

Dünya ülkelerini küçük parçalara bölerek, önündeki direnci azaltıp, insanları savunmasız bırakıp, dünya kaynaklarını, insan emeğini kendi lehine kullanmak isteyen emperyalist güçler; 1966 yılında Halkların Kurtuluşu için BM tarafından imzaya açılmış olan ikiz sözleşmeleri Kopenhag Kriterleri arasına almıştır.

İlgili sözleşmeler şunlardır:

— Birleşmiş Milletler Bireysel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi

— Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi

Yıllarca, sözleşmeleri imzalamaktan uzak duran Türkiye, 15 Ağustos 2000 tarihinde sözleşmeyi imzaladı. Ardından 4 Haziran 2003 günü 4867 ve 4868 sayılı kanunlar ile TBMM’de yasallaştı. 17 Haziran 2003 günü Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından onaylanarak 18 Haziran 2003 gün ve 25142 sayılı Resmi Gazetede yayınlandı ve iç hukukun üzerinde olarak yürürlüğe girdi.

Sözleşmelerin ana içerikleri:

Madde:1– Bütün halklar kendi kaderlerini tayin hakkına sahiptir. Bu hak vasıtasıyla halklar kendi siyasal statülerini serbestçe tayin edebilir ve ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmelerini serbestçe sürdürebilirler.

Madde: 2– Bütün halklar uluslararası hukuka ve karşılıklı menfaat ilkesine dayanan uluslararası ekonomik işbirliği yükümlülüklerine zarar vermemek koşuluyla, doğal kaynakları ve zenginlikleri üzerinde kendi yararına serbestçe tasarrufta bulunabilir. Bir halk sahip olduğu maddi kaynaklardan hiç bir koşulda yoksun bırakılamaz.

Madde:3– Kendini yönetemeyen ve vesayet altındaki ülkelerden sorumlu olan Devletler de dahil, bu Sözleşmeye taraf bütün Devletler, kendi kaderini tayin hakkının gerçekleştirilmesi için çaba gösterir ve Birleşmiş Milletler şartının hükümlerine uygun olarak bu hakka saygı gösterir.” (3)

Konu ile ilgili olarak Prof Dr. Cihan Dura’nın tespitleri ise kısaca şöyle:

— Halk olduğunu ileri süren herhangi bir topluluk Türkiye Cumhuriyeti’nden ayrılabilecektir. Ayrılmak istemezse şayet; Self-determinasyon hakkını kullanabilecek. Siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel gelişmelerini serbestçe belirleyebilecek. Hatta ilgili devlet bu haklı destekleyecek…

—Etnik, dinsel ve dilsel azınlıklar’’ın kültürel ve siyasal haklarının tanınması

‘’Ne var ki bu belaları başımıza saranlar ne tarih okur, ne ondan ders alır’’diyen Sayın Dura, İleride yaşanacak felaketleri de şu şekilde sıralamaktadır:

—Cumhuriyet düşmanı ve bölücü terörü daha da azgınlaşacak, üstelik bunlara uluslar arası koruma sağlayacak bir hukuki ortam oluşacaktır.

—Ayrılıkçı, bölücü, mezhepçi, tarikatçı faaliyetler meşrulaştığından, bu faaliyetle doğrudan doğruya Türkiye Cumhuriyeti yasalarına dayanılarak yürütülecektir.

— Söz konusu faaliyetleri önlemeye yönelik devlet müdahaleleri yasa dışı sayılacaktır. Yabancı güçler iç işlerimize karışacak, hatta askeri müdahale söz konusu olacaktır.(Dura s.360:362)

***

Bütün bunlardan çıkarılan sonuç şudur ki, Türkiye Cumhuriyeti sahte Atatürkçülerin elinde, AB sevdası uğruna bölünmeye doğru götürülmektedir.

Bu güne kadar siz hiç AB üyesi bir ülkenin Başbakanının çıkıp, ülkesindeki etnik gruplarla ilgili olarak ‘’aklınıza ne gelirse var’’, dediğini duydunuz mu? 

Ancak gelin görün ki Türkiye’nin birleştirici unsuru olması gereken başbakanı adeta Türkiye’nin etnik gruplara bölünmesi yönünde oldukça talihsiz beyanlar vermişlerdir. 

İşte bir beyanat:

Yeni Zelanda’nın Christchurch (İsa’nın Kilisesi) kentinde “Ulusal Avrupa Etütleri Merkezi” tarafından düzenlenen konferansa katılan Erdoğan: “Türkiye’de Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü, Boşnak aklınıza ne gelirse var’’ dedikten sonra, ‘’Bizdeki etnik unsurları birbirine bağlayan din bağıdır’’ diyor (4).

Madem din bağı bu kadar önemli, I.Dünya Savaşı’nda Osmanlı Halifesi’nin ‘’Cihat’’ çağrısına, Araplar neden uymayarak İngilizlerle bir oldular? (5) Yoksa İngilizler Müslüman mı, olmuşlardır.

Şu haberlere bir bakalım, din ne kadar birleştirici;

‘’Bağdat yakınlarında Sünni Araplar ile Şii milisler ve polis arasında çıkan çatışmalarda 19 kişinin öldüğünü açıkladı.’’ (6) 

“Afganistan’da ve Pakistan’da Şiiler ve Sünniler çatıştı’’ (7)

Osmanlı’nın son zamanları, devletimizin kuruluşu sırasındaki dış destekli iç çatışma haberleri de tıpkı bunlara benzer şekilde dünyaya yayılıyordu.

İç çatışmaların bastırılması sırasına neleri kaybettiğimizi unutmamalıyız! 

Konuyu toparlarsak;

Başbakanımızın vermiş olduğu ‘’etnik’’ ve ‘’dini’’ beyanların ve kabul edilen ‘’İkiz Yasalar’’ın Atatürk’ün hedefleri ve beyanları ile uzaktan yakından alakası bulunmamaktadır.

Kaldı ki beyanatlarda da sürekli değişiklikler de görülmektedir: 19-20 Temmuz 2007 tarihinde ATV’de canlı olarak yayınlanan ”Seçim Meydanı” programında Ali Kırca’nın sorularını yanıtlayan Erdoğan: ‘’Türkiye’de çok etnik unsurun var olduğu söyleniyor’’, diyor. Söyleyen kendisi, söyleniyor diyen de kendisi…

Ajanların ülkemizin bölünmesine yönelik araştırmalarını mesnet olarak almamak lazım… Ajanlara kalırsa Türkiye’de 47 tane etnik grup var.

Önümüzdeki dönemde; başta İkiz Yasalardan doğan haklarla ilgili olarak, bölücü isteklerin ortaya çıkacağını bilerek tedbirler alınması gerekmektedir…

Saygılarımla…

20/07/2007 

Kaynaklar:

(1): http://www.asam.org.tr/tr/yazigoster.asp?ID=1710&kat2=1

(2): http://www.ntvmsnbc.com/news/411072.asp

(3): http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=5456

(4): http://www.sabah.com.tr/2005/12/07/gnd111.html

(5): http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/3631980.asp?yazarid=28&gid=61

(6): http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2005/10/051027_iraq_clashes.shtml

(7): http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2006/02/060209_afghan_ashura.shtml

Kitap Önerisi: Prof.Dr.Cihan DURA, Sömürgeleşen Türkiye, İleri Yayınları, 2. Baskı, Ekim 2004, Beyoğlu/İstanbul

Yazar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir