Askersin, maaş alıyorsun ölebilirsin, bu senin sorunun kardeşim, tarzı.
Genel

Askersin, maaş alıyorsun ölebilirsin, bu senin sorunun kardeşim, tarzı.

Asker, asker, asker…

Yatıp kalkıp asker düşmanlığıyla büyütülenler ve de büyüyenler…

Bu durum tabi ki de tek taraflı değil.

Askerin içinde olup da bunların, bu asker düşmanlarının ellerine tutamak veren uzantıları…

Demokrasiyi askeri otoritenin hükümranlığı zannedenler ile demokrasiyi askersiz zannedenler, aşırı uçlar…

Milletine duygusuz davrananlar ile askerine duygusuz davrananlar…

Aşırı uçlar arasında milli birlik, mili duygu içerisinde demokrasiyle yaşamak isteyen sıradan insanlar…

O sıradan insanlar ki milli gelirden hak ettiği payını alamayan, yoksulluk, açlık sınırında yaşamda tutulan, kapital sahiplerinin hizmetkârları olan, çoğunluk.

Etrafı hurafelerle, dogmalarla sarılmış, sorgulama yetisini kaybetmiş çoğunluk…

Azınlığın elinde, azınlığa güç veren, can suyu olan çoğunluk…

Kapital sahipleri her şeye getiri olarak bakar.

Rant varsa, var gücüyle dalar.

Rantçılar için asker de olsa, canların bir önemi yoktur.

Bir can gider diğer yoksul bir can onun yerini doldurur, düzen bu.

Can, canını ortaya koyar, kimi zaman da gerçekten canını verir.

Yolda görev başındaki polise gelir bir sarhoş, çarpar, canını alır, sorumlusu parayla kurtulur,

İnşaatta, madende, yolda izde yetersiz emniyet tedbirlerinden, can, canını verir, sorumlusu parayla kurtulur.

Kapital düzen hâkim olunca, sisteme, canların canı hiç olur, alın yazısı olur, “burada olmazsa başka yerde bu anda olacaktı” denilerek, önüne geçilemez kader olur. Güçlü karşısında yoksul, yoksun olan da buna razı olmuş olur.

Politikacının fişeklemesiyle siyasete yön veren çoğunluk.

Politikacıdan daha katı onu savunan çoğunluk,

Daha da vahimi, çıkarı için politikacının uşağı olan, siyasete yön verebilen çoğunluk olduğu müddetçe, orada “ben” vardır, bencillik vardır, çıkar vardır, parçalanma vardır.

Her şey parçalanır.

Her şey çıkar üzerinden değerlendirilir.

Başka ülkelerin askerlerinin Irak’tan sağ salim çıkması için dualar edildiği bir ülkede,  katıldığı bir televizyon programında “asker sivil ilişkileri” bahsinde, Muhsin Kızılkaya Türk askeri için şöyle diyor: “Onun işi o. O insanların görevi hayatını vermek. Onun için maaş alıyor. Yani ekstra bana bir iyilik yapmıyor. “

“Yani ekstra bana bir iyilik yapmıyor “

Bu bakış hali, yılların bilinçaltının dışa vurumu, temsil ettiği kesimin bilinen, akla üstün gelen, ruhsuz, yürek parçalayıcı, bencil, çıkar dolu bir bakışı.

Bundan bir önceki yazımızda “Siyasallaşan devlet kadroları ve kamu hizmeti” başlığı altında ele aldığımız konuda da bu ruhsuz, bencil bakışı görebiliyoruz.

“Muhalifler Mustafa Kemal’i Meclis Dışında Bırakmak İsterken O’nun Muhteşem Çıkışı ve Selimiye Camii” başlıklı yazımızda da bu ruhsuz bakışı ele almıştık.

Siyasetçinin yaptığı sorgulanmayan hataların bedelini asker canıyla ödüyor. “Siz olsaydınız, sahanıza, devlet sınırlarınızın içine düşmanı mevzilendirir miydiniz?” başlıklı yazımızda, bunu ele almıştık.

Askerliğin doğası, barış halinde bile güç koşullarda mücadeleyi gerektiriyor. Zorluklara göğüs germenin, dayanma gücünün altında, milleti için var olduğu bilinci yatmaktadır. Askeri güçlü kılan, dayanıklı kılan, onurlu kılan bu duygudur. Bu duyguyu parayla satın alamaz, kopyayla da veremezsiniz.

Duygusuz, ekstra peşinde koşan askerinize trilyon da verseniz başarı elde edemezsiniz.

İşte bakınız 15 Temmuz darbesine, öncüleri paraya para dememişler, bol tazminatlı yaşam sürmüşler. Ancak bir tazminatsız Piyade Kıdemli Başçavuş Ömer Halisdemir, belki de çocuklarıyla bile vedalaşmadan, darbeci generali bir emirle ortadan kaldırdı. İşte ruh budur, iyilik budur. Ekstracı, ekstra beklentisi içerisinde olanlar; işte sizin gibilerin ekstrası da işte budur. Ekranlarda çıkar ahkâm keser, sefa içinde yaşarsınız.

Askerliğin doğası dışında olarak, asker olmanın gün geçtikçe güçleştiği bir ülke haline geliyor -belki de geldi-, Türkiye. Esas zor olan da, bu olsa gerek.

***

Sakarya Nehri’nin batısına çekilen ve Atatürk’ün planları dâhilinde vatan topraklarının geri alınması için hazırlıklara başlayan Türk Ordusu’na Gazi Mustafa Kemal’in çekmiş olduğu mesajı ile yazımızı bitirelim:

“Neferlere…”

“Kurtuluş için yaptığımız bu savaştan çok daha evvel sizi başka muharebe meydanlarında da tanımış idim. Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir. Her zaferin mayası sendedir. Kanaatinle, imanınla, itaatinle hiçbir korkunun yıldıramadığı demir gibi pak kalbinle düşmanı nihayet alt eden büyük gayretin için minnet ve şükranımı söylemeyi nefsime en aziz bir borç bildim. Sizin gibi kumandanları, zabitleri, neferleri olan millete, yâd elleri altında köle olmak mümkün değildir. Bu defa Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin  hakkımda yeni bir rütbe ve Gazi unvanıyla tecelli eden iltifat ve teveccühü, doğrudan doğruya size racidir. Milletin verdiği bu rütbe ile yükselen ordu, en şerefli, en ulu bir gâzâ ile mümtaz olan gene ordudur. Sizin kahramanlığınızla, sizin gösterdiğiniz nihayetsiz kahramanlıklar bu unvanı ve rütbeyi ancak size izafe ederek, bütün askerlik hayatımın en büyük sermaye-i iftiharı olarak taşıyacağım. Cenabı Hak giriştiğimiz kurtuluş mücadelesinde şerefli silah arkadaşlarıma kendilerinin  temyiz eden asaletin, civanmertliğin, kahramanlığın hakkı olan katî halası nasip etsin.

20 Eylül 1921

Başkumandan Mustafa Kemal

Yazar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir