Dünyaya gelen insan, ilk eğitimini annesinden alır. Baba, kardeş, nine, dede, amca, yenge, hala derken evden dışarı çıkmaya başlamasıyla arkadaşlarıyla öğrenme işlemine devam eder. Üç yaşında ilk ergenliğini geçirir, kız mı yoksa erkek mi olduğunu keşfeder. 0–6 yaş ilerideki yaşam tarzını belirlemede çok önemli.
Okul çağına gelen insan artık öğretmenle tanışmıştır. Öğretmenlerden etkilenme dönemi…
Eğer aile çocuk için iyi bir model olmuş ise şayet; çocuk kontrollü bir şekilde, ailesine de danışarak, yardım alarak yoluna iyi bir şekilde devem edecektir. Aile tam tersi ise, yani çocuğuna model olamıyorsa şayet, daha çok dış etkiler çocuğun şekillenmesinde etkili olacaktır.
Hele hele gençliğe adım atıştaki ikinci ergenlik döneminde ailenin, öğretmenlerin, arkadaşların etkileri daha da önem kazanmaktadır.
Derken, okul hayatı bir yere geliyor. O yer sınav dönemidir. Bir sınav ile hayata yön veriliyor. Bazen öyle oluyor ki, daha alt göreve yönelik sınavı kazanamayan çocuk, bir bakıyorsunuz ki sonradan, üst göreve yönelik sınavı kazanabiliyor. Bütün bunlar bize gösteriyor ki sınav, her şey değildir.
Sınav sonucunda kazanılan okulların kimisi mesleği garanti ederken, kimisi ise mezuniyetten sonra ferdi çabaların devamında meslek sahibi olmaya etki etmektedir.
Belli bir mesleğe yönelik sınavı kazanan insan, mesleğe yönelik ilk öğrenme işlemini tamamlayıp okulunu bitirdiğinde görevine başlamaktadır. Başlanılan görevde de her gün yeni bir şeyler öğrenerek yola devam edilmektedir. Kısacası öğrenme hiç bitmemektedir…
Bütün bu faaliyetler belli bir sistemi olan devlet çatısı altında gerçekleşmektedir.
Devlet!
Dünya sadece kendimizden ibaret olmadığı gibi, Devletimiz de dünya üzerinde tek başına değildir. Her devlet, ulusu/halkı tarafından kurulmuştur. Halk tarafından kurulan bu devletlerin içerisinde ne yazık ki zaman zaman güçler savaşı yaşanmaktadır.
Gücü elinde bulunduranlar başkalarının haklarını ne yazık ki istismar etmektedirler. Bu husus hemen hemen her ülkede böyle olmuştur. O zaman alt kademelerde olan bizler durumu her yerden, her yönü ile değerlendirmek zorundayız.
Bizim için söz konusu olan; Atatürk’ün öncülüğünde yoktan var edilen Türkiye Cumhuriyeti Devletidir.
Devletimizin kurucusunun hayatına, yaşayış tarzına, yazdıklarına, uyguladıklarına baktığımız zaman; yaptıklarını Atatürk’e dayandırmaya çalışan, bugünkü sözde Atatürkçülere hiç benzemediğini görmekteyiz.
Ne siyasetçisi ne de askeri, ne yazık ki ‘’Atatürkçü İdeoloji’’yi tam olarak hayata geçirememişlerdir.
Milletimizin bir üyesi olarak, penceremizden bunu görüyor ve yıllardır gördüğümüzü paylaşıyoruz. İstiyoruz ki Türk insanının önündeki sınırlamalar kaldırılsın.
Dünya üzerinde 276 adet irili ufaklı devlet bulunmaktadır.
Devletlerarasında çok büyük bir yarış mevcuttur.
Bu yarışta ABD, İngiltere, Japonya, Fransa, İspanya, Çin, Almanya başı çekmektedir. Atatürk’ün 10 Kasın 1938’de aramızdan ayrılması ile bizler bu yarıştan kopmuş bulunmaktayız.
Birbirimizin gelişimini engelleyerek, kıskanarak bu yarışta yer alamayız!
Türk milleti tarih boyunca başka milletlerden çok çekmiştir! İnsanların gelişiminin önüne set çekenlerin Türk olması mümkün değildir. Ama bir Arap, bir Alman, bir Amerikalı, bir Fransız veya bir İngiliz olması çok muhtemeldir…
Bütün bunlardan dolayıdır ki bizler, üzerimizde oluşturulmuş olan yılgınlık, sindirilmişlik psikolojisinden bir an evvel kurtulmak zorundayız.
Bunun yolu ise kanımca şudur. Her assubay şöyle düşünmelidir: ‘’Dünyaya geldiğim ailemin içinde bulunduğu toplumun bir üyesi olarak, şartların gereği, belli merhalelerden geçtim. Bu geçtiğim yerlerden insan olarak belli edinimlerim oldu. Bu edinimlerimi ülkemin gidişatıyla ilişkilendirmeliyim. Bana yapılanlar vicdani midir, ahlaki midir, bilimsel midir ve ülkeme bir faydası var mıdır?’’
Devletin ana unsuru olan bütün insanlarımız, daha güzel bir gelecek için böyle düşünmelidir ki, mutluluğumuz artsın ve birbirimize karşı samimi duygular besleyebilelim. Aksini düşünmek samimiyetsizliktir ki bir ülke için en kötüsü de bu olsa gerek.
Hayatı böyle algılamamız gerektiği gibi, bizi takip edenlerin de bizleri böyle anlamaları Atatürkçü İdeolojinin hayat bulması için şarttır!
Saygılarımla…
29/04/2007
kuvayimilliye.net.
emekliassubaylar.org