KULLANILMAYA HAYIR
Genel

KULLANILMAYA HAYIR

Büyük yürüyüş ‘’kanlı mı olacak, kansız mı olacak‘’ söyleminden hatırlayacağımız bir zamanların kadayıfçısının yanında başladı. Daha sonra kendisini geliştirdi, terörist dini liderlerin yanında bulunarak. Ardından Türk milletinin mazlumların yanında olmak gibi bir hassasiyetliği vardı ve ‘’minareler süngümüz’’diye bir şiir okuyarak kanunlara aykırı hareketten tutuklanarak bu hassasiyetliği kullandı. Büyükşehir belediyesinde ise yeterince ekibini kurmuştu. Hapis cezası siyasi yasakta getirdiği için 3 Kasım 2002 seçimlerine katılamadı. Sayın Başbakan yeni bir oluşuma sebep olmuş, seçimleri kazanmış ancak parti bir başkasının başbakanlığında çalışıyordu. İşin başına geçip kontrolü ele almak ve programlarından taviz vermemeleri gerekiyordu. Bunun yolu işe okuryazar oranı düşük, sivil toplum örgütleri olmayan köyde, siyaseti belirleyen en büyük kurum ile irtibata geçmekti.

İşte burada ABD’ ye iş düşüyordu. Çünkü ABD’nin haberi olmadan ülkemizde ne bir ihtilal ne de bir başbakan ortaya çıkamazdı.

Sayın Başbakan siyasi yasaklardan kurtulmak, partinin başına geçmek için basında yer alan ve TBMM’de görüşülen meşhur mektubu  ABD Savunma Bakan Vekili Dr..Paul Wolfovitz’e 4 Kasim 2002 tarihinde yazıyor (1). Mektubun özü genelkurmay başkanından randevu almayı oluşturuyor. 14 Kasım 2002 tarihinde yasaklı bir siyasetçi ile genelkurmay başkanımızın görüşmesi mektubun sonuçlarına bağlanmaktadır. Devleti için canını hiçe sayan assubayları ile zor görüşen bir genelkurmay başkanının yasaklı,’’minareler süngümüz olacak’’diyen bir kişi ile bir arada olması çok acıdır.

İşte ne olduysa bu mektuptan sonra oldu ve halen olmaya devam ediyor. Kıbrıs politikasındaki olumsuzluklar, ülkede Kürt sorunu var açıklaması, Türkiye pek çok alt kimlikleri barındırıyor şeklinde konuşmalar,12 Ajans Bölgesi, eyalet sistemi isteği, belediye kanunu ile belediye sınırlarının genişletilmesi, Telekom’un satışı, tren rayı yerine duble yollar yapılması, bayrak krizleri ve nihayetinde dış askeri silahlarla ülkemizin korunması adına bahar operasyonuna başlanması, cari açığın artması ve bunun sürdürülebilir olduğunun basına yetkililerce açıklanması,  yabancıya toprak satışı, kırmızı çizgiler, TSK’da kimlik kartlarına yedi tane ayrı rengin verilmesi (assubaylara beyazın kirlenmiş hali, tanımsız bir renk olan gri renk verilmiştir). Bir zamanlar dünyaya hükmetmiş olan insanların torunlarının başına, Türk askerinin başına çuval geçirilmesi gibi pek çok olumsuzluklar 4 Kasım 2002’den bugüne olan gelişmelerdir.

Ülkemizde 10 Kasım 1938’den sonra gelmiş geçmiş tüm iktidarlar ve genelkurmay başkanları bugünkü tablodan sorumludurlar.

Artık iş o kadar açıktan yürütülmeye başlandı ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir başbakanının kullanılması için ABD’ye taktik veriliyor. Demek ki biz ciddiye alınacak bir devlet olmaktan çıkmışız. Bu tıpkı can çekişmekte olan bir insanın organları hakkında başkalarının karar vermesine benziyor. Bu durumun sürdürülmesinin önüne geçilmesi gerekmektedir.

Nasıl ki bir Alman Başbakanı Alman Malı bir araca biniyorsa Türk Başbakanı da Türk Malı araca binmek zorundadır. Nasıl ki Fransa kendi helikopterini üretiyorsa Türk Silahlı Kuvvetleri de Türk Helikopterini üretmek zorundadır. Kimileri diyor ki biz üretirsek maliyeti fazla olur, zarar ederiz. Biz 72 milyon nüfusa sahip, alan olarak ta pek çok AB ülkesini içine alacak büyüklükteyiz. Bizim ürettiğimizi önce biz kullanalım, milyarlarca doları, euroyu dışarı vermeyelim de varsın zarar edelim. Ülkemiz batacaksa da kendi silahını üretirken yaptığı harcamalarla batsın. Artık dış alım silahlara para vermeyelim (2).Dış alım silahlara muhtaç olduğumuz müddetçe terör hiçbir zaman bitmeyecek ama bizler dış alım silahlara para akıtmaktan dolayı eriyip biteceğiz. TSK’nin Türk malı bir uçağa, bir helikoptere, bir savaş gemisine sahip olması bölgeye bir güç getireceği gibi dünya barışına da katkı sağlayacaktır.

Ülkemizin içinde bulunduğu teslimiyetin tablosunu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın özel danışmanı Cüneyd Zapsu’nun Washington’daki American Enterprise Institute adlı araştırma kuruluşunda Amerikalılara yönelik yaptığı şu konuşma özetlemektedir:

MİLLİYET GAZETESİNDE YAYIMLANAN KONUŞMANIN TÜRKÇE ÇEVİRİSİ:       

“Bu adam dürüst bir adam. Kendi inançlarına sahip ve bu inançlarında samimi. Lütfen şunu yapmaya çalışın… ‘Sömürmek’ kötü bir kelime, ama kullanmak… Bu adamdan yararlanın. Çünkü bu kişinin çok itibarı var, hem kendi inançları nedeniyle Müslüman dünyasında, hem de Batı tipi demokrasiye inanıyor. Bence onu devirmeye çalışmak, delikten aşağı koymak yerine onu kullanın… Burada ve Avrupa’da bundan yararlanmalısınız. Teklifim budur” (3).

Bu konuşmada geçen :’’Bu adamdan yararlanın…’’ cümlesinden, ‘’Başbakanın sizin desteğinize ihtiyacı var, ABD olarak bunu fırsat bilip her dediğinizi yaptırtabilirsiniz, çünkü unutmayın ki milletvekili sayısı çok, üstelik sorgusuz sualsiz el kaldırıyorlar’’ anlamını çıkartmaktayım. Konuşmasının devamında geçen ‘’…devirmeye çalışmak…yerine onu kullanın’’ cümlesi ise; Türkiye’deki hükümetleri atayan ve görevden alanın kim olduğunu göstermesi bakımından tarihi bir öneme haizdir. Konuşması ortada, daha fazla yorumlayıp yazımızı uzatmaya gerek yok. Zapsu’nun bu konuşmasını kaydeden Milliyet Gazetesinin Washington muhabiri Yasemin Çongar’a huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Sayın Deniz Baykal’ın Zapsu’nun konuşmasına getirdiği yorum şöyle:

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanı Cüneyd Zapsu’nun ABD’deki temaslarında söylediği ifade edilen, “Başbakan’ı kullanın” biçimindeki açıklamasına, “Bu, Kuzey Irak’ta Türk askerinin başına geçirilen çuvaldan daha ağır bir çuvalın Türk milletine giydirilmek istenmesidir” diye tepki gösterdi (4). Sayın Deniz Baykal’ın bu tespiti çok önemlidir. Bunun üzerine söze, yoruma gerek yoktur.

Şu anki idarecilerden memleket hayrına, assubaylar hayrına, halk hayrına medet ummak boşunadır.  TBMM’de 16 Mart 2006 günü engellenen yasamız, hattat maliye bakanının sevincinden iki elini havaya kaldırdığı yasa 27 gündür daha genelkurmaydan çıkmadı. Neden çıkmadı? Konuyu takip etmeye devam edeceğiz.

Genelkurmay başkanımız Diyarbakır’dan Demokrasi devam edecek diyor. Demokrasi, kanun önünde eşitlik, özgürlük anlamında. OYAK’a parası kesilen ve yönetime alınmayan, şehit olduğunda bile biri Hacı bayram camisinde biri Kocatepe camisinde son yolculuğuna uğurlanan bir ülkede demokrasiden ve özgürlükten bahsedemezsiniz. Diyeceksiniz ki demokrasi dediysek, eşitlik dediysek kanunların eşit uygulanması dedik. OYAK kanunu adil mi sizce? Adil hazırlanmış mı? Bu yazdığım iki husus ülkemizin demokrasisini çok iyi özetlemektedir. İnsanların ölümde bile bazıları ile aynı camide namazının kılınmasına tahammülleri yok, sağlığında. İşte ülke nereye gidiyor diyenlere bir misal.

Bizi yönetenlerin ATATÜRK’ün bize gösterdiği hedeflerin dışında başka hedefleri olduğu ve o hedeflerine giderken Türk halkının parçalara ayrılacağı, yoksul ve kimliksiz, aç-sefil bırakılacağı ortadadır. Yapacağımız tek işin ise örgütlenmek olduğu bir gerçektir. Memleket meseleleri, mesleki meseleler bir yerde çözümsüz dururken bizlerin kayıtsız kalması en büyük satılmışlıktır. Anayasal haklarımızı ve devletimizi kimseye kullandırtmamak üzere…12.04.2006

Saygılarımla…

Kaynaklar:

(1): http://hem.passagen.se/poznan1/aciklamalar.htm

(2): http://www.sabah.com.tr/gnd108.html

(3): http://www.milliyet.com.tr/2006/04/12/siyaset/axsiy02.html

(4): http://www.sabah.com.tr/siy106.html

(4): http://www.milliyet.com.tr/2006/04/12/siyaset/siy01.html

Not:
Kuvayimilliye.net’de 12.04.2006 tarihinde yayınlanmış olan yazının bugün kaynağı geçersiz olduğu görülen bağlantıları aktif edilmemiştir. (28.02.2016)

KULLANILMAYA HAYIR 

Yazar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir