Orta Doğu’ya hâkim olan Arap kabilelerine ait geleneklerin, yaşam tarzının, din bahanesiyle Türk toplumuna öğretildiği, özendirildiği, adeta dayatıldığı, belli kesimlerin bu yolla sömürüldüğü bir dönemden geçmekteyiz.
İçilen suyun bile Arap bölgesinden taşınıp, dini duygular kullanılarak pazarlandığına şahit olmaktayız.
Kamusal alana başörtüsüyle girişten sonra Cuma genelgesi ile sözde din özgürlüğüne devam.
Dini kitaplardan başka kitap okunmamasının gerektiği salık verilirken tarikat liderlerince, ülke üzerinde oynanan oyunlardan habersiz kesimler, işi sadece duaya bırakmış. Ve nedense yıllardır duaları bi türlü kabul olmuyor. Acaba neden?
Bilmiyor ki din yoluyla uyutuluyor ve asırlar önce din ile olan ilişkisini belirlemiş olan yabancıların planları, tıkır tıkır işliyor.
Bir tarafta Orta Doğu kültürü diğer tarafta Batılı devletler.
Arada Türkiye,
Sözde Avrupa Birliği üyeliğine hazırlık anlamında dayatılan reformlar, açılan paketler, fasıllar yoluyla ya da Amerika’nın menfaatleri doğrultusunda, ülke adım adım bölünmeye gidiliyor.
AB reformları adı altında etnikçiliğin körüklenmesi için verilen kültürel haklar, zamanla ülkede derin ayrılıklar doğurmayacak mı, zannediliyor.
Türkiye’nin, yıllardır mücadele verdiği PKK terörüne, güç kullanarak destek vermeyen Amerika’ya ne demeli?
Türkiye’ye biçilen “Yeşil Kuşak”, “Ilımlı İslam”, “ BOP Eş Başkanlığı” rolleri halen, nedense, bir yerli savaş uçağı, bir yerli tank vs yapamadı.
***
Ülkeyi çağın gerisine götürmek isteyenlerin, demokrasi yoluyla dayanak noktasını oluşturan, gerçeklerden habersiz kesimler şunu bilmezki; bu coğrafya ileride belli bir dönem dışında hiçbir zaman gericilere kalmayacak kadar değerli, onlar için.
Türkiye’de ilerleyen tek şey, gericilik. Fakat Türkiye coğrafyası, gelişmiş ülkelerce onlara bırakılmayacak kadar da önemli.
Dış destekli gericilerin faaliyetleri, AB-D’nin belirlediği oranda olur. Belli bir noktaya ulaştıktan sonra, o, gerici topluluklar, tarikat, mezhep yoluyla birbirlerini yok etmeye başlar. İşte o durum, bugün siyasette etkin olmuş olan tarikatların sözlü paslaşmasına da benzemez.
Atom bombası, kimyasal gaz atmalarına gerek yok. Başkasının yok etmesine de gerek yok. Geçmişte aynı ülkede hür olarak yaşamış, sonradan gericiliğin tuzağına düşmüşler, birbirlerinden kopmuş olarak, birbirlerini yok ederler.
Yaşamak için üretmek şart.
Dünya medeniyetinin cahil, üretken olmayan insanlara tahammülü yok, bunu gör(e)memek olur mu?
Medeniyet yolunda ilerleyememiş ülkelerin yoluna devam edemediğini, hâlihazırda, en hafif şekliyle görmekteyiz.
İleride daha keskin, daha kısa süreli, tıpkı zembereğin boşalması gibi yok oluşlar yaşanabilir.
Gelecek, çalışkan, üretken, birlikte yaşamın değerini bilen devletlerin olduğu gibi; medeniyetten adım adım uzaklaşmayı bir zamanlar zafer sayanlar, başka medeniyetlerin boyunduruğuna girdiğinde onları ağır işler, kölelik, aşağılık, değersiz bir yaşam bekliyor olacak.
Gelecek mi?
Bilişim çağını yaşayan dünya, her şeyi hızlı tüketen, azla yetinmeyen, tatminsiz toplumlar, geçmişe göre; günü, ayı ve yılları çok hızlı tüketiyor.
Olaylar, gelişmeler çok hızlı.