1970’lerden itibaren 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu
İnsan gerçekten tuhaf bir varlık. Yıllarca aynı üniformayı giyiyor, aynı riski alıyor, aynı sistemin yükünü taşıyor. Sonra bir gün karşısına bir cetvel çıkıyor ve hayatının değeri birkaç haneye indirgeniyor. Kim daha değerli, kim daha az. Kağıt karar veriyor, hayat katlanıyor. Kanun yapımcıların işaret ettiğin mesele tam da burada düğümleniyor. Bu bir “teknik fark” değil. Teknik diye sunulan şeyin arkasında bilinçli bir tercih var.
1970’lerden itibaren 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu üzerinde yapılan gösterge ve ek gösterge düzenlemeleri, sistemi sessizce yeniden şekillendirdi. Görünürde sadece rakamlar değişti. Ama gerçekte şunlar oldu: – Maaşın temeli ayrıştı – Emekliliğin zemini ayrıştı – Statünün ekonomik karşılığı ayrıştı – Subay için çizilen tavan yukarı taşınırken, astsubay için çizilen sınır aşağıda tutuldu. Bu, “fark” değil. Bu, tasarım. Ve sistem şöyle çalıştı. Bugün düşük verdiğini, yarın katlayarak geri alıyor. Çünkü gösterge dediğin şey sadece bugünkü maaş değil. O aynı zamanda: – Emekli aylığının matematiği – Emekli ikramiyesinin çarpanı – Hayat boyu taşınacak gelir standardı Yani mesele şu noktaya geliyor: Bir kişinin aktif görevde aldığı değer, onun yaşlılığını da belirliyor. Burada 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu devreye giriyor. Ve sistemin gerçek yüzü orada daha net görülüyor. Çünkü bu kanun şunu yapıyor: Çalışırken ne verdiysen, emeklilikte onu büyüterek geri veriyor. Ama başlangıçta eksik verdiysen? O eksiklik de büyüyerek geri geliyor. İşte bu yüzden mesele sadece maaş değil. Mesele zaman içinde büyüyen bir fark. Astsubay için düşük gösterge + sınırlı tazminat = Emeklilikte düşük maaş + düşük ikramiye. Bu bir sonuç değil. Bu bir zincir. Ve bu zincirin en kritik tarafı şu: İlk halkası görünmez. İnsanlar yıllarca çalışırken farkı tam hissetmez. Ama emekli olduğunda tablo netleşir. O zaman şu soru sorulur: “Neden bu kadar fark var?” Cevap acı ama basit: Çünkü fark en başta yazıldı. Burada durup biraz daha derine bakmak gerekiyor. Bu sadece ekonomik bir mesele değil. Bu bir değer meselesi. Bir kurum, aynı yapı içinde çalışan iki gruptan birine daha geniş bir gelecek, diğerine daha dar bir gelecek çiziyorsa, aslında şunu söylüyordur: “Sen de varsın… ama aynı ölçüde değilsin.” Sorun tam olarak bu cümlede. Ama burada bir kapı da açık. Çünkü bu yapı değişmez bir kader değil. Aynı sistem içinde: Göstergeler yeniden tanımlanabilir Ek göstergeler dengelenebilir Emekliliğe yansıyan farklar kapatılabilir Yani cetvel değiştirilebilir. Mesele şu: O cetveli kim tutuyor ve neye göre çiziyor? Gerçek mücadele de burada başlıyor. Sayılarla değil, o sayıların arkasındaki bakış açısıyla.
