Adalet & Hukuk - İş-Meslek - Toplum

CENNET ARSALARI VE BİR ABDULLAH AMCA ÖYKÜSÜ

…… ilçesinin bir köyü. ….. Yirmi km.mesafede, etrafı ormanlarla kaplı dağların arasında, her bir tarafında şırıl şırıl sularının aktığı bolca dereleriyle tanınırdı. Hemen yanı başındaki dört köye de komşuydu. Komşularına göre nüfusu kalabalık olduğundan, lokantası, bakkalı, berberi, terzisi, nalbantı, sağlık ocağı, bir de sekiz yıllık okulu ve bunlara ait lojmanlarıyla merkez köy derlerdi. Ben o zamanlar “Köy Kent” dedim.
Merkezi köyde Abdullah amca, eşi Eşe hanımla yalnızca yaşardı. Karıncayı incitmeyen bu adam, haram ve helali bilen, konu-komşuyla iyi geçinen ve köyündeki çocuklara saygısıyla ünlenen bir insandı. Bir cuma vaazında oldu ne olduysa. Hoca efendinin anlatımıyla öbür dünyası için yatırım yapacaktı. Biriktirdiği parasıyla ” cennetten bir tapu ” aldı. Aldığına pişman olmadı ama, Eşinin her gün söylediği sözlere dayanamadı, iki yıldan beri besleyip büyüttüğü kara ineğin yavrusunu satarak, “cennet tapusu satan” hokkabazların yanına geldi, bir tapu da Eşe ninenize dedi. Arsalara çok talep var, fiyatları yükseldi dedilerse de, para cebinde hazırdı ve almaya kararlıydı. Dört ay önce kendisi için aldığı cennet arsasının üç katı fiyat ne yazık ki eşe, nineye de bir arsa almaya yetmedi. Pazarlık tartışmaya, tartışma da kavgaya dönüştü, Abdullah amca bu tartaklama sonunda düştü köyün yoluna. Üstünü başını kanlı gören Zeki öğretmen işin aslını öğrendiğinde, doğruca Jandarmaya yönlendirdi kendisini. Gömleğinin düğmeleri kopuk ve kanlı kıyafetiyle karşımda duran, Köy kentli işte bu Abdullah Amcaydı. Yıl 1981.
………….. soruşturmanın tamamlanması, sanık ve tanıkların beyanı amacıyla olay mahalline gelindiğinde, henüz cuma salası verilmek üzereydi. Mahal, köy merkezinden bir kaç km. uzakta, orman içinde ve özel bir yolu olan beş katlı binadan oluşuyordu. Binanın otoparkında ilçe Kaymakamının ve ilçe Jandarma Komutanının makam araçlarını gördüm. Çevresi üç metreye yakın duvarla çevrilen binanın bahçe kapısı açıldığında Kaymakam bey ve Jandarma Komutanı, beraberlerinde ilçe Emniyet Amiri, bina şadırvanında cuma namazı için abdest alıyorlardı. Binanın arka bahçesinde yaşları 10 -15 arasında, başı sarıklı, uzunca entari görünümlü kıyafetleriyle elli kadar çocuk da vardı. Cuma namazının kılınmasını beklememiz gerekti ve öyle oldu. Binanın sahibi, yöneticisi işleticisi konumunda olduğu anlaşılan ve Abdullah Amcayı tartaklayıp döven şahsı ve iki adamını alarak, karakola döndüm. On beş güne yakın zamanda ancak tamamladığım soruşturma evrakını sanıklarla birlikte üç mevcutlu olarak üst makama teslim etmiştim. Sanıklar, orman içinde inşa ettikleri beş katlı binayı bir eğitim yuvası olarak kullanıyorlardı. Karadeniz bölgesinde bir kaç il ve ilçe köylerinden temin ettikleri yoksul ve zeki çocukları eğitiyorlardı. Bu işletmenin giderlerini de bölgenin ileri gelenlerinden, yurt dışından nasıl temin ettiklerini yirmi sayfaya yakın beyanlarında bir-bir sıralamışlar ve hayır için yaptıklarını söylemişlerdi. Arsa işine gelince; Abdullah Amca onlarca arsa sahibinden sadece biriydi. Ya arsanın tapusu! Cennet arsasının tapu belgesi, A4 teksir kağıdıydı. Kullanılan kalem ise, tükürükle ıslatıldığında morca renk veren kopya kalemiydi. Mühür bir yuvarlak meta üzerine oyulmuş arapça yazıdan ibaretti. Tapunun sağ üst köşesinde artı şeklinde dört ok, batıyı gösterenin ucunda garp, doğusunda şark, kuzeyinde Şimal, güneyi gösterenin ucunda ise Cenup yazılıydı. 2×3 metreden oluşan dikdörtgen çizimli cennet parsellerinin şekilleri de itinayla çizilmişti, en çok dikkatimi çeken ise, Huriler çeşmesi yolu ve Nar bahçesi tanımlamasıydı. Abdullah Amcanın parseli bu yola sıfır olan üç haneli numaraya haiz bir cennet arsasıydı. 
Yıl 1981 ve 12 Eylül darbesinin üzerinden bir yıl bile geçmemiş, TRT’de her gün Milli Güvenlik Konseyinin numaralı bildirileri okunurken ve cennet yurdumuzun köylerinde “Cennetten arsa satıyoruz” diyerek halkımızı dolandırıyorlar. Anadolu’nun yoksul köy çocuklarına “eğitim” adıyla beyinlerini yıkıyorlardı. Aylar, ayları kovaladı, yıllar da yılları. FETÖ denildiğinde hep bu anım aklıma gelir. En çok da büyüyüp şimdilerde 45-50 yaşına gelen yoksul ve zeki köy çocuklarını. Ne garip, der gibisiniz. Ben yıllarca hep öyle demiştim, insanlarımızın tertemiz dinsel duygularını sömürenleri, emperyalizmi, onun piyonlarını ve bu sömürüye neden olan Devleti, görmezden gelen Devlet adamlarını, yargımızın yargıçlarını, laik Cumhuriyetimizin Savcılarını, kurumsal çağdaşlaşma hedeflerimizi, Aziz Atatürk’ümüzü ve O’nun devrimlerini düşündüm hep.

Yaşasın laik Cumhuriyetimiz!

Fotoğraf açıklaması yok.

Yazar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir