1982 – 2596 Sayılı Kanun: Rakamların Büyüdüğü, Farkın Derinleştiği Dönem.
Bazen bir kanun gelir ve ilk bakışta herkese bir şey vermiş gibi görünür.
Rakamlar yükselir, tablolar yenilenir, herkesin maaşı kağıt üzerinde artar. Dışarıdan bakınca “iyileştirme” denir. Ama işin içine biraz dikkatle bakınca başka bir gerçek sessizce ortaya çıkar: artış vardır, ama adalet yoktur.
1982 tarihli 2596 sayılı Kanun tam olarak böyle bir dönüm noktasıdır. Göstergeler 410’dan 1400’e kadar genişletildi. Yani sistem büyüdü. Rakamlar şişti. Kağıt üzerindeki dünya daha “cömert” hale geldi. Ama mesele hiçbir zaman sadece rakam değildir. Mesele, o rakamların kime ne kadar yaklaştığı ya da kimden ne kadar uzaklaştığıdır. Subaylar için belirlenen göstergelere bakıldığında tablo nettir. Zirve yine onların elindedir. 1400 gibi yüksek bir tavan, sadece bir sayı değildir. Bu, maaşta, emeklilikte, ikramiyede ve hatta meslek hayatı boyunca taşınan değerde bir üst sınır demektir. Assubaylara da artış verilmiştir, evet. Ama bu artış, bir yarışta herkesi aynı hızda koşturmak değil, sadece herkesin hızını biraz artırmak gibidir. Aradaki mesafe ise aynen korunur. İnsan burada ister istemez şunu düşünür: Eğer herkes yükseltiliyorsa, neden bazıları hâlâ daha yukarıda kalıyor?
İşin en dikkat çekici tarafı ise makam tazminatıdır.
Sistem burada artık sadece “gösterge farkı” ile yetinmez. Yeni bir katman ekler. Üst komuta kademesine, maaşın belirli bir yüzdesi oranında, vergiye tabi olmayan ek bir gelir tanımlanır. Yani sadece mevcut fark korunmaz, farkın üzerine yeni bir fark daha inşa edilir. Bu noktada mesele teknik olmaktan çıkar. Çünkü bu artık sadece bir maaş hesabı değildir. Bu, kimin ne kadar değer gördüğünün sistematik bir ifadesidir. Assubaylar ne alır? Yine aynı şey: görev, sorumluluk, yük. Ve karşılığında, sadece cetvelde biraz yükselmiş rakamlar. Burada durup şu soruyu sormak gerekir: Bir meslek grubuna sürekli görev yüklenip, karşılığı sürekli sınırlı tutuluyorsa, bu bir tercih midir yoksa bir alışkanlık mı?
Kanun, maaşların düşmeyeceğini garanti altına alır. Güzel. Kimse geriye gitmez. Ama kimse şunu sormaz: İleri gidenler aynı hızla mı gidiyor? Asıl mesele tam burada başlar. Çünkü adalet, kimsenin geriye düşmemesi değil, herkesin aynı zeminde ilerleyebilmesidir. Eğer zemin baştan eğri kurulmuşsa, üzerine ne kadar düzenleme yaparsanız yapın, sonuç değişmez. Sadece eğrinin üzerindeki sayılar büyür. 2596 sayılı Kanun bu yüzden sadece bir “artış kanunu” değildir. Bu kanun, farkın artık gizlenmeden sürdürüldüğü bir aşamadır. Hatta daha da ileri giderek, farkın kurumsallaştırıldığı bir adımdır. İnsan bazen şunu fark eder: Adaletsizlik her zaman açık bir şekilde bağırmaz. Bazen çok düzenli, çok sistemli ve çok “mantıklı” görünür. Ve en tehlikelisi de budur. Çünkü o zaman kimse itiraz etmez. Herkes kendi payına düşen artışı görür. Ama kimse toplam tabloya bakmaz. Oysa gerçek şudur: Bir sistem, bazılarını yukarı taşırken diğerlerini aynı yerde tutuyorsa, orada sorun rakamda değil, bakış açısındadır. Yine de şunu unutmamak gerekir. Bu tür düzenlemeler, ne kadar güçlü görünürse görünsün, bir gerçeği tamamen örtemez: İnsan emeği, bir cetvele sığdırıldığında, er ya da geç o cetvel sorgulanır. Ve sorgulama başladığında, rakamlar değil, vicdan konuşur.


