Ya kazanacak, yükselişe geçecek,
Ya da kaybedip Araplar gibi olacak.
“Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” (M.A.Ersoy)
Medeni olmayan toplumlar medeni toplumların ayakları altında ezilmeye, parçalanmaya, yok olmaya mahkûmdurlar (Atatürk’ten esinli)
Silahlı ordularla kazanılan savaşlar eli kalem tutan ordularla taçlandırılmadıkça bir anlam ifade etmez medeniyet karşısında. (Atatürk’ten esinli)
Medeniyet?
Ne onun, ne de sonsuza dek başkasının.
Medeniyet ilim aşığı.
Kültürsüzlerle birlikte yol almıyor.
Medeniyet meydana getirmek bir ilim ve o aklın sonucudur.
İlmi ve aklı kim rehber edinirse medeniyet sancağı onundur.
Medeniyet; güçtür, kuvvettir, şanlıdır, çekim merkezidir.
Medeniyetsizlik ise; zayıflık, çelimsizlik, yıkılma, parçalanma, kaçış ve yok oluştur. Kaçarlarken yok olurlar.
Yunan medeniyetinden 9 asır sonra ilim kaynaklı olarak dünyaya medeniyet sunan Arap İslam âlemi ilimden ve de akıldan uzaklaştıkça sonsuz ve sınırsız medeniyeti elinden uçurdu. Başka diyarlarda yer edindi medeniyet.
İslam inancından öncesinde bir medeniyet meydana getirmiş, İslam inancında geçtiği şekli ile Türk “kavmi” Müslümanlığı yaşamaya başladıktan sonra, geçmişten gelen köklü kültürü ile meydana getirdiği işler Müslümanlığa mal olmuş, diğer inanç sahipleri üzerindeki etkileri nedeniyle de İslam’ın benimsenerek yayılmasına katkı sunmuş ta ki 16’ncı yüzyıla dek.
Ebu Kamil Şuca, Ebu’l Vefa, Ebu Maşer, Evliya Çelebi, Farabi, Gıyasüddin Cemşid, Harizmi, İbni Haldun, İbni Sina, İbni Hatip, İbni Türk, İbni Yunu, Ömer Hayyam, Piri Reis gibi pek çok aydın İslam Medeniyeti’ne katkı sunmuş, onun bir medeniyet olarak anılmasına vesile olmuştur.
Medeniyet ihmale gelmez.
Bizans’ta melekler erkek midir, dişi midir? Tartışılırken Fatih İstanbul’u fetheder.
Gördüler mi medeniyetin cinsiyetini?
Medeniyet, Türk’tü.
Türklüğe düşmanlıklarının en büyük temel taşı işte bu dur.
İstanbul’un fethi, ulaşılan medeniyetin bir sonucundan başka bir şey değildir. İslam inancına sahip diğer kabileler dururken, sonradan o inanca girmiş Türklerce bunun gerçekleştirilmiş olması iyi etüt edilmelidir. Cennet vaat edilmiş bir yeri neden Türkler fethedebildi?
Bugünlerde Araplaştırılmaya çalışılan Türler konusu hep gündemde. Aslında Araplar Türkleşmeli, ya da kimse kimseleşmemeli.
Fatih Sultan Mehmet; Bizans’ı aldıktan sonra İstanbul’dan Avrupa’ya kaçan ya da sürülen ilim insanları Batı’da Rönesans’ın başlamasına sebep olurken, yıllar sonra “meleklerin erkek mi dişi mi” olduğu tartışmaları birkaç asır sonra ne yazık ki Osmanlı’nın da başına gelecekti. Toprak kayıpları o tür tartışmaların bir sonucudur.
Bu ilimsizlik hali bir sarmaldır ve toplumların, kavimlerin en büyük tuzağıdır. Bilmeyenler sık sık bu tuzağa düşerler.
Günümüzdeki din konulu tartışmalar incelendiğinde; tartışmaların ahlak, adalet, hakkaniyet, bilim temelli olmaması, sözde şekilcilik, daha çok baskı aracı olmaları nedeni ile oldukça endişe verici olduğu ilmi bakışla görülebilmektedir.
Orta Doğu’da yerleşik Arap Dünyası ile birlikte tüm İslam inancına sahip toplumlar 16’ncı yüzyılda kaybettiği ilmi, Türkiye 20’nci yüzyılda yakaladığı için diğer mazlum milletlerce Atatürk’e hayranlık duyulmuştur ta ki 1945 yılından sonra Amerikancı sözde Türk yazarların (Sivas Kongresi’nde izlerinin görülebileceği gibi) O’nu karalayıp yıldızları parlayıncaya dek.
Ne yazık ki CHP döneminde, 1945’den itibaren başlayan Sovyet/Rusya tehdidi, ABD tuzağı Türkiye’de Atatürk döneminde başlamış olan ilmin gerilemesinin, tercümeye muhtaç bırakılmasının, dışarıdan hazırının alınmasının başlangıcı olmuştur. Bu olgu hesap edilirken, öncesinden gelen; Osmanlı Dönemi’nde (tüm etki sahası hariç) sadece bugünkü sınırlar içerisinde Amerika, İngiltere, Fransa gibi ülkeler tarafından açılmış okullarda okumuşlar, yine bu ülkelerce desteklenen iç ayaklanmalar yolu ile “güçsüzleştirilme” süreci devam edilmiş olduğu da hesaba katılmalıdır.
Dinin bilim güder genel ilkeleri göz ardı edilerek günümüzde yapılmakta olan tartışmalar derinleşerek devam etmekte.
Yalnızca (Arapçası Allah) (Türkçesi) Tanrı’ya bağlı olunarak, “Tanrı bilir de siz bilmezsiniz.” Tanrı buyruğu ile bizzat O’nun kelamları Kur’an-ı Kerim’den okunduğunda; insanların aklını kullanmasının ön plana çıktığı, (dinde bile) zorlama olmayacağı, adil olunması, (diğer kabileleri) sen yönet fakat adalet ile yönet sonuçları açıkça elde edilebilmektedir.
Öyleyse çoğunluğu İslam inancına sahip nüfusu barındıran ülkelerin, günümüzde; aklın ve dolayısıyla ilmin ışığında bir medeniyet meydana getirmeyip; insana/insanlığa hizmet olan teknolojide, bilimde, eğitimde, sağlıkta, geri kalmaları niye?
Geri kalmışlıktan dolayı, üstelik de başka dinden inançlara sahip devletlerle (kabilelerle) işbirlikleri, onlardan sürekli ilmi ürünleri almaları niye? Hep Çin’den alma, Çin ol. Atatürk ol.
Kıbleyi kıldan ince hesap eder görünenler, bunları neden hesap etmezler?
Bir kenarda dursun diğer kavimleri adalet içinde yönetmek, kendi kavmini adalet ile yönetmemek niye?
Korkma ve kaçma, aç Kur’an-ı Oku!