Birlik ve beraberlik ortak geçmiş üzerine kurulur.
Ortak geçmiş;
Ortaklaşa yaşanılan,
Yol arkadaşlığından,
Birlikte verilen yaşam mücadelesinden gelir. Başka türlü nereden gelir, var mı başkaca bir izahı.
Birlikte verilen mücadeleler kendi destanlarını da meydana getirir, tıpkı; Manas Destanı, Yaradılış Destanı, Alp Er Tunga Destanı, Şu Destanı, Oğuz Kağan Destanı, Bozkurt Destanı, Türeyiş Destanı, Göç Destanı, Ergenekon Destanı, gibi. Bu destanlar Türklerin, yaşam mücadelesini birlikte kazanmalarının destanıdır.
Destanların dışında renkler vardır, milletlerin yaşamında. “Altaylar’da 7-11’inci asırlarda yaşamış Türk beylerinin mezarlarında yapılan kazılarda, yeşil, sarı, kırmızı ipekli elbise giydirilmiş cesetlerin bulunması bu üç rengin Türklerin’de milli rengi olduğu kadar dini değere de haiz bulunduğunu göstermektedir.” (Ali Tayyar Önder, Türkiye’nin Etnik Yapısı, Fark yayınları, 32. Baskı, s.184)
Birlik ve beraberlik denilen olgunun fayda verebilmesi için, ortak geçmişin, yaşanmamış diğer kültürlerin esaretine düşmemesi gerekir.
Türk kültürü, kendini yaşarken, yaşatırken, Türk milleti başarılar elde ederken, ne zaman ki başka kültürlerin, başka destanların etkisine girdi, işte o zamandan sonra gerilemeye başladı.
Destanların yayılışı, sanayi, kentleşme olmadan önce diyardan diyara yayılır, dilden dile dolaşır, benlik oluştururdu, nesilden nesile.
Türk, ne zaman ki Arap kültürü etkisinde kaldı, kaybetmeye başladı.
Bu etki din değişikliyle başladı.
Türklerin nasıl bir etki altına girmiş olduğunu “Araplar ve Türkler” başlığı altında iki bölümde ele almış bulunuyoruz.
Günümüzde birlik ve beraberlik arayışında olanlar, bunu “ümmetçilik” altında gerçekleştirmeyi ummaktalar.
Hâlbuki bu mümkün değil.
“Tarikatlar elinde geleceği belirsizleşme yolunda ilerleyen Türkler ve Türkiye” başlığı altında Türkiye’deki, her birisi kendi iktidarı peşinde koşan tarikatları ele aldık. Sayıları otuzu geçen tarikatların birleşmesi mümkün mü? Bu sadece Türkiye’deki dağılmışlık. Ya diğer İslam inancının çoğunlukta olduğu ülkelerin durumu? Bir tarikatın eline güç geçmesi halinde nereleri yapmak isteyebileceğini 15 Temmuz darbe girişimi yeterince göstermedi mi?
Yabancı ülkeler, Türkiye ile nasıl mücadele edeceğini, ülkeyi nasıl geri götürebileceğini gayet iyi bilmekte. Bu gerçek, Osmanlı’nın gerileme ve nihayetinde işgaline götüren süreçten biliniyor.
NATO’ya girişle başlayan Ilımlı İslam, Yeşil Kuşak İslam, İslam Federasyonu gibi Amerikan projeleri ülkeyi yerli uçağından, yerli otomobilinden, yerli sanayisinden etmiş, halkı yoksul, dışa bağımlı hale getirmekten başkaca bir şey yapmamış halde. Ülkenin aleyhine olan Avrupa Birliği anlaşmaları, protokolleri de cabası…
Kendi saltanatları uğruna bir devleti çağdaş değerlerinden koparıcı, başkalarının egemenliğine terk edici yapılar, devleti yönetenler tarafından engellenmelidir. Bu, bir varoluş, birlik ve beraberlik mücadelesidir adeta.
Türkiye’nin tek birleştirici unsuru vardır, o da Türklük bilincidir.