Gelişmemiş ülkelerin halkını kandırmanın, köle yapmanın araçlarından bir diğeri de etnikçilik
Genel

Gelişmemiş ülkelerin halkını kandırmanın, köle yapmanın araçlarından bir diğeri de etnikçilik

Bir bütün halinde yaşamak – yaşatmak dururken,

Kişilerin birinci önceliği insanca yaşam için gerekli maddi koşullar oluşturulmamışken, yani kişiler açlık ve yoksulluk altında yaşam mücadelesi verirken

Kişilere medeni bir düzeyde yaşam sunmak yerine onları etnik gruplar haline getirme çabaları, hatta etnik düzeyde yapılanma olmamasının, ekonomik düzeye adeta bir engel teşkil ettiğini savunmak ve kitlelere bu düşünceyi dayatmak…

Yıllardır yazılı ve görsel basın yoluyla Türk halkını meşgul eden etnikçilik tartışmalarının başında Kürtçülük…

Etniklik, kişinin kendisini nasıl gördüğünü ifade edişi…

Uluslararası kabule göre bir kesimin etnik grup olabilmesi için kendisini öyle ifade edenlerin toplumun geneline oranının %35 olması gerekli.

Türkiye ile ilgili değişik değişik etnik grup sayıları ifade edilmekte.

Kimisi 47, kimisi 45, kimisi 36, kimisi 32 etnik grup var dese de değişik yıllardaki araştırma sonuçlarına göre, tüm etnik grupların genel nüfusa oranı %6’yı geçmiyor.

Eğer gerçekten de %35 gibi bir oran olsaydı etnikçiler amaçlarına çoktan ulaşmış olabilecekler idi.

Bir yanda tarikatçılar, diğer yanda etnikçi terör örgütü yandaşları olduğu halde başlatılan Ergenekon, Balyoz davaları sonrası gündeme alınan etnikçilik içerikli açılım sürecinde “Türkiye Cumhuriyetini kendisi ile hesaplaştırdık” denilmesine rağmen, Türk halkı etnikçilik tuzağına düşmemiş, açılım sürecine tepkisini ortaya koymuş halde. Geçmişte etnikçiliği parlatanlar, özendirenler ise şimdilerde milliyetçilik rolünde… Eğer halk, o dönem onları desteklese idi kim bilir neler neler olacaktı.

Etnikçiliği savunalar zenginlik içinde yaşamlarını sürdürürken sözde haklarını savunduklarını ifade ettiği kişiler yoksul ve açlıkla mücadele içinde… Bu durum onların umurlarında mı?

Aynı şekilde tarikatların başındaki din baronları da zenginlik içinde sefa sürerken, tarikat üyeleri yoksulluğunun farkında bile değil, üstelik haline şükür içerisinde.

Etnikçiler ve dinci yapılar sistemli olarak ülkeyi zayıf tutmanın, halkı fakirleştirmenin birer dış araçları. Geçmişleri yüzlerce yıla dayanıyor. Her gün bunların tartışmaları medyada… Ne açlık, ne yoksulluk umurlarında bile değil…

Hâlbuki demokrasinin ve de kişilerin yaşamı için; etnikçilik, tarikatçılık, yoksulluk değil, üretime dayalı zenginlik gerekli.

Yazar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir