Türk demokrasi tarihi, bireyin padişahın tebaası olmaktan çıkıp ayrıcalıksız eşit yurttaş olmaya, medeni hakları elde etmeye uzanan iç ve dış güçlüklerle dolu bir “ulusal uyanış” sürecidir, denilebilir.
Sarayın ve tebaanın içine düştüğü olumsuz durumdan çıkarılabilmesi için yenileşme hareketleri Tanzimat Fermanı (Gülhane Hatt-ı Şerifi) (3 Kasım 1839) ve Islahat Fermanı (18 Şubat 1856) istenilen sonucu vermeyince Namık Kemallerin, Ali Suavilerin, Mithat Paşaların (Genç Osmanlılar) başlattığı ve İttihat ve Terakki (Jön Türkler) kadrolarının devam ettirdiği meşveret ve meclis mücadelesi, yalnızca sarayın mutlakıyetine karşı değil; aynı zamanda bu coğrafyada halk tarafından “denetlenebilir” bir devlet sistemi görmek istemeyen emperyalizme karşı da verilmiştir (1-2).
Halen verilmekte olan demokrasi mücadelesi
Bugün, ana muhalefet partisi CHP’nin en üst irade organı olan kurultayın, 4-5 Kasım 2023’te Yüksek Seçim Kurulu’nun gözetimi ve denetimi altında aldığı kararların, adli yargı tarafından yetki sınırları aşılarak ‘mutlak butlan’ adı altında geriye dönük iptal edilmesi, yüz elli yılı aşan parlamenter ve demokratik kazanımları, anayasal sistemi ve hukuki güvenliği, kuralların ön görülebilirliği hukuk ilkelerini temelden sarsan tarihsel bir hadise.
Bu makalede, söz konusu yargı kararının kamu hukuku açısından yarattığı etkileri, hukuki kavramlardan olan “yetki gaspı”; meselenin arka planı, 31 Mart Vakası’ndan Düyun-u Umumiye’ye ve günümüz küresel sermayesinin Asya ve Ortadoğu’da “hayırsever monarşi” beklentilerine uzanan tarihsel bir gezinti yapacağız…
Birlikte, medeni sistem içinde yaşamı düzenleyen alan; kuralları belirli, ön görülür, güvence veren kamu hukuku.
Türk Devlet Yapısında Yargı Kurumları ve “Yatay İş Bölümü”
Türkiye Cumhuriyeti’nde yargı yetkisi, Anayasa’nın 9. maddesine göre “bağımsız ve tarafsız mahkemelerce” kullanılır. Ancak Türk yargı sistemi tek bir yapıdan ibaret olmayıp; dikey bir hiyerarşi (derece mahkemeleri ve temyiz) ve yatay bir iş bölümü (yargı kolları) üzerine kuruludur (3). Anayasamız, hiçbir yargı kurumuna sınırsız yetki vermemiş, her birinin sınırlarını kesin çizgilerle belirlemiştir.
Kamu hukukunda, devletin kurumları ve işleyişi arasındaki dengeyi sağlayan bu “yatay iş bölümü” ve mahkemelerin kesin sınırları şu şekildedir:
|
Yargı Kolu ve Alanı |
İlk Derece (Davanın Açıldığı Yer) |
İstinaf (İkinci İnceleme) |
Temyiz / Nihai Karar Merci |
Kesin Görev ve Yetki Alanı |
|
Anayasa Yargısı |
– |
– |
Anayasa Mahkemesi (AYM) |
Kanunların iptali, bireysel başvurular, siyasi parti kapatma davaları (4). |
|
Seçim Yargısı |
İl ve İlçe Seçim Kurulları |
– |
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) |
Seçimlerin yönetimi, siyasi partilerin kurultay/kongre itirazları. |
|
Adli Yargı (Genel Hukuk) |
Asliye Hukuk ve Sulh Hukuk Mahkemeleri |
Bölge Adliye Mahkemesi |
Yargıtay |
Kişiler arası borç, eşya, miras, tapu ve sıradan dernek davaları. (Not: Siyasi partilerin iç tüzük ve seçim süreçlerinin denetimi bu mahkemenin görev alanı dışındadır.) |
|
Adli Yargı (İhtisas Hukuk) |
Aile, İş, Ticaret, Tüketici Mahkemeleri |
Bölge Adliye Mahkemesi |
Yargıtay |
Boşanma, işçi-işveren sorunları, ticari anlaşmazlıklar, tüketici hakları. |
|
Adli Yargı (Ceza) |
Asliye Ceza, Ağır Ceza, Çocuk Mahkemeleri |
Bölge Adliye Mahkemesi |
Yargıtay |
Türk Ceza Kanunu’na göre suç sayılan fiillerin yargılanması. |
|
İdari Yargı |
İdare ve Vergi Mahkemeleri |
Bölge İdare Mahkemesi |
Danıştay |
İdarenin (devletin) hukuka aykırı işlemlerine açılan iptal davaları. |
|
Uyuşmazlık Yargısı |
– |
– |
Uyuşmazlık Mahkemesi |
Adli ve İdari yargı kolları arasında çıkan görev çakışmalarının çözümü. |
Bu yatay iş bölümünden ve çizelgeden de açıkça anlaşılacağı üzere; adli yargının (hukuk mahkemelerinin) asli görevi, vatandaşlar veya özel hukuk tüzel kişileri arasındaki ticari, ailevi veya borçlar hukukuna dayalı uyuşmazlıkları incelemektir.
Siyasi partiler gibi kaynağını doğrudan Anayasa’dan alan, kamu gücüyle ve demokratik iradeyle hareket eden yapıların iç işleyişi, kurultayları ve yaptırım süreçleri Asliye Hukuk mahkemelerinin değil; Anayasa Mahkemesi ve Yüksek Seçim Kurulu’nun münhasır (tekil) alanıdır. Bir yargı kolunun kendi alanından çıkıp diğerinin alanına girmesinin hukuken kavramsal karşılığı “yetki gaspı”.
Meclis, meclisin için dolduran milletvekilleri, ardındaki delege ve üyeler yoluyla kendi kendini yönetmeye kavuşmak bizim coğrafyamızda Avrupa ve Amerika tarafından istenen sistemler değil,
Parlamenter Sisteme Karşı Emperyalist İttifak ve 31 Mart Vakası
Osmanlı İmparatorluğu’nda Kanun-i Esasi’nin ilanı (23 Aralık 1876) ve Meclis-i Mebusan’ın açılması (19 Mart 1877), dönemin en büyük sömürgeci gücü olan İngiltere’nin Orta Doğu ve Asya politikaları için büyük bir tehdit oluşturmuştur. Mısır, Hindistan ve diğer sömürgelerinde milyonlarca insanı tahakküm altında tutarak sömüren İngiliz aklı; İstanbul’da meşruiyetini halktan alan ve işleyen bir parlamentonun kendi sömürgeleri için adeta bir “Ulusal Uyanış” modeli olacağından, kontrollerinden çıkmasından korkmuştur (5).
Bu korku, meclisin içeriden çökertilmesi için yerel unsurların kışkırtılmasına zemin hazırlamıştır. 1909 yılındaki 31 Mart Vakası, meşrutiyet rejimini ve meclisi hedef alan gerici bir ayaklanmadır. İngiltere destekli bu süreçte; özellikle İngiliz Büyükelçiliği görevlisi Gerald H. Fitzmaurice’in kahvehane ve camileri dolaşarak İttihat ve Terakki’nin “Yahudi, mason ve dinsiz” olduğu yönünde kara propaganda yapması, meclise karşı planlanan ayaklanmanın toplumsal tohumlarını ekmiştir (6). Derviş Vahdeti’nin Volkan gazetesinde kümelenen İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti mensupları ve burada yer alan Said Nursi gibi figürlerin yazı ve söylemleri de bu kışkırtmalara eklenince hedef tamamen meclis iradesini yok etmeye dönüşür (7). Amaçları açıktı: Ortak aklı ve denetimi temsil eden meclisi işlevsizleştirmek ve devleti, yeniden tek bir merkezin manipülasyonuna açık hale getirmek.
Meclisi Kapatmak İçin Bahane Üretmek: 93 Harbi, İstibdat ve Kurumsal İflas
Milli iradeyi askıya almak isteyen güçler daima “beka” temalı bahanelere sığınmıştır. II. Abdülhamid, meşrutiyeti ilan etmek sözüyle 31.08.1876’da tahta çıkmış ve ilan ettiği Anayasa’nın ruhuna aykırı biçimde padişahlığının birinci yılı dolduktan kısa bir süre sonra 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nı (93 Harbi) ve ülkenin içinde bulunduğu buhranı bahane ederek Meclis-i Mebusan’ı 13.02.1878’de süresiz olarak tatil etmiş ve 30 yıl sürecek bir istibdat rejimini başlatmıştır (8).
Meclisin ve meşveretin ortadan kalkmasıyla birlikte devlet her türlü rasyonel denetimden uzaklaşmış, “Devleti kurtarmak” adına kurulan bu denetimsiz yapının faturası son derece ağır olmuştur: Bugünkü Türkiye’nin iki katı büyüklüğünde devasa toprak kayıpları yaşanmış, rasyonel ekonomik aklın devreden çıkmasıyla devlet iflas bayrağını çekmiş ve 1881 Muharrem Kararnamesi ile kurulan Düyun-u Umumiye yönetimi, devletin mali egemenliğini yabancı alacaklılara teslim etmiştir (9). Tarih bize açıkça göstermektedir ki; kurumların, meclislerin ve ortak aklın “kriz var” denilerek kapatılması, hukuk dışına çıkılması devleti kurtarmaz; aksine onu dış etkilere ve ekonomik çöküşe karşı tamamen savunmasız bırakır.
Amerika’nın Monarşi Kılıcı Asya ve Orta Doğu’da Dönüyor
Tom Barrack’ın “Hayırsever Monarşi”si ve Şekli Demokrasiler
Bugün, Cumhuriyetimizin kurumlarına yönelen müdahaleleri, küresel hegemonik aklın beklentilerinden bağımsız okuyamayız. ABD Başkanı Donald Trump’ın yakın danışmanlarından, küresel sermaye temsilcisi Tom Barrack’ın Orta Doğu vizyonu için kullandığı “hayırsever diktatörlük/monarşi” (benevolent dictatorship/monarchy) ve Ortadoğu’da Batı tarzı demokrasinin işlemeyeceğine dair “monarşik cumhuriyet” söylemleri, Amerikan sömürgeci aklının itirafıdır (10).
Batı emperyalizmi, kendi coğrafyasında hukukun üstünlüğünü savunurken; sömürmek, yönetmek, kendilerine rakip olmaması temelinde “Öteki” olarak gördüğü coğrafyalarda; kuralların mahkemeler eliyle bir gecede değişebildiği, siyasi partilerin ve parlamentoların işlevsizleştirildiği, tek bir güçlü figürle anlaşıldığında tüm ülkenin kaynaklarının (tıpkı Düyun-u Umumiye gibi) kontrol edilebildiği “şekli cumhuriyetler” (monarşik cumhuriyetler) arzulamaktadır. Bir ülkede adli yargının, yetkisini aşarak ana muhalefet partisinin iradesini yok sayması, tam da bu “kurumları zayıflatılmış, öngörülemez monarşik cumhuriyet” profiline hizmet eden bir eylemdir, denilebilir.
CHP Kurultayının “Mutlak Butlan” Kararı: Kamu Hukukunda Yetki Gaspı
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesinin, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 4-5 Kasım 2023 tarihli 38. Olağan Kurultayı’nı geriye dönük olarak “mutlak butlan” ile iptal etmesi ve kayyum türevi bir kararla eski yönetimi göreve iade etmesi, Anayasa’nın ve Siyasi Partiler Kanunu’nun (SPK) açıkça ihlalidir.
Şimdi ilgili maddelere bakalım:
- Yetki Gaspı ve YSK’nın Alanına Müdahale: Siyasi partilerin büyük kongreleri, basit birer dernek toplantısı değil; Türk demokrasisinin, siyasal yaşamının ana unsurlarıdır. Anayasa’nın 79. maddesi gereği seçim süreçlerinin yönetimi, denetimi ve itirazların karara bağlanması münhasıran Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) tekelindedir. Seçimlerin güvenliği veya delegenin iradesinin fesada uğradığı iddialarını incelemek adli yargının değil, seçim kurullarının işidir. Adli bir mahkemenin bu alana girmesi, kamu hukukunda en ağır sakatlık hallerinden biri olan yetki gaspıdır (11).
- Siyasi Partiler Kanunu’nun İhlali: SPK’nın 21. maddesi, kurultay itirazları için hak düşürücü kısa süreler (günlerle ifade edilen) öngörür ve şayet bir iptal kararı verilirse, mahkemeye sadece “yeni seçim tarihini belirleme” yetkisi verir. Görev ve Yetki yönüyle Dava şartlarının uygun olup olmadığı ele alınmaksızın Anayasa ve SPK’ya göre açıkça yetki alanı dışındaki konuya bakmış olan Mahkemenin, kanunun kendisine vermediği bir inceleme/karar verme yetkisini kullanarak önceki parti yönetimini göreve iade etmesi (ihtiyati tedbir yoluyla dahi olsa); Anayasa Mahkemesi ve YSK’da olan münhasır yetkiyi ve kanun koyucunun (TBMM) iradesini görmezden gelmesi demektir. Bu tutum, hukuki anlamda sadece bir ‘yetki gaspı’ değil, aynı zamanda yargısal etkinlik yoluyla kanun koyucunun koymadığı bir kuralı, dayanaksız ikame etme girişimi (12)
- Anayasa Madde 69 ve AYM’nin Yetkisi: Bir siyasi partinin anayasal düzene veya kanunlara aykırı fiillerinden dolayı denetlenmesi veya faaliyetinin durdurulması/kapatılması yetkisi yalnızca Anayasa Mahkemesi’nde. Yetki dışı bir Hukuk Dairesinin verdiği “mutlak butlan” kararı, partiyi fiilen yönetilemez ve işleyemez hale getirerek, Anayasa Mahkemesi’nin “münhasır yargı yetkisini” fiilen gasp etmiş halde (13).
2008 yılından İtibaren CHP Genel Başkanını Değiştirme Arayışında Olan Amerika ve İsveç
Milliyet gazetesi yazarı Melih AŞIK’ın 1 Haziran 2023 tarihli “Nasıl Gelmişti” başlıklı yazısında Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanı oluşunu Onur Öymen’nin “Baskılara Direnirken” (Remzi Kitabevi – 2020) adlı kitabından özetle aktarıyor:
Melih Aşık: Nasıl gelmişti?
01 Haziran 2023
Deniz Baykal, 10 Mayıs 2010 tarihinde istifa etti. Kılıçdaroğlu 22 Mayıs 2010 tarihinde Genel Başkan seçildi.
Bu süreçle ilgili gelişmeleri zamanın CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in “Baskılara Direnirken” (Remzi Kitabevi – 2020) adlı kitabından özetleyelim…
***
Baykal’ın istifasına yol açan kaset komplosundan birkaç ay önce, merkezi İsveç’te bulunan Silk Road Enstitüsü’nün yetkilisi Svante Cornell, Onur Öymen’i Ankara’da ziyaret eder. Bu Enstitü’nün ABD’deki Foreign Policy Council ile de ilişkisi vardır. Svante Cornell, Öymen’le sohbetin ardından kendisine Türkiye ile ilgili 77 sayfalık bir rapor bırakır. Raporda yer alan geleceğe ilişkin üç senaryodan biri şudur:
“Deniz Baykal istifa etmek zorunda bırakılır. Onun yerine Kemal Kılıçdaroğlu genel başkanlığa seçilir. Kılıçdaroğlu parti politikalarını değiştirir ve bunun üzerine Avrupa’daki bazı partiler tarafından desteklenir.”
Onur Bey, bu raporla ilgili olarak hem Baykal hem Kılıçdaroğlu’na bilgi verir. Kılıçdaroğlu bu bilgiyi sessizce dinlemekle yetinir.
O günlerde Baykal’a yönelik bir suikast ihbarı partiye ulaşır. İhbar İstanbul kaynaklıdır. Yılmaz Ateş, İstanbul Emniyeti’ne giderek olayı araştırır. Kendisine Baykal’a suikast yapacak kişinin sonradan vazgeçtiği bilgisi verilir.
Ertesi gün kaset olayı patlak verir.
İstifasını veren Baykal, evinde Önder Sav, Mustafa Özyürek, Yılmaz Ateş ve Onur Öymen’le yaptığı toplantıda “Partinin başına kim geçebilir?” diye sorar. Peşinden, “Aranızda konuşun ve mutabık kalacağınız bir arkadaşın ismini bana bildirin” der. Onur Öymen ve arkadaşları Baykal sonrasını görüşmeye vakit bulamadan sürpriz şekilde Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olacağı haberiyle karşılaşırlar. Öymen, haberi, sabah vakti partinin garajına arabasını park ederken tesadüfen Kemal Bey’le karşılaştığında kendisinden öğrenir. Şaşkınlık içinde kalır.
***
Birkaç hafta sonra Wikileaks skandalı patlak verir. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın bazı dış merkezlerle yaptığı yazışmalar ortalığa saçılır. Bu belgelerden biri Ankara’daki ABD Büyükelçiliği’nin merkeze gönderdiği telgraftır. Nisan 2008 tarihli telgrafta şu satırlar okunmaktadır:
“…Baykal’ın uzaklaştırılması ve yerine hiç değilse daha münasip bir muhalefet liderinin işbaşına getirilmesi, Erdoğan’ın iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’ne karşı askeri ve adli baskılara nazaran daha etkili bir yol olabilir.”
Diğer kimi telgraflardan, “CHP’nin Kemalist, laik ve milliyetçi bir parti olmasının ABD nezdinde rahatsızlık yarattığı” anlaşılmaktadır.
***
Yine Wikileaks belgelerine göre… ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton 1 Ocak 2009 tarihinde (kaset komplosundan 16 ay önce) Ankara’daki ABD Büyükelçiliği’ne gönderdiği telgrafta şu soruları sormaktadır:
– CHP Genel Başkanı Baykal’ın partisindeki gücü nedir?
– Parti içinde Baykal’ın liderliğini tehdit edebilecek durumlar var mıdır?
– Varsa, bu şahıslar dışarıdan destek alıyor mu?
Muhtemel adaylar öncekilere nazaran daha iyi olabilecekleri umudunu nereden alıyorlar?
– Baykal’ın Grup Başkan Vekili Kemal Kılıçdaroğlu ile ilişkileri nasıldır?
– Baykal kendini Kılıçdaroğlu’nun popülaritesine karşı korumak için hangi önlemleri alabilir?
– Parti liderliği için başka güvenilir muhtemel adaylar kimlerdir?
***
Kitabı yazan ve belgeleri sergileyen değerli diplomat Onur Öymen’in dediği gibi:
Yabancı devletlerin muhalefet partilerinin liderlerini değiştirme girişimlerinin örnekleri pek fazla değildir.
Baykal’ın gidişi ve Kılıçdaroğlu’nun gelişi o yüzden özel bir önem taşıyor.
Wikileaks belgeleri ABD’nin 2008 yılından itibaren Tayyip Erdoğan’ın karşısına çıkaracak bir muhalefet lideri aradığını, Laik Kemalist kimliği yüzünden Deniz Baykal’ı kendisine yakın görmediğini ve Kemal Kılıçdaroğlu adını aylar öncesinden gündemine aldığını ortaya koyuyor. Bu bir hayali masal değil, belgeli hikâyedir. (14)(15)
***
Sonuç: Hukuki Güvenlik ve Demokratik Cumhuriyetin Müdafaası
Bir adli yargı merciinin, Türk Medeni Kanunu’nun borçlar ve sözleşmeler hukuku için tasarladığı “mutlak butlan” kavramını anayasal bir organa (siyasi partiye) karşı bir araç gibi kullanması, hukuki güvenlik ilkesinin tahribatıdır. Hukuki güvenlik ilkesi, doktrinde veya Anayasa Mahkemesi kararlarında yer alan soyut bir teori değil; devletin bekası ve demokratik sistemin işleyişi için yaşamsal bir anayasal zorunluluktur. Yargı organlarının, kararlarında ‘hukuk devleti’ ilkesini ve onun en temel unsurları olan ‘belirlilik’ ve ‘öngörülebilirlik’ ilkelerini gözetmeleri bir takdir konusu değil, Anayasa’nın 2. maddesinden kaynaklanan asli bir görevdir. “Mutlak butlan” gibi kanunda öngörülmeyen ve hukuk dışı araçlarla siyasi iradeyi işlevsizleştiren bir yargı pratiği, Anayasa’nın çizdiği yetki sınırlarını ihlal ettiği gibi, hukuki istikrarı da bizzat yargı eliyle tahrip etmektedir. Üzerinden iki yıl geçmiş, kararlar almış bir yönetimin geriye dönük yok sayılması; hukuk devletini istikrarsızlaştırır ve uluslararası saygınlığını zedeler.
Tarihsel döngü açıktır: Meclis-i Mebusan’ın kapısına kilit vuran Abdülhamid istibdadının sonu toprak kaybı, mali iflas ve Sevr’e giden yoldur; milli iradenin tecellisi olan kurultayları yetkisiz mahkeme kararlarıyla yok sayan “yargısal etkinlik”in sonu ise devleti kurumsuzlaştırıp “hayırsever monarşilere” çevirmek isteyenleri sevindirir. Türkiye’nin sahip olduğu; Laik, Demokratik Cumhuriyet, sosyal hukuk devleti sistemi, ulus ve üniter yapısı gelecek nesillere bırakılacak en önemli mirastır…
Kaynak:
(1) Mehmet GÖK, Bir ihtilalci olarak Ali Suavi, Karatay Sosyal Araştırmalar Dergisi, (7), 173-198, 31.10.2021 (Yeni Osmanlılar)
(2) Yrd. Doç. Dr. Durdu Mehmet BURAK, Osmanlı Devletinde Jön Türk Hareketinin Başlaması ve Etkileri, (DergiPark)
(3) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (1982), Üçüncü Bölüm: Yargı Organı (Madde 138-160).
(4) 6216 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun. (Madde 3 d-e)
(5) Cengiz Özakıncı, Türkiye’nin Siyasi İntiharı: Yeni-Osmanlı Tuzağı (29. Basım). Otopsi Yayınları, s. 170-171. (İngiliz emperyalizminin Osmanlı meclisinden duyduğu rahatsızlık ve sömürgelerine örnek olmasını engelleme çabaları).
(6) Cengiz Özakıncı, “Tarihin Bilinmeyen Yüzü”,
(7) Yrd. Doç. Dr. Selim Sezer, (2017). Volkan Gazetesinde 31 Mart Vakası. Nişantaşı Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 5(2), 143-159. (31 Mart Vakası sürecinde Derviş Vahdeti, İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti ve Volkan gazetesinin rolü).
(8) Türk Dünyası Ansiklopedisi. (2026). II. Abdülhamid (1842-1918). https://turkdunyasiansiklopedisi.gov.tr/detay/1603/II.-Abd%C3%BClhamid-(1842-1918 (02.06.2026)
(9) Burcu Adiloğlu ve Göksel Yücel, (2021). Düyûn-ı Umûmiyye Osmanlı Devlet Borçları İdaresi. Muhasebe ve Finans Tarihi Araştırmaları Dergisi, (21), 67-78.
(10) Barrack, T. (2019, Şubat). Milken Institute Middle East and North Africa (MENA) Summit konuşması. (Ortadoğu’da Batı tarzı demokrasi eleştirisi ve Amerikan basınında geniş yankı uyandıran “hayırsever diktatörlük” söylemi).(08.12.2025 – Diken)
(11) Emin Hüseyinoğlu ve İrem Tekin, (2025). Yargı kararları ışığında idari işlemin yetki unsuru ve yetki unsurundaki hukuka aykırılık halleri. Karabük Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 5(1), 52-65.
(12) 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunu, Madde 21 (İtirazların karara bağlanması ve hâkimin yetki sınırları).
(13) Prof. Dr. Ersan Şen, (2025). Anayasa, Kanun, AYM ve İHAM Kararlarında Siyasi Parti Kapatma. Şen Hukuk Bürosu Yayınları. (02.02.2026)
(14) Melih Aşık: Nasıl gelmişti?, 01 Haziran 2023, Milliyet gazetesi
(16) Arş. Gör. Kerim AZAK, “Anayasa Mahkemesi Kararlarında Hukuki Güvenlik İlkesi”