İç karışıklıkların belli bir seviyeye ulaşması beklendikten sonra yapılan darbe sonucu, ülkedeki sağ-sol kardeş kavgasını bitiren sözde güce rağmen, PKK terör örgütünün palazlanmasına göz yumanlar,
Devlet içine sinsice girenler,
Devletin tersanelerini, eğitim kurumlarını ele geçirenler,
Devletin gizli belgelerini harmanlayanlar,
T.C Devleti ile hesaplaşanlar,
Yabancılara toprak ve sanayi tesisleri satanlar,
Ülkenin kurucusuna sarhoş diyenler,
Yerli teknolojisini hayata geçiremeden dünyayı şekillendirmeye kalkanlar,
Körfez savaşı sırasında alınan ilk göç dalgasından sonra, BOP’un etkisiyle Suriye’den alınan ikinci göç dalgasıyla Türkiye’nin demografik yapısını bozanlar,
Suriyelilerin ülkede yarattığı kavgalarda hayatını kaybedenler,
Ülkenin eskisinden daha zor şartlarda ve çeşitlilikte terörle mücadele vermesine sebep olanlar,
Her gün teröre kurban verdiğimiz şehitlerimiz,
Hiçbir şey yokmuş gibi gündemleri açılışlarla geçiştirenler…
BM’de bekleyen Türkiye dosyaları,
Amerikan mahkemelerinde siyasilere uzanmış iddialar,
Haksızlıklarını gidermek için çaba veren, adaletten yoksun, yoksul, açlık sınırında yaşatılanlar,
Yardım paketlerine muhtaç kitleler,
Parçalanan birlik, dirlik,
Dağılan aileler,
Tecavüze uğrayan çocuklar,
Bir tarafta mutlu azınlık,
Diğer tarafta azınlıktan kat be kat yığınla mutsuzlar,
Tarikatlar, şıhlar, şeyhler,
Ülkeyi çağdaş seviyeye çıkartmak için boşa geçen zamanlar…
Bugün Gençliğe Hitabeye şöyle bir baktığımızda, orada yazılı bazı şeylerin gerçekleşmiş olduğunu görüyoruz.
Umarız ki diğer şeyler gerçekleşmesin.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk Gençliğe Hitabesinde gelecek kuşaklara diyor ki;
Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen,
Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.
Bu temel senin en kıymetli hazinendir.
İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dâhili ve harici bedhahların olacaktır.
Bir gün,
istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen,
vazifeye atılmak için,
içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!
Bu imkân ve şerait,
çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir.
İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar,
bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.
Cebren ve hile ile aziz vatanın kaleleri zaptedilmiş,
bütün tersanelerine girilmiş,
bütün orduları dağıtılmış
ve
memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.
Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere,
memleketin dahilinde,
iktidara sahip olanlar
gaflet
ve
dalâlet
ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler.
Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.
Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı!
İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen,
Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti’ni kurtarmaktır!
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!