Bir meslektaşımız gönderdiği iletisinde, yaşadığı anılarını dile getirmiş. Günlüğünü okuduğumda öncelikli olarak, hazırlamadaki günlerim canlandı gözümün önünde. Ardından sınıf okulu ve meslek. Burada farklı bir branşın yaşadığı sıkıntıları yüreğimde hissettim…
Yazıda şiddet, aşağılama, öz güveni yok etme derecesine varan cezalar okuyacaksınız. Aslında bunlar halk arasında askerliğe ilişkin anlatılan konular. Farklı bir şey yok. Ancak, insanı bir ayna kabul edersek, belli hareketler karşısında öğrendiğini uyguladığını da unutmamalıyız. Burada kişinin kendisini geliştirmesi önem kazanıyor. Öz güvenine sahip çıkan insanlar olumsuzlukları kolaylıkla aşmakta, adeta zorla dayatılan olumsuzluklara yaşamında yer vermemektedir. Öz güveni şekillendiren en önemli yerin aile olduğunu, sonradan öğrenilenlerin öz güvende aile kadar etkili olmadığını düşünürsek, sağlıklı ailede ve çevrede yetişen insanların tutumlarının daha sağlıklı olacağı bir gerçek…
‘’Okul’’ ve ‘’Assubaylık’’ olmak üzere iki bölümden oluşan yazımıza, TEMAD tüzüğünden bir madde ile başlayalım:
TE M A D G Ü N C E L L E N M İ Ş T Ü Z Ü Ğ Ü D Ü R
MADDE 1. Derneğin kuruluş, isim ve amacı aşağıda gösterilmiştir:
a. Türk Silâhlı Kuvvetlerinde astsubay olarak görev yapıp, emeklilik ve maluliyet nedenleriyle ayrılan Astsubaylar, bunların eşleri ile vefat eden Astsubayların dul ve yetimlerinin sosyal, kültürel ve hukuki ihtiyaçlarını karşılamak, askerlik mesleğine ilişkin ortak anılarını yaşatmak ve dayanışmalarını devam ettirmek amacı ile 16.06.1983 gün ve 2847 sayılı Kanun hükümleri uyarınca kamu yararına çalışan dernekler statüsünde TÜRKİYE EMEKLİ ASTSUBAYLAR DERNEĞİ kurulmuştur.
***
ASSUBAYIN GÜNLÜĞÜNDEN
OKUL DÖNEMİ
Sınavı kazanmışım yaşasın. Ama gurbetlik var keşke uzak olmasaydı. Yazık babacığım bu kadar çaba sarf etmese istemese buraya girmeyi istemezdim. Ama dışarıda kalırsam babam maddi açıdan daha da sıkışacak ve kardeşlerim okuyamayacak. Mülakat tamam, sağlık muayenesini de geçtim.
Bu gün okula kayıt günü ve babam ne düşündü acaba beni buraya bırakıp giderken. Benim içim çok kötü oldu. İlk defa ailemden bu kadar çok ayrı kalacağım. Saç tıraşı yaptılar, kıyafet verdiler. Dersler daha başlamadı. Sabah 6 kalk, 6:30 kahvaltı, 7:00 etüd ve dersler,12:30 öğle yemeği, 18:30 akşam yemeği, 20:00 etüd 22:00 yat, arada içtima ve yoklamalar ve koğuş nöbeti. Eğitimler var. Sınıf subayları sert, bana hiç olmadı ama çok arkadaşı dövdüler. Üst sınıflar da var. Dalmaya gör, fırçayı yiyorsun. Nasıl bir yer burası, bu koku, kimim ben? Neden buradayım? Gitmek istiyorum evimi özledim. Bu kocaman içtima sahası, Allah’ım nasıl geçecek bu kadar sene? Başarabilecek miyim? Ya sınıf ta kalırsam? Yüklenme senedi de var, ailem mahvolur. İlk dönem 4 zayıfım var, izne gidiyorum ama ilk defa zayıf gördüler karnemde. Ama başarılı olacağım. Çok özlemişim onları…
Tekrar ayrılık vakti geldi. Okula gidiyorum yine. Hiç sevmiyorum bunu. Sabahın köründe orada olmak, serinlik ve sonraki stres…
Bu sabah saat 4:00 da kaldırdı sınıf subayı bizi. Arkadaşlar çöp bırakmışlar izinden yeni geldik. Çok uykum var ve dersler de…
Arkadaş altına lacivert çorap giymiş, sınıf subayı hem dövdü hem de çorapları ağzına aldırıp, bir sütunun başına geçirdi ve gelene geçene o çorap ağzında iken selam veriyor. Tabiî ki 13, 14, 15, 16 yaşındaki çocuğa güçleri yetiyor. Çabuk büyümeli ve hiç kalmamalıyım sınıfta. Zaten 1 defa kalabiliyorsun 2nci defa kalan atılıyor. Hafta sonu izinsizlik, çarşı izni, sıra bekle, çık, tekrar okula dön. Dayanamıyorum bazen. Sinemaya bilet al koş babam koş.
Nihayet bütün zayıf derslerimi kurtardım ve teşekkür de aldım. İzne gidiyorum ama 1 ay evvelden gelip kampa gideceğiz.
Yine ayrılık vakti, bu kadar çok gidip geldim ama hala alışamadım…
Garda silah elde, sırtımızda çanta bekliyoruz. Trenle gidiyoruz.
Burası daha garip, su yok, tuvaletler pis, sabah spor, güneş altında eğitim, deniz. Çadırlar arazide, çok merdiven var.. Yer kampetinde yatıyoruz, akrepler var. Deniz kenarında nöbet tutuyoruz ve gece buz gibi. Komutan çadırı nöbetçisi saatlerce orada dikili duruyor güneş altında. İyi ki ben tutmuyorum…
Kostüm değiştiriyoruz hep. Sabah kahvaltı eğitim kıyafetli, gel ‘’3 dakikada her kes spor kıyafetiyle burada olacak, zaman tutuyoruuum.’’ Koş. Herkes koşuyor ve kimsenin birine bakacak hali yok. İstersen koşma hazır olma ceza var. Ya komando dansı ya şınav ya da sürünme ya da 2 saat öğle istirahatında sırt çantalı güneş altında esas duruşta beklemek. Spordan sonra eğitim kıyafeti. Eğitimden gel deniz kıyafeti giy, sonra deniz, sonra eğitim elbisesi, yemek, istirahat, eşofman, eğitim elbisesi vs. Hep aynı dönence…
Deniz kıyafeti ile kum ve çalılar içinde süründük, her yerimiz yara oldu, asfalt kollarımıza yapıştı, sonra deniz. Sebep: Arkadaşlar konuşmuş. Bıktım artık ‘’ İstikamet deniz dağılın marş marş’’ toplan atış vs.
Sigara içen arkadaşlar yakalanmış sınıf subayına, o tütünleri yedirdi onlara ve popolarına vurarak M1 piyade tüfeğini kırdı döverken. Sen bu yaşa çocuk getirdin mi? Okuldan at, ceza ver dövmekte neyin nesi?
Nihayet kamp bitti, ATAT kampı. ( Mesleğin sonuna kadar gideceğim tek kamp olacağını bilseydim, iki sini de daha iyi değerlendirirdim.) Biz yer kampetinde, Harbiyeliler büyük çadır ve ranzalarda kalıyorlar. Ne adalet? Bir de 2nci sınıfta vardı.
Artık 3ncü sınıfım. Fakat ilk 3 e giren hariç üniversite sınavına girmemize müsaade edilmiyor. Kaçak gireriz diye hafta sonu izinleri bile yasaklandı. Bir de ceza alaya gör. Saat başı yoklama içtimalar hariç…
Sınıf seçimi var, sınıf sonuncusu en iyi sınıfa seçilmiş. Tekrar sınıf seçimi yapıldı. Bilgisayar ders ve disiplin durumuna göre herkes bir sınıf a seçildi.. Hayırlısı olsun…
Ama arada yaşananlar, duygularım, hislerim, özlemlerim anlatmaya kalksam buraya sığmaz ve anlaşılması zor.
Artık sınıf okulundayım. İlk önce çavuş talimgâh denilen olay var. Bu eğitimi assubaylar vermeli bize, uzman çavuş ya da kıta çavuşları değil. Sigara serbest.. Bu arada hazırlama okulunda hiç sigara içmeyen ben, okulun son günü bir sigara içerek bu anlamsızlığa başlamış oldum.
Bir aydan fazla, sıkışarak yemek yediğimiz, berbat bir eğitim bitti ve okula geldik. Harbiyeliler de var. Kurs takım komutanı onlarla basketbol maçı yaparken bizi taş toplamaya gönderdi ve bizim gözümüzün önünde oynamalarını kabul edemedim. Sonuçta onlar da biz de öğrenciyiz, kursiyeriz. Bizi çağırdı taş toplamadığımızı fark edince, bağırdı çağırdı. Hazırlamadan gelen üç arkadaştık biz. Neyse dersler başladı, derse uygun adımda git gel, Harbiyeliler serbest. İki kişi yürüyorsa uygun adım, tek kişi ise koşarak gidecekmiş. Ara sınavlar ve finaller kura çekimi ve mezuniyet. Ben İstanbul’u çektim. Sonra staj dönemi….sonra da tayin yerleri…
ASSUBAYLIK DÖNEMİ
Ya misafirhane olsa bari gittiğimiz birlikte. Nasıl ev tutacağız, nasıl eşya alacağız bu maaşla? Kimseyi de tanımıyorum. Ordu evinde kaldık ama onbeş gün sonra çıkın dediler. Bir sürü insan var burada kalan ama bize daha fazla müsaade etmediler. Ev tuttuk mecburen. Elektrik, su, eşya… Para gidiyor elbet. Dışarıda yemek maaş yetmiyor. Bekârlık zor… Ya bir de görev çıktı. Eşya almak gerek! Ankara’ya otobüs, oradan kurye uçağı… Ama hepsi bizden gidiyor. Hem ev kirası, hem ordu evi, hem telefon, hem yemek hepsi para… Ne yapacağız? Para yok. Görev bitti, sivil uçakla dönelim. Gene cepten. Harcırahlar DUYUNa kaldı. Ne zaman alırız acaba zaten 40 gün güney doğu, 20 gün birliğimde kalıyorum. İlk görevin harcırahı bile gelmedi. Bu üçüncü görev… Hep bizim cepten gidiyor. Bir de duyuna kalmış. Bir dahaki sene Temmuz ayında aldık parayı. Enflasyona aşırı yenik düşüyor tabii ki 1.5 yıl önceye göre ödeme yapılınca. Masrafı hesap edin işte. Bu aradaki görevleri de…
En iyisi evlenmek galiba… Ama ne ile? Düğün, eşya, ev, gel,git hepsi masraf. Ne yapalım kredi kartı, kredi ile evlenelim kısmet varken. Sıkıntı var hep tabii ki. Maddi manevi. Görev var. Hanımı annemlere bıraksam, olay… Annelerine bıraksam gene olay… En iyisi götüreyim misafirhanede kalsın. Bu sıkışık durumda bir de gelgit yapmayalım.
Bir gün nöbet, bir gün istirahat… Ayda ortalama dört nöbet var, sabah 7 de kalkıp servise biniyorum. Ertesi gün 9 da nöbeti teslim ediyorum, tekrar nöbet yerinden birliğe git, üzerini değiş, otobüs bekle, eve varmam 11:30 u buluyor. Yat gecenin bir vakti kalk, ertesi gün mesai hayatımız mahvoluyor. Diğer emniyet birimlerinde 24 saat nöbete 48 saat istirahat var. Birde istirahatsız nöbet tutmuştum. Gece 00:00 a kadar yatmak yasak, gündüz mesai, sonra devriye, akşam ve yat yoklaması. Gece yattım uyudum derken saat 01:00 oluyor. 3:00-5:00 devriye var 2:45 te uyan, 5:00 da devriye biter saat 6:00 kalk, kahvaltı vs tekrar o kadar uykuyla mesaiye devam. Resmen aşırı şekilde yıpratıcı bu nöbetler. Bir de geçen gün bir arkadaş mesaj atmış, 30 km uzağa nöbete gidiyorlarmış, nöbet grupları 3 kişi sadece ve kendi ceplerinden 4 vasıta değiştirip gidip geliyorlarmış. Ayda 10 nöbet düşer. 10×4 vasıta gidiş(1.5 ytlx4=6x 2= bir nöbete =12) yani 120 ytl nöbete gidip gelmek için ceplerinden veriyorlar demektir bu…Ha bir de devriye saatleri, sabah toplantıda yine tartışma çıktı, kura çekilecekti, birileri razı değilmiş, atıştık yine, gene 1-3,3-5 devriyeleri assubayların, diğerleri subayların. Bedenen, fikren çalışan biziz ama bu adaletsizlik hep var.
Lojmanda sıra var, giremiyorsun, ev tutayım diyorsun ve nerdeyse maaşın yarısı kira. Yakıt, elektrik, su maaşın yarısını epey geçiyor nasıl adalet bu ya? Bizim sayımız çok fazla ama kontenjanımız sayıya oranla çok az. Hiç kampa başvurmadım daha, zaten sıra bize gelmiyor.
Devrem anlatıyor: Ya, sabah spora çıkıyoruz, duş yok, tekrar terli kıyafetlerle helikopter başına çıkıyoruz, pal rüzgârına maruz kalıyoruz, hasta oluyoruz. Sabah arkadaşlar helikopteri ayazda hazırladılar, bakım subayını iki defa çağırdım, çalıştırıp gidecek ama gazetem bitsin gelirim diyor. Arkadaşları göndersem, gelip bulamayacak bir sürü mevzu olacak. O çalıştırdığında, sabah ayazda çıkan arkadaş hala pal rüzgârında olacak, susturup gidecek, arkadaş işini tamamlamak için ayazda kalmaya devam edecek. Bir de istirahat saati koymaya kalkmışlar öğleden önce 10:00-10:15, öğleden sonra 15:00-15:15 biz işçi değiliz ki diyor. Ben teknisyenim, o zaman elimdeki işi bırakıp istirahata nasıl gideyim, ben saatime karar veririm diyor.
Bir de bunlardan 2000 yılında kişi başı 2 YTL kağıt parası kesmişler. Birlik yeni kurulduğu için ikmal kanalı çalışmıyormuş… Çalıştırın…
Güler misin ağlar mısın? Bu arkadaşların kıyafeti uçuş tulumu vs. savaş zamanı da bu kıyafet olacak üzerinde. Denetleme heyeti illaki kamuflaj elbise ve miğfer giyeceksiniz diyormuş. Ha bir de bu uçucu arkadaşlar çok marifetli YARIM KANAT bröve ile uçuyorlar hepsi de. Diğeri de uçuş tazminatı… Yerde işi yapan arkadaşlar, pilotla aynı riskle bindiği uçakta uçup bir de yerde tekrar bakım yapıyorlar ama UÇUŞ TAZMİNATLARI pilotlardan az. Bunun bir oranı varmış jet pilotları %8, pilotlar %4, teknisyenler %2. Yıpranmaysa aynı, görevse teknisyenin daha fazla, riskte hepsi eşit.
Ya bu gün yine mesai varmış. Denetleme hazırlığı… Bu gün tam 3 aydır, cumartesi Pazar dâhil sabah 7 akşam 21:00 mesaideyiz. 21:00 da mesai bitiyor, birliğin bir kısmı mesaiye kaldığı için (sadece biz) 21:00 de kalkan servis semt semt dağıtıyor, genelde yakınlık değil kıdem sırasına göre gittiği oluyor servisin. Benim evde olmam 22:30 üzerini değiş, duş, yemek, yat. Hanımla aramız bozulacak. Ya biz insanız kardeşim. Fazla mesai parası vermiyorsun diye bu kadarı da fazla ama ya.
Para kesintileri vardı, dilekçe vermiştim, yine kesinti yapılmış maaşımdan. Dilekçe verdim, komutan yanına çağırmış;’’ 4 dilekçe var, 5 inci nerede? İstifa dilekçen nerde?’’ dedi. Ben de ‘’ Mecburi hizmetim dolsaydı onu da verirdim komutanım.’’ dedim. Dilekçeleri al yoksa birliği didik didik ederim dedi, birlik komutanım da yanımda. Ben kararımı birlik komutanıma bildireceğim dedim, o esnada o birliği talan etmeye gitmiş. Nasıl adalet? Dilekçeyi almasam, hem arkadaşlarla, hem birlik komutanları ile aram bozulacak dedim ve dilekçemi geri aldım.
Bu zorlamalardan bıktım artık.
***
kuvayimilliye.net
emekliassubaylar.org
31.08.2008