KÖYÜMDEN BİR AZİZ MEHMET ÖYKÜSÜ
Adalet & Hukuk - İş-Meslek - Toplum

KÖYÜMDEN BİR AZİZ MEHMET ÖYKÜSÜ

Hak ve adalet denilince, Ulusal ve yöresel öz geçmişimden tarihsel ve öyküsel kaynaklar gelir aklıma. Yani; önceki yılları yaşayanların, haksızlıklara karşı gösterdikleri tepkiler, bu uğurda verdikleri mücadele, kişisel yaşamları vd. 
Örneğin; Beş yüz yıl önce yaşamış Köroğlu. Bolu’da beylere karşı duruşu, Padişah sarayının ağır vergi salımlarına olan tepkisiyle yöre halkına tutmak istediği ışığı düşünürüm bu cesur ve kahramanın eyleminde. Tabi düşünmek istediğinde sıralanır gider bu yiğitler. Bolu dağlarından, Adana’nın Toros’larına uzandığımda Anadolu’nun yiğit insanı Türkmen aşiretlerini görürüm. Huzurlu, barış ve kardeşçe yaşamlarını sürdüren Türkmenlerin buradaki varlığını sürdüren Avşarlardır. Hayvancılıkla uğraştıklarından, sürüleriyle oradan oraya göçer yaşam tarzı olan çilekeş insanlardır. 18. yy.da Padişah ve Saray hükümeti tarafından Sivas’ın köylerinde zorunlu iskana tabi tutulduklarında:
Avşar İli yaylasına göçmedik,
Aşın yeyip sularını içmedik, 
Tenhalarda kendimizden geçmedik,
Can ağlasın hain felek utansın !
sözleriyle, özgürlüğe olan düşkünlüğünü, baskıya ve zulme karşıtlığını şiirle dile getiren, Dadaloğlu hiç unutulur mu?

Gelelim bizin Aziz Mehmet öyküsüne. Aziz Mehmet benim de doğup büyüdüğüm köyümden gelen bir nesil. Soyadı kanunu çıktığında, dedeleri her ne kadar AYHAN soyadı almışsa da, iyi bir sülaleden gelir. Adı Mehmet AYHAN ! Aziz Mehmet derlerdi. İyiydi, cesurdu, çevikti Aziz’lerin Mehmet.Gençliğinde, köyümün gözü pek, atılgan gençlerindendi. Ateş gibiydi, seri, atak ve çevik bir yapısı vardı. Bir evin tek oğluydu. Babası, analığı, bir ablası, bir de kız kardeşi vardı. İleride kimimiz Aziz Mehmet, kimimiz de Ateş Mehmet diyecektik.o’na. Zamanı gelince, herkes gibi askere gitti. Ama ne var ki, köyünde bıraktıklarına huzur yoktu. Kendisi gibi tek erkek evlat olan babası Abdullah dayı, sıkıntılara düştü. Geçim derdi, Ailede artarak devam ederken, sahip olduğu arazileri elinden birer birer kayıp gidiyordu. Araziler, köy muhtarlık senetleriyle düşük fiyatlarla el değiştiriyordu. …. dönüm tarla elli lira ve bir kurban parası on lira da üste değerleriyle satılıyordu. Ailesinin yaşadığı ağır huzursuzluklar, arazilerin el değişimi elbette kısa mektuplarla, uzun süreli asker Aziz Mehmet’i derinden etkiledi, talimgahtaki huzursuzluğunu artırdı. Babasına yapılan bunca haksızlıkları dur demek, ailesine baskı yapanların hadlerini bildirmek için, birlik komutanından izin istediyse de, çabaları boşa çıktı. Birliğinden firar edip, ansızın köyümüze geldi ve sorun yaratanları teker teker avlayarak, köyümün dar sokaklarını onlara zindan etti. Firarının kısa sürede duyulması, hem Devlet makamlarını hem de köyümüz yaşamını değiştirdi. İki günde bir, evini kuşatan Jandarmalar her seferinde köyümüzden elleri boş dönüyorlardı. Yakalanmasını sağlamak için Muhtar ile Karakol Komutanı Zeynel Onbaşı bir planla Aziz Mehmet’i köy odasına alsa da, tuvaletin penceresinden kuş gibi uçup giderek, onca Jandarmanın arasından kaçması, o’nun namına nam kattı ve bundan sonra Komutanın deyimiyle Ateş Mehmet olarak anılmaya başladı. Köyümüzün mantarlık sırtlarındaki, Maden tepelerindeki palamutların karartılı gölgeleri Ateş Mehmet’in geceli – gündüzlü ikametgahıydı. Bazı gecelerde tıklayan kapımızın eşiğinde hep Azizlerin Ateş Mehmet’i görür ve korkardım. Oysa o’nun korkusu bize değil, ailesine zarar verenler içindi. Her geldiğinde anam ve babam yemek verir, o da karnını doyurur giderdi. Saldığı korku, korkması gerekenlere çok etkiliyordu. Kaçak yaşamı devam ederken, gönlü bir köy kızına tutuldu. Kızı kendine aşık etti ve köyümüzün dağlarında sevdiğiyle evlenerek, kaçak yaşamı birlikte paylaşmışlardı. Hüzünlü ortak yaşamları bir cinayetle sonlanana ve yakalanıp tutuklanana kadar. Her iki sevgili de hüküm giydiler, Ateş Mehmet bir ceza evine, karısı başka ceza evine. Mahkumluk yaşamları, merhum Başbakan Karaoğlan’ın genel affıyla sonlansa da, artık bir araya gelmeyeceklerdi. Ömrü hep acı ve haksızlık yapanlara karşı mücadeleyle geçen Ateş Mehmet’in özgür yaşamı da, yoksulluk ve acılarla sürüp gitti. Yakalandığı hastalık, bir bacağının kesilmesine neden olduğunda, zorlu geçen yaşam koşullarına daha fazla dayanamayıp, bu dünyadan göçüp gitti. Her insan gibi o’nun da sevmeyenleri olabilir, ama çocukluğumda yiğitliği, cesur ve ataklığıyla tanıdığım Ateş Mehmet’i, köyümün bir evladı olarak rahmetle anıyorum.
Anadolu şehir, kasaba ve köylerinde yaşanan acıların asıl kaynağı, yukarıda sunmaya çalıştığım üç merhum şahsın yaşamlarını etkisi altına alarak verdikleri mücadelenin başlangıç unsuru hak ve adalet talebidir. Günümüzde bir çok örneği bulunan hak ve adalet tanımamazlığı, güçlünün güçsüzü ezmeye kalkması gibi hukuka saygısız davranma fiil ve eylemleri hepimiz için zararlı, gelecek nesillerimizin yaşamlarını karartıcı olacaktır. Oysa; İnsanların, hak ve adalet içinde ve özgürce yaşam tarzını benimseyerek, Ülkenin kurumsal yaşamına katkıda bulunması, yöresel ve Ulusal mutluluğumuzu daha da güçlendirecektir. Sonrasında ise, mutlu, kalkınmış ve geleceği aydınlık bir Ülkemiz olacaktır.

Sağlık ve mutlulukla yaşamamız için lütfen ” adaleti ” önemseyin, güncel yaşamınız hep adalet içinde geçsin.

Yazar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir