Toprak kokusuna özlem duyduğu gözlerinin taa derinlerinden anlaşılıyordu. Ağarmaya yüz tutmuş saçları kıvırcıktı. Dilimizi öğrenmiş, güncel yurt haberlerini anlatıyordu çekingen arkadaşına. Bizi fark edince, buruşmuş ellerini, soğuktan buz kesilmiş yüzüne umutla götürdü. Selamımızı sevinçle aldılar. 
Her ikisi de Suriye’li olup, can güvenliklerini korumak için Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne sığındıklarını anlattılar. Ülkemizde, insani olan tüm gereksinimlerinin ve sorunlarının karşılanmakta olduğunu memnuniyetle ifade eden bu iki yabancının, aileleriyle birlikte geldikleri üç yıllık Türkiye yaşamının, üç aydan beri İzmir’de devam ettiğini anladık.
On dakikalık kısa sohbetimizden bana kalan, son cümleleriydi : Ah vatanım !

Taş, taş üstünde kalmasa da, kendi Ülkesine dönmeyi çok arzuluyordu. Küçücük de olsa sıcacık yuvayı, o yuvanın eşyalarını, zamanı geldiğinde ekip kaldırdığı tarlayı, gölgesinde dinlenirken dalından koparıp yavrularına verdiği inciri. Çocuklarının oyunları, komşularının sesleri, kasabaya giderken üzerinden geçtiği köprü, köyünün hemen altından geçen derenin şırıltıları, okuduğu okullar, askerlik yaptığı kışla, çalıştığı fabrika çalışma arkadaşlarıydı vatan. Suriye’li için iyi ve kötü gündü vatan. Emekti, kazançtı, özgürlüktü, her şeyiydi vatan ! Vatan kokusu, yurt kokusu, toprak kokusu. Onun değerinin üzerine başka değer olmamalıydı. Zorluklara, yoksulluklara yenik düşse de, vatanın savunması söz konusu olduğunda, birlik olup korunmalıydı.
İnsanın vatansever duygusunu, hiçbir güç değiştirmemeliydi.
Vatan yoksa, yaşam da yokmuş demek istiyordu. Vatanı bıraktık da geldik buralara demek istiyordu. Topraklarında cirit atan yabancılar tarafından vatanının parçalanacağını düşünüyordu sanki ! Ama çaresizdi. Eş, Ev, bahçe, iş, komşu. Hiçbiri yok ortalıkta. 
Özgürlüğe de,
Bayrağa da,
sevgi olmayınca;
Vatana sahip olabilmek zor, Suriye’li kardeşim.
” Ah Vatanım ” desen de!..
İ.Yılmaz / Aralık 2016 – Karşıyaka
