Dinlerin ortaya çıkışından sonra, geçmişte kader birliği yapmış olan, aynı dili konuşan insanların birbirinden kopmuş; kendi içlerinde bir mücadeleye başlamış ve halen, din bir yana, mezhep mücadelesini sürdürmekte olduklarını görmekteyiz.
“Türklere hile yapmazsak halimiz yaman olur” diyerek birleşen yabancı kavimlerin, bir hile sonucu yendikleri ve 400 yıl Ergenekon’da birlikte kalan Türkler, halen yabancıların hileleriyle baş başa.
Alt inanç türlerinin bir medeniyeti, Türklüğü böldüğüne dair güncel bir örnektir Goran’ın aşağıdaki tespiti.
Musul Vali Yardımcısı Husrev Goran Goran Kuzey Irak’ta yayınlanan 3 Ekim 2006 tarihli haftalık Media’ya verdiği bir röportajda: “Türkiye’nin Şii Türkmenler üzerinde herhangi bir etkisi yok, Türkiye, Türkmen Cephesi eliyle Sünni Türkmenler üzerinde etkilidir.”(1)
Din adına bölümlere ayrıştırılmış ve yabancılara adeta yem edilmiş olan Türkler için Başbuğ Atatürk “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” diyerek, tekrar birleşmenin yolunu açmıştır. Fakat O’nu izlemesi gerekenlerin, Türkiye’de 32 etnik grup var deyip, etnikçiliği özendirmenin dışında, mezhepçilik peşinde koşmaları yabancı emelleriyle birleşik olarak, Türkiye’yi, tam olarak bir din devleti olmasa da İslami kuralların ağırlıklı olduğu bir yaşam şekline götürdüğü de görülmekte.
Yabancılar yönüyle; eğitim sistemi dini temeller üzerine oturtulmuş olan Türkiye’nin, giderek İslamileşmesinde bir sorun yok, ta ki, onların yörüngesinden çıkılmadığı sürece.
Ülkeler arası diplomasinin gerçek yüzünü ortaya çıkaran wikileaks belgelerinden 20 Ocak 2010 tarihli ABD Ankara Büyükelçiliği kaynaklı bir belge, bu konuda ABD’nin görüşünü şu şekilde ortaya koymakta:
“AKP’nin dış politikası hem bağımsız bir hareketlilik arzusu hem de daha İslami bir eğilim tarafından şekillendiriliyor.
Bütün bu gelişmeler Türkiye’nin dış politika bağlamında İslam dünyasına ve onun dış politika bağlamındaki Müslüman geleneklerine daha fazla odaklandığı anlamına gelir mi? Kesinlikle.
Peki, bütün bunlar Türkiye’nin Batı yanlısı geleneksel dış politikasını ve ABD ile yakın işbirliğini terk ettiği yahut terk etmek istediği anlamına gelir mi? Kesinlikle hayır.” (2)(ss.335)
Türkiye’de siyaseti ele geçiren dinci yapıların ülkeyi İslami değerler doğrultusunda yönetmesinin şartı, Amerika’nın yörüngesinde olmasından geçiyor.
Giyim şekliyle, söylemleriyle, devlet sistemlerindeki değişiklikleriyle, taraftarlarının sorgulamasız tam itaat şekliyle, Türkiye’de bir nevi “İslami Devrim” gerçekleşmiş ve ülke bir ailenin yönetimine geçmiş olduğu görülmekte.
Söylemlerde bir şekilde ülkenin kurucusu Atatürk’e göndermeler yapılmakta, O’nun liderliğinin bittiği, yeni liderin kendileri olduğu algısı yaratılmaya çalışılmakta.
Atatürk’ün hedef alındığı konuşmalar:
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, 26 Şubat günü Ensar Vakfı tarafından düzenlenen “Ensar Gönüllüleri Buluşması”nda yaptığı konuşmasında: “Artık yeni bir kavşaktayız. Türkiye’nin 90 yıllık enkazını kaldırdık. Fakat enkazın altından büyük meseleler çıktı. Nitekim, bugün bu sorunlarla yüzleşiyoruz. Bin bir rengin iç içe geçtiği bir ebru gibi, bu topraklar üzerinde birlikte, kardeşçe yaşama ufkumuz, ne yazık ki terörün gölgesinde kalmakta. Şehitler veriyoruz. Bu vesileyle, şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Ailelerine, yavrularına, eşlerine sabırlar niyaz ediyorum. Allah memleketimizi huzur ve selamet günlerine yeniden kavuştursun. İnanıyorum ki, kavli dualarımızı fiili dualarla da desteklersek, huzura ve sükuna daha çabuk ereceğiz. Bulunduğumuz coğrafyanın hakkını vermek, tarihimizden aldığımız güçle bu milli mücadeleyi sabırla sürdürmek durumundayız.” Emine Erdoğan’ın “Artık yeni bir kavşaktayız” sözü, yabana atılır bir söz mü?
Bayan Erdoğan’ın yukarıdaki mesajdan sonra, 5 Mart günü, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Yeşilay töreninde Cumhuriyet dönemini “karanlık zihniyet” olarak tanımladığı konuşması ise şöyle: “Tek parti döneminin jakobenleri Batılılaşma ve modernleşme adına alkol kullanımını teşvik etmişlerdir. Çağdaşlaşmayı alkol kullanmakla, zararlı alışkanlıkları teşvik etmekle, tek tip bir hayat tarzına sahip olmakla özdeş hale getirenler var. Bu ne yeni bir tavırdır, ne de ülkemize münhasırdır. Aileler sağlığa faydalı denilerek ilkokul çağından itibaren çocuklarına birayı sevdirmeye çalışmıştır ya. Tarih kitaplarını karıştırdığınızda maalesef Atatürk Orman Çiftliğinde ellerine bira şişeleri tutuşturulmuş çocuk fotoğrafları görürsünüz. Artık ülke ve millet olarak yeni bir dönemin, yeni Türkiye’nin inşası sürecindeyiz. Sırf kendi kör ideolojileri için nesilleri dahi feda etmekten çekinmeyen bu karanlık zihniyet zaman zaman hortlasa da, hamt olsun eski eski etkinliğini büyük oranda yitirdi.”
Konuşmada geçen jakoben (TDK): “1. (isim) Fransa’da Aziz Dominicus tarikatına bağlı rahip ve rahibeler 2. (sıfat) Tepeden inmeci”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasında geçen “bira” vurgusuna CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun verdiği “Birayı bırak, bonzaiye bak.‘Çocuklara bira veriliyor’ diyor. Biradan vazgeçtik okul bahçelerin bonzai satılıyor senin iktidarında. Uyuşturucu bağımlılığı yaşı düşüyor. Araştırma yapalım dedik. İktidar partisinin oylarıyla reddedildi önergemiz. Bonzainin peynir ekmek gibi satıldığı ülkede siz neyden bahsediyorsunuz” şeklindeki cevabı ve tespiti, oldukça anlamlı. Bugün ülkeye bakıldığında gelecekten umutsuz, eğitimsiz gençliğin farklı arayışlarda olduğu görülmekte.
Bir medeni yaşamın özlemi içerisinde olan, halkın yararına olan Atatürk Devrimleri, tepeden inmeci olarak görülmekte. Ancak bugün tepeden inme bir İslami Devrimi yaşayan İran halkına bakıldığında, evlerde, gizli mekânlarda oldukça uygunsuz bir şekilde alkol tüketildiği, yakalananların cezalandırıldığı, görülmektedir.
Osmanlı Padişahlarının, sarayın da geçmişte alkol tükettiği bilinmekte.
Yine bugün Anadolu’da yaşayan halkın bir bölümü, kullandığı alkolünü kendisi üretebilmekte.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yasaklarla bir yere varılamayacağını, yasakların bir şekilde delineceğini bilerek; açık toplumdan yana, medeni insanların ihtiyaçlarını korku altında, gizli olarak gidermemelerini, sapkın ve korkak olmamaları adına, insanların önündeki engelleri kaldırmıştır. Eğer Atatürk, alkol kullanmak mecburidir, deseydi, şimdilerde söylenenleri anlayışla karşılamak mümkündü elbet.
Dipnot:
(1) http://ydh.com.tr/HD1453_husrev-goran–musulu-kurdistana-katacagiz.html
(2) Sızıntı, Wikileaks’te Ünlü Türkler, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Kırmızı Kedi, 3.basım, Şubat 2012