Askerlik ile siyaset ayrı şeyler elbet,
Biri devleti yönetirken, diğeri o devletin koruyucusu olan bir kurumundaki silahlı bireylerden oluşuyor.
Yıllardır duyarız “askeri vesayet”ten mağdur olan siyasetçileri,
Vesayet, yani kendini idareden yoksun olanı yönetmek,
Siviller, yani, en basit anlatımıyla, askerlerin de anne ve babası olan siviller,
Elinde ve emrinde silah olanların başındaki yöneticilerin yönetiminde, onların yönlendirmesine mi muhtaç?
Yıllarca yurdunun dört bir köşesinde görev yapmak, dış görevlerde bulunmak, ülkeleri tanımak, siyasetlerini incelemek bir üst düzey askeri personel için ve ülkesi için çok büyük kazanımlar.
Aynı şekilde dış ülke görevlerinde bulunan sivil şahısların da değişik ortamlarda bulunarak ülkesi için edinimlerde bulunması da büyük bir kazanım.
Sadece sivil, asker bürokratların dünyayı gezmesi yeterli mi?
Aynı şekilde bir doktorun, mühendisin, öğretmenin, öğretim görevlisinin, sanayicinin, esnafın, çiftçinin… de, başka ülkelerden edindiği bilgiler, ülke için bir kazanımı oluşturuyor.
Bir etkileşim ile ilerleyen medeniyet yolunda geri kalmadan yürümek,
Hiç duraksamadan çağdaş hedeflere koşmak, bir ülkenin bağımsızlığının devamı için olmazsa olmaz şartlar.
Dünyayı gezmiş insanlar ülkelerine döndükten sonra ülkelerini, gördükleriyle karşılaştırabilmekte. Varsa, diğer ülkelere göre geri kalmışlıkları bariz olarak görebilmekte ve teklifler sunabilmekte.
Bu tekliflerin yöntemi, uygulamaya geçirilme şekli; kendi insanına tepeden bakış, aşağılayıcı, küçümser, kendini onlardan soyutlama, kendi çıkarına, üstün görür bir halde olmamalı. Öğretici, toplumun faydasına, onunla birlikte olmalı.
Türkiye açısından baktığımızda,
Sivili de askeri de; gelişmiş ülkelerdeki medeniyet düzeyini sitayişle, bir efsane şeklinde anlatırken, kendi insanına “hakkı hak etmez”, “medeniyet bunun neyine” şeklinde, geçmişten gelen bir küçümseme, kendisini üstün görme feodal anlayışı, onunla birlikte, Türkiye’ye de büyük zararlar verdi.
Günümüzde;
Askeri vesayetin siyasetin her alanına hâkim olduğu bir süreçten geçilmiş olduğu, etkisinin, eskisine nazaran hissedilmediği görülmekle birlikte, dengelerin halen oturtulmaya çalışıldığı, bir görüşün ağırlıklı olduğu “bir tür, sivil vesayet” dönemine girilmiş halde. Toplumsal denge zamanla oturacak.
Askeri vesayet ne denli zararlıysa ülke için, bir görüşe dayalı sivil vesayet de o denli zararlar doğurabilir.
Askerlerin ülke siyasetinde etkisi; güvenlik bağlamında olmak üzere, teklif düzeyinde her zaman olacaktır, olmalıdır da.
2000’li yılların başından bu yana, askeri vesayetten geçiş döneminde kullanılan yöntemlerin gayri ahlaki yollardan oluştuğu da bir gerçek. Ne yazık ki dönüşüm, doğal olmadı, denilebilir.
Ergenekon, Balyoz gibi sonradan -ve hatta başında -aslı astarı olmadığı ortaya çıkan yargılamalar sonucu Amerikan karşıtı kişilerin ordudan, adalet kurumlarından, üniversitelerden, polis teşkilatından uzaklaştırılmış olduğunu iddia etmek, hâlihazır sivil-asker yöneticilerin Amerikancı olduğunu iddia etmek olur ki, bu da insanları itham altında tutmakla bir olur, yakışık olmaz.
Ancak wikileaks belgelerinde ortaya çıkan kirli ilişkiler yumağı, bazı sivil, asker, polis, yöneticilerin Amerikalılarla ilişkili olarak, onların çıkarları, beklentileri doğrultusunda hareket ettiklerini de açıkça ortaya koymaktadır.
Hatta bazı yolsuzluklar da wikilikste yerini almış.
Tüm bunlar bir yana,
Biz, ülkemizi yöneten idarenin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ulusal çıkarlarına, bağımsızlığına, medeniyet seviyesini yükseltmesine, askeri vesayet olmadan tamamen sivil, ortak akıl ile ülkeyi yönetmeye, demokrasinin güçlenerek köklenmesine çalıştıklarına inanmak istemekteyiz.
Daha önce de belirttiğimiz üzere, askeri güç içerisinde sorumlulukları yüksek düzeyde bulunan assubaylar; siyasi anlamda “askeri vesayet”i yöneten güçten oldukça mağdur olmuştur.
Neredeyse bir asra yakın süredir, askeri vesayetin mağduru olan assubayların uğramış olduğu adaletsizliklerin son zamanlarda yapılan intibak gibi düzenlemeler ile sonlandırılmaya başlanılmış olması gelecek için umut vericidir.
Assubayların yılmaz bir şekilde, adaletin gerçekleşmesi için gece gündüz demeden çaba sarf ettiklerini de tüm kamuoyu görmekte.
Bu haliyle Assubaylar yalnızca kendileri için değil, aynı zamanda ülkenin daha demokratik, daha medeni şartlara kavuşması için de çaba sarf ediyor, diyebiliriz.
Assubay haklarının gerçekleşmesi bir statü sorunundan daha öte bir şey, adeta bir medeniyet yolunda ilerleme göstergesidir.