Ama eğer yüz ya da bin kişi, bir tek bireyin kendilerini ezmesine izin verirlerse, ona karşı çıkmalarını engelleyen şeyin korkaklık olduğu tezi ikna edici midir? Yoksa ona saygı duymamaları ve hor görmeleri yüzünden ona direnmemeyi tercih etmiş olabilirler mi?
Eğer sonunda, yüz ya da bin kişinin değil, yüz ülkenin, bin şehrin, bir milyon insanın, kendilerine hiçbir diplomatik nezaket göstermeden serfler ve köleler gibi davranan o bireye saldırıp onu ezmeye yanaşmadığını görerek, buna ne ad vereceğiz?
Demek ki kendi ezilişine izin veren ya da daha çok bunu sağlayan, halkın ta kendisidir, çünkü halk, sadece hizmet etmeyi reddetmekle bile zincirlerini kırabilir.
Kendi boyun eğişinin sorumluluğunu taşıyan ve kendi gırtlağını kesen, halktan başkası değildir.
Ya kölelik ya özgürlük ikileminde olduğu halde, özgürlüğü reddeden ve boyunduruğu kabul eden, talihsizliğini benimseyen ya da hatta onun peşinden giden de halktır.
Doğru, bir yangın tek bir kıvılcımla başlayıp, yayılır. Önüne ne kadar çok çıra çıkarsa o kadar tüketir; sonunda yanacak bir şey kalmayınca da sönüp gider.
Tiranlar ne kadar çok yağmalarlarsa, o kadar çok şey isterler.
Ne kadar çok yeri harabeye çevirir, yakıp yıkar, ne kadar saçıp savururlarsa, bir o kadarını daha yiyip bitirirler. Güçlenirler ve her şeyi tüketip yok etmeye daha çok niyetlenirler.
Ama insanlar onlara itaat etmeyi reddettiklerinde, o zaman çırılçıplak ve çaresiz kalırlar. Tıpkı köklerinden daha fazla özsu ve besin alamayan bir ağacın çok geçmeden kuru, ölü bir dal parçasına dönüşmesi gibi.
Zavallı, sefil halk, çıldırmış halk, uluslar senin ıstırabından besleniyor ve senin iyiliğin hiç kimseyi ilgilendirmiyor. Servetinin en iyi, en parlak kısmı gözlerinin önünde elinden alınıyor; tarlaların yağmalanıyor, ocakların tütmüyor ve en değerli aile yadigârların çalınıyor! Hiçbir şeye sahip olamadan yaşayıp gidiyorsun. Ve tüm bu yıkım, bu gasplar, bu talanlar düşmanlarının değil senin sayende! Ama elbette, düşmandan ve sahip olduğu her şeyi sana borçlu olan kişiden çok, onlar adına savaşa cesaretle koşan ve boş yere kahramanlık gösterip ölen de senden başkası değil.
…
***
Yukarıdaki satırlar sabah uyanıldığında o gün girilecek sınava ait soruların, birilerinin rüyasına girip de, sehpasına bırakılan, sonra o sınavla bir yerlere girilebilen, türden değil.
Etienne de La Boètie’nin henüz 17 yaşındayken, 1548-1549 yılları arasında Fransız Köylü Ayaklanmasından etkilenmesi sonucu el yazısı ile kaleme aldığı, ölümünden sonra 1574’te yayımlanan “Gönüllü Kölelik Üzerine Etienne de La Boètıe’nin Söylevi”nden.
***
Yazının başlığı Bertolt Brecht’e ait, O’nunla da bitirelim:
– Baskının Sürmesi Neye Bağlıdır?
– Bize!
– Baskının kalkması için neye güvenmeliyiz?
– Kendimize!