ardına almış olduğu bilimsel gelişmeleri ile dünyaya egemen olmak isteyen güçlerle karşı karşıya.
Hedef ülkeleri, kendi içinden çıkmış kişilerle istedikleri yönde dönüştürüyorlar.
Bu, sinsi bir oyun…
Tıpkı 2’nci Dünya Savaşı’nda ABD’de yaşayan Japonların, Japonya’ya kullanılması gibi; işbirlikçileri sayesinde öyle bir ortam yaratılıyor ki, gören de toplum bunu gerçekten istiyor sanır.
Kendisini medeni dünyaya yaklaştıracak, onlarda baş edebilecek değerleri düşman olarak belliyor, belletiyor.
Kendisinden başka bir ülkede medeni gelişmeler yaratılmamalı.
Her durumda bunun önüne geçilmeli.
En çok kullandıkları yöntem “din”.
Dini bir yönetim arzular hale getirilen halk, eğitimsel olarak düşük, dogmaları yüksek bir toplum.
Etki ettiği toplumu eğitimsel olarak geri bırakıp siyaseten Dünya’yı şekillendirmek adına, sözde dini özgürlükleri destekleyen güç karşısında dindaşları zulme uğradığında, gelişiminin önüne geçilmiş olan topluluk; medeniyeten acizliği karşısında, yalnızca Tanrı’dan yardım diler. Tanrı’nın cezalandırmasına sık sık başvurur.
Hâlbuki Tanrı Dünya egemenliğine karışmamaktadır.
Eğer karışsaydı, dünya üzerinde ne adaletsizlik ne de katliamlar olurdu.
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, günümüzde hedefe oturtulmuş lider şöyle diyor;
“Medeniyet öyle kuvvetli bir ateştir ki ona kayıtsız kalanları yakar mahveder”
Medeniyetin nereden kaynaklı olduğunu bilenler ve bunu bilerek dünya gemisinin kaptanına hizmet edenler. Bu yolculuğun sonu, dinini bilmeyen cahil toplulukların kendileriyle birlikte içinde barındırdıkları medeni insanları da yok edici hale gelmemeleri, toplumsal uyanışlarına bağlı.
Bir Amerika bir Rusya etkisinde topaç gibi arada yuvarlanan Türkiye; bölgesinde ilelebet var olmak için biran evvel bilimsel eğitim sistemiyle taze beyinleri yetiştirebilmeli.
Düzenleyici hukuki kuralların olmadığı dönemlerde, Dinlerin bozuk toplumsal yapıları düzenleyici etkilerinin olduğu,
Savaşlar sonucu toplumların din değiştirebildikleri, daha sonra ise;
İnsanların, doğuştan, ailesinin sahip olduğu dini edindikleri ve değişiminin güç oluşu gerçeği ile toplum, eğitim sistemi daha fazla dini konularla meşgul edilmemeli.
Atatürk döneminde uçak ihraç eden, devrim otomobilini üreten koskoca Türkiye’nin halen bir yerli otomobili olmayışından, Türk insanının Avrupa ve Amerikan araçlarına binişinden utanç duyulmalı, duymalılar…
Geri kalan her şey demogogluktur…
Siz, hiç, bir Cuma namazı sonrası “yerli otomobil istiyoruz” diye eylem yapan grup gördünüz mü?
Bir ülkemiz var ve onu her türlü tehlikeden koruyacak olan bilimsel bakış, bilimsel eğitim sistemidir.