
Devlet, Şirket Gibi Yönetilebilir mi?
Zaman zaman işadamlarından duyarsınız: “Devleti şirket gibi yönetmek gerekir” derler. Çoğu kişi “adam haklı” diyerek bu söze destek verir. Çok az insan “devletin şirket gibi yönetilemeyeceğini” söyler ama fazla taraftar bulamaz. Bu düşünceyi siyaset katında ilk kez Turgut Özal dile getirmişti. Ben bu konuda fazla taraftarı olmayan “devletin şirket gibi yönetilemeyeceği” düşüncesini savunanlardanım. Bu düşüncemi Örneklerle Kolay Ekonomi kitabımda da bir alt bölüm olarak yazdım.
15 Mart 2015
Mahfi Eğilmez
https://www.mahfiegilmez.com/2015/03/devlet-sirket-gibi-yonetilebilir-mi.html
DEVLET ŞİRKET GİBİ YÖNETİLİR Mİ?
Artık okulu olan bir Milli Eğitim Bakanımız, tur şirketi sahibi bir Turizm Bakanımız, Hastanesi olan bir Sağlık Bakanımız var.
Yeni kabinenin açıklanmasıyla birlikte şirketler ve şirketlerin sahipleri ve başında olanlar bakanlıkların başına geldiler. Yeni sistemde bakanlar, yasama (TBMM) organından kopartılırken ekonominin içinde bu sahalarda mücadele edenler bakan oldu.
Yani bir nevi halkın seçtiklerinin bakan olmasından imtina edilirken, piyasa ve oradan gelenler artık yürütme gücünü temsil ediyor.
Durum böyle olunca; devlet ve şirket birlikteliğini ele alıp tartışmamız gerekir. ‘Ben devleti de şirket gibi yönetirim’ derken; kendisi de özel sektörden gelen birisinin (üstelik de profesyonel bile olmayan şirket sahiplerinin) devlet ve şirket mantığını hangi çizgilerde tutacağı ve koruyacağı da çok önemli hale geliyor.
Neden?
Devlet ve şirket mantığı birbirine ters düşüyor da ondan.
‘Devlet aklı’ dediğimiz devlet mantığı; kamu düzeni ve devlet çıkarlarını öngörüyor.
Şirket kavramı ve şirketin ana amacı ise; faaliyet gösterdiği alanda en üst seviyede kar etmek (para kazanmaktır) da ondan.
Peki bu şartlarda, ülke yönetiminde en üst seviyede para kazanmak ve kar elde etmek amacına göre mi hareket edilecektir? Yoksa kamu düzeni kavramları mı ya da kamu yararı mı ön plana alınacaktır?
Bunun tehlikesi ve karşıtlığını anlamak için; bugün geldiğimiz yeni dünya düzeni ve bölgesel gelişmeler çerçevesinde, ülkemizde şu an yaşadığımız küresel ekonomik saldırıyı görebilmek yeterlidir diye düşünüyorum.
Nitekim bugün bölgede küresel şirketler ve ulus devletler karşı karşıyadır. Ve sorun da ‘Dolar kuru’nun artmasından çok daha derindir.
Küresel şirketler, neo liberal çerçevede dünya düzenine sahip çıkarlar. Bu nedenle de ulus devletlerin hak ve yetkilerini ellerinden alırlar. (Ki ülkemizdeki yaşananlar çok önemli deneydir)
Özelleştirme yoluyla ulusal mal varlığını kaybeden devletler, kurumsal şirketlerin, piyasa yönlendiricilerinin etkisi altında kalır. Şirketler kendi çıkarları zorladıkça ulus devletlerin güçlerini azaltma yollarını ararlar. Hatta bu noktada başka yollara da başvururlar.
Ulus devletlerin güçlerini, küresel şirketler piyasa üzerinden sınırlarlar. Piyasa üzerinden ulus devletler devre dışı bırakılırken; devlet aklı ile kamu düzeni ve yararı korunmaktadır. Şirket aklı ile de ; devletlerin ekonomik varlıkları öne alınarak yönlendirilmektedir. Bu gidişin sonu ulus devletleri ekonomik olarak kendini yönetemez hale getirmektir. Devlet ve şirket aklı, bu nedenle her zaman birbiri ile karşı karşıyadır.
Ulus devletler, devlet aklı ile kendini korumaya ve bölünme ve parçalanmayı önlemeye çalışmaktadır. Ki bugün, yeniden sınırların çizilmeye çalışıldığı bölgemizde, tehlike ülkemiz açısından bu kadar yakın ve büyükken (Dolar’ın gidişatını bilmek bile buna yetecekken) ve bu gerçek dikkate alınırsa bile, ‘ şirket aklı’ ile devletin yönetilmeyeceği gerçeği de bir o kadar ortada açık ve nettir.
Hatta bu çerçevede tekelci şirketlerin gündeme getirdiği şirket aklı; milletlerin, örgütlerin ve ulus devletlerin devlet aklını da oradan kaldırdığı gerçeği de unutulmamalıdır.
Başarılı şirket sahiplerinin daha fazla kar için, başarılı şirketler ile ortaklığa girmesi, bu şekilde ‘devlet aklı’nın yeniden canlandırılarak ulusal ekonominin ve devletin korunmasına katkı sağlaması gerekmektedir.
Bugünün şartlarında; mevcut varlık ve yapı demokrasi ile korunabileceğine ve demokrasi dışı her müdahale bölünme ve parçalanmayı getireceğine göre; önümüzdeki dönemde, demokrasinin halk egemenliği olarak devam edebilmesi için halkın temsilcilerinin yani milletvekillerinin bakan olmasına da büyük ihtiyaç vardır. Şirketlerin ülkeyi yönetmesine değil!
Hatta üniter yapının korunması için önce şirketlerin denetlenmesine ihtiyaç vardır. Ülkeyi yöneten şirket sahipleri, şirketleri için yasama, yürütme ve yargı denetimini kendiliğinden devre dışı bırakırken önce iş adamıdırlar. Ve iş adamı olarak kalıp bu ülkeye o şekilde katkı sağlamalıdırlar. Bölgemizde küresel şirketlerin ulus devletlere karşı mücadelesi varken; içerde ‘kamusal zırh’ giyen şirket sahiplerine hiç ihtiyaç yoktur.
07 Ağustos 2018
Nuray Başaran
http://www.ngazete.com/devlet-sirket-gibi-yonetilir-mi-133yy.htm
Devleti şirket gibi yönetmek doğru olur mu?
Gündeme ilk defa getirilen bazı kavramlar birden bire genelde ilgi ve kabul görebiliyor. Belki sözün cazibesinden, belki de üzerinde fazla durulmuyor oluşundan bu kabul ortaya çıkıyor olabilir. Devletin şirket gibi yönetilmesi yaklaşımı da zaman zaman gündeme geliyor, fazlaca da bir itiraz ortaya çıkmıyor. Elbette söylenen ve ileri sürülen her düşünceye itiraz edilmesi gerekmez. Ancak, ülke yönetiminin şirket yönetimi ile aynileştirilmesi, sanki tüm şirket yönetimlerinin başarılı, tüm devlet yönetimlerinin de başarısız olduğu gibi bir sonuç ortaya çıkıyor ki, üzerinde biraz düşünüldüğünde bu yaklaşımın doğru kabul edilmesi mümkün değil. Hemen belirteyim ki, öncelikli olarak şirket ile devletin aynı kefeye konulması doğru bir yaklaşım olmaz. Bir defa şirket yönetiminde karlılık esastır, devlet yönetiminde ise sosyal devlet anlayışı ne kadar hayata geçirilebiliyorsa o devlet yönetiminin o kadar başarılı olduğu kabul edilir. Kısacası devlet yönetiminde ne kadar kar edildiği değil, devlet imkanlarının ne ölçüde adil bir şekilde dağıtıldığı, toplumun tüm kesimlerinin kendisini güvende hissetmesi önemlidir.
Bu bakımdan ilk duyuşta devletin şirket gibi yönetilmesi, geçmişten gelen bir takım kötü yönetimler sebebiyle kabul görüyor olsa da devletin şirketleştirilmesi doğru bir yaklaşım olmaz. Eğer devletin şirket gibi yönetilmesinden maksat devlet yönetiminde görev alacakların özel sektör tecrübesi ve birikiminden yararlanmak olarak algılanıyorsa o zaman bu söylemin içinin net bir şekilde doldurulması gerekir. Devlet harcamalarında israfın önlenmesi, gereksiz harcamalara son verilmesi akla geliyorsa bunun için devletin şirket gibi yönetilmesine gerek yoktur. Kayırmacılık ortadan kaldırıldığı, görevlendirmelerde ehliyet ve liyakatin esas alınması halinde şimdiye kadar görülen devlet yönetimindeki aksaklıklar giderilmiş olur. İhalelerin tanıdıklara verilmesi yerine en uygun şartları ve fiyatı verene verilmesi elbette devletin harcamalarında tasarrufu gündeme getirecektir. Özetle devlet yönetiminde kar değil, tasarruf esastır.
Tüm bunları söylerken özellikle vurgulamak istediğim devlet yönetiminde görev alanların bir kısmının özel sektörden gelmesi ve özel sektörde edindikleri tecrübelerini hayata geçirmelerine karşı çıkıyor değilim. Ancak, devlet ile şirketin aynileştirilmesinin sosyal devlet anlayışı ile bağdaşmayacağına dikkat çekmeye çalışıyorum. Eğer devlet şirket gibi yönetilecekse o zaman toplumun korunmasız zayıf kesimlerine yönelik devletin hiçbir karşılık beklemeden hizmet vermesi düşünülemez. Halbuki, toplumumuzda ‘Devlet baba’ anlayışı hakimdir ve babalar çoğu zaman evlatlarına verdiklerinden bir karşılık beklemezler. Buna karşılık insanımızda devletin ve ülkenin müdafaası söz konusu olduğunda seve seve hayatlarını ortaya koyarlar. Devletin şirket gibi yönetilmesi anlayışında şehitlik de söz konusu olmayabilir. Kısacası vatandaş ile devlet arasındaki ilişkiyi şirket ile çalışan arasındaki ilişkiye indirgemek devletin koruyucu ve kollayıcı vasfını zayıflatabilir.
Devlet yapısında meydana gelen değişiklikler ile yeni sisteme uydurulması için yapılacakları devletin şirket gibi yönetilmesi olarak nitelendirmek doğru bir yaklaşım olmaz. Devlet yönetiminde işleyişi frenleyen ve geciktiren bürokratik engellerin ortadan kaldırılması devletin tüm kaide ve kurallardan temizlenmesi olarak algılamak da eksik bir değerlendirme olur. Devletin şirket gibi yönetilmesini yöneticilerin kendi mallarına nasıl sahip çıkıyorlarsa devletin malına da öyle sahip çıkmaları anlaşılıyorsa, buna bir itiraz olmaz ama zaten devlet adamları ve yöneticilerinin üzerinde bu sorumluluk sistemin adı ne olursa olsun vardır. Hatta devlet malı söz konusu olduğunda insanlar buna kendi mallarından daha fazla sahip çıkmak durumundadırlar. Çünkü devlet malında yetimlerin hakkı vardır. Devletin imkanlarının çarçur edilmesi fakir fukaranın, yetimlerin haklarının boşa harcanması anlamına gelir. Bunun için birtakım değişik sözlerin edilmesi, tekliflerin gündeme getirilmesinden çok insanımızın anlayışındaki yanlışların düzeltilmesi gerekiyor, bunun için de eğitim önem kazanıyor.
12 Temmuz 2018
Abdülkadir Özkan
https://www.milligazete.com.tr/makale/1654472/abdulkadir-ozkan/devleti-sirket-gibi-yonetmek-dogru-olur-mu
“Şirket gibi yönetmek istiyorum”
Erdoğan Anayasa değişikliği konusunda gerçek niyetini dün gece açıkladı.
‘Türkiye şirket olsun, ben de başkanı olayım… Türkiye’yi şirket gibi yöneteyim’ istiyor…
Erdoğan dün gece ATV ve A Haber ortak yayınında referanduma sunulan yeni başkanlık sistemini anlatırken aynen şöyle dedi:
“Cumhurbaşkanı anayasaya ters bir kararname çıkaramaz. Ayrıca yasama organına da uygun olmalı. Ben ülkemi adeta bir şirket yönetimi anlayışıyla yönetmek istiyorum derdim. Niye, işte hızla yürümek için. Süratle karar almak için…’’
Evet, Erdoğan’ın kamuoyunda ‘Tek Adam’ sözcüğü ile özetlenen yeni sistem arayışındaki gerçek niyeti bu…
Türkiye’yi şirket gibi yönetmek istiyor…
Erdoğan bu görüşünü yıllar önce de dile getirmişti…
Bu görüş yeni bir görüş değil, patenti Erdoğan’a da ait değil…
Kökü 80’li yıllara, İngiltere’de Thatcher’li yıllara kadar uzanıyor…
Sağ-liberal bir görüş…
Trump da aynı görüşe sahip…
ABD’yi şirket, kendisini CEO olarak görüyor…
Kimseye hesap vermeden, yasa ve hukuk’a fazla önem vermeden…
Kafasına göre yönetmek istiyor…
Erdoğan da bu kafada, zaten artık gizlemiyor…
Peki ülke şirket olabilir mi?
Şirket gibi yönetilebilir mi?
Türkiye şirket olarak yönetilebilir mi?
Böyle bir girişim ülkeye ne getirir, ne götürür?…
Bu ciddi bir deneme…
Eğer Türk milleti referandumda ‘Evet’ derse bu deneyi yaşayarak görecek…
Türkiye Erdoğan’ın şirketi haline gelecek…
Yani milletin, halkın tamamı vatandaş değil, ‘şirket elemanı’ haline gelecek…
Bunun sonuçlarını da teninde hissedecek…
Türkiye’yi şirket olarak yönetmenin çok önemli sosyal, ekonomik, politik, kültürel, etik ve felsefi bedelleri olacak…
Bu Erdoğan dahil tüm milletçe ödenecek….
Erdoğan’ın ülkeyi şirket gibi yönetme sistemini şu iki nokta ile savunuyor:
1-Hızlı karar almak
2-Kimsenin karışmaması, 5 yıl boyunca hesap sormaması…
Erdoğan’a göre millet bu 5 yıl içinde şirket başkanının yönetimini beğenmezse, bir dahaki seçimde onu değiştirme imkanına sahip…
Bunu da ‘sistem çok demokratik’ diye açıklıyor…
Millet ülke yönetimi ve denetiminde sadece 5 yıldan 5 yıla söz sahibi olacak…
Beğenmezse şirket yönetimini değiştirecek…
Ama yönetimde o 5 yıl içinde, gerek Meclis üzerinden, gerek doğrudan hiçbir söz ve denetim hakkı olmayacak…
Şirket başkanı şirketi 5 yıl kafasına göre yönetecek…
Görüldüğü gibi ‘Tek Adam’ formülünü aşan daha ciddi ve ağır bir durumla karşı karşıyayız…
Dünyada bazı kesimlerin savunduğu emperyalist sağ-liberal bir saldırı ile yüzyüzeyiz…
Bu saldırı Türkiye’ye Erdoğan üzerinden geliyor…
ŞİRKET ANLAYIŞI DEVLETİ RAFA KALDIRIYOR
Ülkenin şirket olarak görülmesi ‘devlet’ kavramını ve ‘devlet adamlığı’ sorumluluğunu rafa kaldırıyor…
Ülkeyi, ülkenin mal varlıklarını istediği gibi alıp-satmayı, ülke vatandaşlarını şirket çalışanı gibi oradan oraya savurmayı, hatta cezalandırıp, atıp kovmayı da birlikte getiriyor…
Erdoğan’ın son olarak kurduğu ‘Varlık Fonu’ bu şirket anlayışının sonucu…
Ülkenin en önemli mal varlıklarını, gelir getirici kurumlarını, kaynaklarını devlet denetimi dışına çıkararak, özel şirket gibi kendi kasasına alıyor…
Kimse hesap sormadan istediği gibi kullanmak, alıp satmak istiyor…
‘Şirket’ zihniyetinin getirdiği başka bir sorun daha var…
Atatürk’ün kurduğu modern Türkiye Cumhuriyeti’nde devlet adamları, yöneticileri o görevi kişisel menfaat gözetmeden, ‘Kamu yararı’ için yaparlar…
Oysa şirket yöneticilerinin, şirketle birlikte kendi zenginleşmelerini, mal varlıklarını arttırmaları da meşru bir haktır…
CEO’lar en yüksek maaşı alırlar, satış ve kardan ekstra kar alarak kendi hesaplarına aktarırlar…
Oysa şirketlerde meşru görülen bu ‘kişisel zenginleşme’ devlet yönetiminde meşru ve etik değildir…
Erdoğan Türkiye’yi şirket gibi yönetmek isterken, belli ki, kişisel zenginleşmeyi de böylece meşrulaştırmak istiyor…
DEVLET AKLI KALKIYOR
Şirket zihniyetinin getirdiği diğer bir sakınca ‘devlet aklı’nın rafa kalkması…
Kararları şirket başkanı, tek başına, yanındaki birkaç ‘kafa sallayıcı’ya danışarak verecek…
Yeni sistemde MGK’nın göstermelik hale gelmesi, bakanlar kurulu ve Meclis ile tüm bağlantılarının kopartılması da Erdoğan’ın ‘devlet aklı’nı devre dışı bırakma isteğinin sonucu…
Çünkü MGK’yı bile işlerine müdahale, karar hızına engel olarak görüyor…
Şirket arazisinin bir kısmını Barzani’ye kiralar ya da satarsa, kimse itiraz etmesin, engel koymasın istiyor…
Türkiye şirket mi, devlet mi olacak?
16 Nisan’da halk belki de asıl bunun kararını verecek!…
14 Mart 2017
Kerem Çalışkan
Odatv.com
https://odatv4.com/sirket-gibi-yonetmek-istiyorum-1403171200.html

