Sevgili yurdumuzun üzerinde oynanan iç ve dış oyunlar hakkında zaman zaman basın ve medyada tanık olduğumuz olaylar hiç tükenmek bilmiyor. İdealizm ve toplumsal düşünce sistemlerini yitirmiş bir toplum oluverdik. Herkes haksız ve emeksiz kazanç peşinde koşuyor. Üretkenlik, kariyer, kurumsallık vd. sözüm ona çöpe atılmış. Sadece bugünü mutlu yaşamak, herkese rağmen bencil davranmak dururken geleceği düşünmeye, yarınların da mutlu olmasını sağlayıcı emek tüketmeye, beyin harcamaya ve çalışma eylemine ne hacet var. Günümüz insanı işte bu değil mi? Yirmi dört yıl öncesinin hatıralarımdan bir anıyı paylaşmak istiyorum.
Feodalizmin hakim olduğu Anadolu topraklarında, Hüso bölgesinin bir ağasıdır ve “Hüso Ağa” namıyla anılır.
Hüso ağa zorda!
Nasıl mı ?
On bin baş koyunu yakalanmış ve Jandarmanın elinde. Sürüsü dörde bölünüp, yed-i eminle teslim edilmiş ellere. İşlem yürüyor, soruşturma derinleştikçe, Hüso ne yapacağını bilemez durumda. Tek ümidi var, o da hayvanları yakalayanların taa başı, yani Komutan Amirleri. Her sabah K.’na gelip gidiyor, Valilikten ayarlamış işini. Elindeki belgeye göre:
Koyunlar Kürd-i kuyruklu ve yerli ırk. Terör nedeniyle boşaltılan köylerden topladığını iddia etmekte. İl’de bulunan Bakanlık yetkilisi Veteriner Bey’i kandırmış, o da sevk için gerekli olan Menşe şahadet belgesine basmış mührü. Eklemiş dilekçesine ve geldi karşıma. Menşe belgesinde; “– Kürd-i kuyruklu koyunlardır, sağlıklıdır, yola çıkmalarında engel halleri yoktur” deniyordu. Aslında bay Veteriner Bey de farkındadır ama, Hüso’nun isteğini yapmak zorunda olduğundan, Devletinin görevlisi olarak kendisini Devletiyle alay ettiren Feodal düzendi. Bu yardımıyla da, Feodal düzenin temsilcisi Hüso, Devleti kandıracaktı.
Sorgudaki Hüso’nun İl Valiliğinden havaleli dilekçesi ve ek belgelerin bize anlattıkları yani yıllar öncesinde not defterime karalama olarak geçen anıdan ibaret değildi bence. Önce, kuyruktan başlamalıydım. Yani; Kürd-i Kuyruktan. Koyunun da kürd-i kuyruklusu mu vardı? Ülkemiz insanının en önemli geçim kaynağı ve hayvancılık sektöründe önemli bir değeri olan koyun hayvanının, ırklarını araştırdım. Ülkemiz koyunlarımızın % 90’ının yerli Anadolu ırkından olduğu, bu ırk içerisinde Mor, Ak, Karaman, Kıvırcık, Merinos, Sakız, Ege,Ödemiş, Hemşin gibi alt uzantıları bulunduğunu Ankara’dan öğrenmiştim. Feodalizmin hakimiyetindeki bu bölgenin Bakanlık yetkilisinin, Veteriner olması utanç vericiydi. Kaçakçılık olayının “hazırlık soruşturmasına” katılan biri olarak içime sindiremedim, ekip arkadaşlarımla da paylaştığım değerlendirmemde “Adamın suçu var, ama yok”; esas suçlu, yetişmiş bir meslek adamını bu duruma sokan Feodal yapıydı. Onu bu yola sevk eden de maalesef Devletimiz idi.
Neyse, biz yine Hüso’ya dönelim. Yakalayanlar yutarsa demiştim ya! Gerçeğin peşindeki taraf olarak, ne Hüso’nun beyanlarına, ne de elimize tutuşturulan resmi değere tabi evrak ve eklerine. 1,2,3,4 derken beşinci gün gerçek ortaya çıktı.
Türkiye – Irak – Suriye üçgeninde “Şeytanlık” var, bir dolap kurulmuş ve dönmeye devam ediyor. Tüm beyanlar ve resmi evrak ve belgeler, Devleti kandırmak ve Devleti soymak için hazırlanmıştı. Şeytanın bir ayağı Suriye’de, bir ayağı K. Irak’da diğer ayağı bizde. Yani Anadolu’muzun Feodal topraklarındaydı. Soyulan Devlet kasası Türkiye’mizin hazinesiydi. Teşvik primi ve vergi iadesi sadece Türkiye’mize has bir uygulamaydı. Kuzey Irak’da koyun hayvanı çok, Türkiye’de tanesi dört yüz lira olan koyun hayvanı, orada yüz lira civarında. Acaba, ucuz olan hayvanı Türkiye’ye getirerek bire üç kazanma gibi kaçakçılık yoluyla para kazanma olayı gibi gelse de, asıl acı gerçeğe, altıncı günde ulaşmıştık. Her üç Ülkenin Feodal temsilcilerinin kurduğu şebeke, hayvanları Kuzey Irak’tan Ülkemize sokuyordu. Sınırda, dağların aralığında gümrük kapısı gibi kapı oluşturan pkk, tarafından her geçişte sayılan bu hayvanlar için, hayvan başına geçiş vergisi alınıyordu. Sonra da, Şebeke tarafından yerli ırkmış gibi gösterilerek, şebekenin demirbaşı olan tır kamyonlarıyla Kilis’e taşınıyor, bu defa şebekenin Suriye ayağı devreye giriyordu. Hayvanlar sınır ve Gümrük görevlilerinin gözleri önünde yurt dışına “ihraç” muamelesine tabi tutulup, işlem tamamlanıyordu. İhracata tabi tutulan bu koyunlar, şebekenin Suriye ayağı tarafından tekrar Kuzey Irak’a doğru yol alırken, şebekenin Ülkemizdeki ayağı yaptığı bu ihracatın karşılığı olarak, birlikte paylaşacakları ihracat destek primini Gümrüğün hemen dibindeki T.C.Ziraat bankası Şubesinden almakla meşgul olacaktı. Yasa dışı olarak yapılan bu eylem ve aynı döngü, yıl içerisinde devam edip duracaktı. Aynı koyunların yılda üç – beş tur yaptırılmasıyla, Devlet kasasından ne kadar ihracat destek primi aldıklarını düşünmek istemiyorum. İşte bu şeytani döngü, hayvan kaçakçılığı adı altında T.C. Devletini soymakla kalmıyor, on binlerce gencimizin canını alan eli kanlı terör örgütüne de maddi destek veriyor ve besliyordu. Türkiye, Irak ve Suriye’de, Feodalizmin şeytanları bir çete oluşturarak, Devletimizin gözünün içine baka baka suç işliyorlardı. İhracat yapıyormuş gibi, on bin hayvanı bir üçgenin etrafında götürüp getirerek Devletin kasasından vergi iadesi, hatta ihracat teşvik primi alıyorlar. Feodalizm yok edilmedikçe, bu Vatana da, bu topraklara da asla mutluluk gelmeyecektir, çocuklarımızın açlığı, halkımızın yoksulluğuna köklü çözüm bulunmayacaktır. .
Panzehir topraktır. Toprak vatandır, uğrunda ölünen en kutsalımızdır. Toprak hakça paylaşılmalıdır. Bu da “Toprak Reformu” yasamızın yaşama geçirilmesiyle olacaktır.
Anadolu’muzun doğu ve güney doğusunda topraklarımızın önemli bir bölümünü yüz yıllardır elinde tutan Feodal güçlerden toprağın alınarak, halka dağıtımının yapılması bu yasayla sağlanabilir. Feodalizmin yıkımı ancak bununla gerçekleşebilir. Ülkemizi Yönetenler, bu önemli hizmeti yapmalıdır. Halkımıza güven ve mutluluk verebilme cesaret ve basiretini gösterebilecek Ulusal Yönetim stratejilerimizin başında “Toprak reformu” olduğunu unutmamaları en büyük dileğimiz ve talebimizdir.

