Güneydoğu’yu teröre teslim eden siyaset
Genel

Güneydoğu’yu teröre teslim eden siyaset

Alanı sınırsız olan siyaset; belli bir grubu, topluluğu ve nihayetinde devlet yönetmede insanlara alternatifler sunma sanatıdır.

Türkiye açısından konuyu ele aldığımızda; Sivas Kongresinde “İngiliz Himayesi”, “Amerikan Mandası” gibi kolaycı alternatifler dururken, Gazi Mustafa Kemal’in kabul gören alternatifleri şunlardı:

1. Milli sınırları içinde vatan bölünmez bir bütündür; parçalanamaz.

2. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı millet top yekûn kendisini savunacak ve direnecektir.

3. İstanbul Hükümeti, harici bir baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk mecburiyetinde kalırsa, vatanın bağımsızlığını ve bütünlüğünü temin edecek her türlü tedbir ve karar alınmıştır.

4. Kuvay-ı Milliye’yi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hâkim kılmak temel esastır.

5. Manda ve himaye kabul olunamaz.

6. Milli iradeyi temsil etmek üzere, Meclis-i Mebusan’ın derhal toplanması mecburidir.

7. Aynı gaye ile “milli vicdan”dan doğan cemiyetler, “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında genel bir teşkilat olarak birleştirilmiştir.

8. Genel teşkilatı idare ve alınan kararları yürütmek için kongre tarafından Temsil Heyeti seçilmiştir.

Eğer Gazi Mustafa Kemal’in bu alternatifleri/görüşleri kabul görmeseydi, bugün Türkiye ya İngiliz Himayesinde, ya da Amerikan Mandasında olarak, “belki” yaşıyor olacaktık. Ve mesela; bugün bölücü Kürtlerin dile getirdiği “dil” sorunu olmayacaktı. Çünkü çoğunluk İngilizce konuşuyor olacaktı ve bu duruma kimse ses bile çıkaramayacaktı!

Hevesleri kursaklarında kalmış olan dış mihrakların çıkarttığı, desteklediği iç ayaklanmaların, elde kalan yurt topraklarında ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni geçmişte madden ve manen nasıl yıprattığını ve halen de; gerek siyaset yoluyla, gerekse terör yoluyla yıpratmanın devam ettirilmek istendiğini, görmekteyiz.

Günümüzde Türk halkına yönetim alternatifi sunan siyasi partilerin öncelikle Dünya Siyasetini ve de Türkiye’nin kuruluşuna giden yoldaki “siyasi tarihi” tarafsızca iyi değerlendirmesi gerekir.

Yabancıların emellerine hizmet edercesine söylemlerle yola çıkmak, dışarıdan büyük ekonomik, siyasi destekler görebilir. Ve bu yolla ülkede iktidar da olunabilir. Ancak ilelebet muktedir olunamaz!

Seçmenin kafasını bulandırarak, hassas duyguları yakalanıp istismar edilerek alınan oylar yoluyla iktidar olduktan sonra, seçmenin tarihi ile uyuşmayan uygulamalar, söylemler eninde sonunda, son bulur.

Son buldurma işini ise seçmenin “vicdan”ı yerine getirir.

***

Bugün Türkiye’nin Güneydoğusu içler acısı durumda.

Güneydoğu’nun kimi yerleşim yerlerindeki caddelerinde, sokaklarında, mahallelerinde; yüzü kapalı, dış desteğin farkında ol(a)mayan eğitimsiz, mutsuz, gelecek beklentisi olmayan, belki de çoğu bir madde bağımlısı, geleceğini bir örgütün emrine bağlamış, elinde silah, molotof kokteyli, taş, olan insanlar görmekteyiz.

Okula, işe, pazara, hastaneye gitmek için evden dışarı çıkmak, günlük yaşama güven içerisinde katılmak, normal insani bir yaşam sürmek, bölgede yaşayanlar için zorluklarla dolu.

En zor yaşamı ise devletine bağlı olan insanlar ile birlikte, kamu görevliler, asker, polis, korucu eş ve çocukları yaşamakta.

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1993 yılında Bursa’da yapmış olduğu bir salon konuşmasında: “Ne yazık ki terörün ucu meclis ve bakanlar kurulu arasına kadar girdi”, “Bunlar terörün de önünü alamayacaklar”, diyor.

Gelinen noktada terörün ucu, önü ve arkası, acaba ne durumda? Bir dönüp bakmak gerekiyor.

***

HDP İstanbul İl Kongresi’nde 4 Ocak 2015 günü konuşan Demirtaş’ın “Geldiğimiz nokta artık bu mücadelede dananın kuyruğunun kopacağı noktadır. Dananın kuyruğu kopacaksa bugün, 100 yıl önceki gibi, kuyruk değil dana bizde kalacak” sözleri ne kadar da yabancı emelleriyle uyum içerisinde, değil mi?

Korucu ve Şehit Aileleri Konfederasyonu Başkanı Ziya Sözen ile görüşmekten kaçan, yıllardır İmralı ile görüştüğü, sonradan ortaya çıkan, son 12 yıldır ülkeye hâkim olmuş olan siyasetin (yönetim alternatifinin), ülkeyi bir çıkmaza sokmaya aday olduğu görünüyor.

Ülkeyi yöneten, yönetmeye aday hiçbir siyasi alternatifin; ülkenin, insanların geleceğini, eğitimsiz, cahil bırakılmış, mutsuzluk içinde yaşayarak, can almaya aday, dış desteğin farkında bile ol(a)mayan yüzleri kapalı, kuyruk değil de “dana” beklentisi içinde olan kişilere bırakmaya hakkı yoktur.

Hangi vicdan buna razı olur.

Yazar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir