Madde–10: Ast’ın aldığı bir emirden dolayı amirine mütalâada bulunması kat’iyen
yasaktır. Alınan emir hiçbir kayıt ve şarta bağlanmaksızın ve hiçbir düşünceye
kapılmaksızın yapılacaktır. Bir emri alırken veya aldıktan sonra mırıldanmak,
doğru bulmadığını sezdirecek hal ve harekette bulunmak cezayı müstelzimdir.
Madde–11: Ast, icabında amirin yerini tutabilmek için onun vazifesini iyice
öğrenmeye çalışmalıdır.
Madde–12: Astların üstlerine isimle hitap etmeleri caiz değildir. İcap ettikçe
(Mareşalim, Generalim, Amiralim, Başkanım, Binbaşım, Yüzbaşım, Astsubayım) ve
rütbesi olmayanlara bayım veya bayan tabirleri kullanılmalıdır. Askeri
memurlara muadili subaylığın rütbesi ile hitap edilir.
***
Şimdi
maddeleri sırasıyla yorumlamaya çalışalım:
Onuncu
madde,
askerliğin icabı olması gereken hususları içeriyor. Ancak, bu madde de ne yazık
ki yanlış uygulamalara mahal vermiştir. Daha önceki yazılarımda kaynaklarıyla
sunmuş olduğum, 60’lı-70’li yıllarda, ihtilal yapmak veya hükümetleri yola getirmek
için bazı subaylara, şehir merkezlerine bomba attırılması veya yakın zamanda
medyada da gündeme gelen E.Korg. Altay Tokatlı’nın, Diyarbakır’a yeni atanan devlet
görevlilerini korkutmak amacıyla personelin kaldığı yerlere bomba attırılması,
şeklinde yorumlanmamalıdır. Konu tamamen askerlikle bağlantılı olmalıdır (*).
On birinci
madde,
Türk askeri sisteminin bir gereği olarak yerini almış. Dünyanın pek çok
ordusunda, komutan olmayınca askerler dağınık hale gelirken, Türk ordusunda
anında bir sonraki şahıs görevi devralmaktadır ki, takdire şayan bir durumdur. Ancak,
amirlerinin işini öğrenen muvazzaf personellerin sürekli aynı yerde tutulmaları
görevden haz almalarını önlemektedir. Dolayısıyla, statüler arası geçişgenliğin
artırılması elzem olmaktadır.
On ikinci
madde
de resmi kurumda olması gereken hitap tarzları açık olarak belli edilmiş.
Burada dikkatlerden kaçmayan husus, astsubaya bir rütbe ile hitap
edilmeyişidir. Ortada bir belirsizlik, muğlâklık, grilik yok mu sizce de? Eğer
astsubaya hitap şekli esas alınırsa, diğer personele, rütbesi ne olursa olsun
‘’subayım’’ şeklinde hitap edilmesi gerekmez mi?
Saygılarımla…
15.08.2007
Orhan Kaya
(*): http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=194213