Yolsuzluklardan, gelir adaletsizliklerinden, koalisyonlardan bıkmış olan Türk halkı, dürüst, adil bir yönetim arayışındayken, içinde adalet geçen, Adalet ve Kalkınma Partisi ile karşılaştı.
Adalet,
Öyle sihirli bir söz ki,
Tüm ezilenleri heyecanlandırıyor, ardından sürüklüyordu, kalkınma da öyle.
Ve bunlar bir partide birleşmişse, belki de hasletler giderilecekti.
Parti tarafından bu yönde yaratılan algı, öylesine müthişti ki,
İdare, sivil, asker teknokratlardan halka geçecek, diye bir umut yayılmıştı her yere.
Organizasyon çok iyi çalışıyordu.
Her destekçisi, devletteki her şeyi çok iyi biliyor(!) ve yılmaz bir şekilde, savunuyordu.
Kimse onları “o öyle değil”, diye ikna edemiyordu.
Konuşma ortamı buldukları yerlerden ayrılırken, zafer kazanmış edalarıyla dağılıyorlardı.
Hâlbuki dindarlar, milliyetçiler ve pragmatikler şeklinde bir üçlü koalisyon vardı, Adalet ve Kalkınma Partisinde.
Bu üçlüden haberi olanlar ile birlikte habersizce yol alanlar, bugün ayrı düşmüş durumdalar.
Üçlü beraberken, kendilerinin de varlığını sürdürebilmesine olanak sağlayan, ülkenin tüm idare sistemlerini, onarılması uzun zamanlar alacak şekilde değiştirebildiler.
Gelinen noktada güç birlikleri dağılmış halde ve geçmişte birlikte değiştirmiş oldukları şeylerden bugün mağdur olanlar, beyhude bir çaba içerisinde.
Zaman belki de onlara, şunu daha iyi öğretecektir, Laik ve Demokratik kurallar herkesi korur.
Tabi, öğrenebilirlerse.
**
İyi olan şu;
Dağılmadan dimdik durabilmeyi başarmış, Laik ve Demokratik kuralları benimsemiş Türk halkı ayakta ve onlar hiçbir zaman yanılmadılar.