NEDEN SİVAS'A ÇIKTI YOLLAR?
Genel

NEDEN SİVAS’A ÇIKTI YOLLAR?

Bir zamanlar Avrupa’ya, Asya’ya ve Afrika Kıtası’na hükmederken bilimden uzak, saraydan çıkmayan şehzadeleriyle, kendisini gizlemeyi başaran yabancı suflörleriyle, batıl inançlarıyla, kudretini korumak için aldığı yanlış tedbirleriyle koskoca bir cihan devleti yok edilmiş, dünya hayatından… Devlet en büyük darbeyi, ne yazık ki on yıllık İttihat ve Terakki idaresinde almış… Aslına bakarsak hepsi de vatanseverlik adı altında kararlar almışlar… Fakat ilimden uzak olunca sonuç hüsran tabi…

Osmanlı’nın ölüm kalım kararlarının alındığı İttihat ve Terakki dönemi yeterince incelendiğinde günümüzde kimilerinin “Osmanlı’yı yıkan adam olarak gösterdiği” Mustafa Kemal ATATÜRK’ün tekliflerinin kabul görmüş olması halinde, devletin ayakta kamış olacağı, toprakların kaybedilmeyeceği fark edilmekte…

Enver Paşa gibi, Kıt’a görmeden paşa olanlar gün gelip Alman denizaltısıyla yurdu terk edince, başka yabancı hayranları idareyi ele alır… Alman hayranı gider, yerine İngiliz hayranı sadrazam olur…  Atatürk gibi Türk hayranı pek az… İngiliz hayranı Sadrazam Ahmet İzzet Paşa Hükümeti Osmanlı’yı kurtarmak adına “Mondros Ateşkes Antlaşması”nı 30 Ekim 1918’de imzalar… Anlaşmanın İngilizlere göre masumane ana amacı: “anlaşmanın ve dolayısıyla barışın gerçekleşebilmesi için Osmanlı’nın saldıramayacak hale getirilmesi”.   Antlaşma yurtta bir bayram havasında kutlanır, tıpkı günümüzde kutlanan AB anlaşmaları gibi… Aslında Mondros ile kazanılan bir şey yoktur ortada… Hatta İngilizler “bu adamları ikaz edin, ortada kazandıkları bir şey yoktur, sonra Müslümanlar bunu gerçek zannedip Osmanlı’ya destek olmasınlar”, derler…

Geçen zaman içerisinde yabancı hayranlıklarını kullanarak devleti kurtarmak isteyenler, öyle teklifler sunarlar ki yabancı bile bunlara razı gelemez, gerçek çıkarları için… Bu tekliflerden birisi de Damat Ferit tarafından yapılan Torosları sınır olan, Ermenistan devleti kurulmasına yönelik olanı… Hâlbuki ne Avrupa ne de Amerika böylesine “büyük” bir Ermenistan hayalinde değildirler… Onlar için küçük lokmalar gerekli… Devletlerin ortadan kalktığı, kalkacağı, “Birleşik bir dünya” isteyen Batı, hükmetmeyi başkasına bırakma peşinde değildir…

Teklifleriyle hükümeti rahatsız eden Mustafa Kemal, tıpkı Enver’in bir zamanlar sık sık uyguladığı yönteme başvurur…  Düşünceleri ile hükümetin izlediği teslimiyetçi siyasete karşı gelmesiyle tanınan Mustafa Kemal, İngilizlerin isteği doğrultusunda “Samsun ve dolaylarındaki güvensizlik olaylarını yerinde görüp tedbir almak…”(a.g.e. s.7) amacıyla 3. Ordu müfettişliği yetkisiyle birlikte, İstanbul’dan uzaklaştırılır…

Ve Mustafa Kemal 3.Ordu Müfettişliği nedeniyle emrinde olan iki kolordu (3.Kor./Sivas, 15.Kor./Erzurum)dan kaynaklanan yetkilerine –ki buralarda düzenlenecek kongreler Türk insanın kaderini belirleyecektir- ait olarak Nutkunda “…onlar bu yetkiyi bana bilerek ve anlayarak vermediler.” diyecektir…

19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal ülkenin genel durumunu kaleme aldığı Nutuk’un giriş bölümünde şu şekilde özetler:

“Osmanlı Devleti’nin de içinde bulunduğu grup, I.Dünya Savaşı’nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış… Ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta… İtilaf Devletleri, ateşkes anlaşmasının hükümlerine uymayı gerekli bulmuyorlar… Birer bahane ile İtilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana ili Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap (Gaziantep) İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da İtalyan askeri birlikleri, Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor… Her tarafta yabancı subay ve memurlar ile özel ajanlar faaliyette… 15 Mayıs 1919’da, itilaf Devletlerinin uygun bulması ile Yunan ordusu da İzmir’e çıkartılıyor.”(a.g.e s.1)

Vatanı parçalamak üzere yurdu işgal etmiş olan İtilaf devletlerinin dikkatlerini çekme çabasında olan Ermeniler, Hıristiyanlar ve diğer işbirlikçilerin, yabancı hayranlarının akıl almaz oyunları altında Mustafa Kemal kurtuluş çareleri aramaktadır…

Bir düşüncenin hayat bulması için millileşmesi, yayılması, esasa bağlanması gerektiğine inanan Atatürk, 21/22 Haziran 1919 gecesi kaleme alınan ve kimilerinin imzalamaktan imtina ettiği sekiz maddelik Amasya Genelgesi ile başlayan bağımsızlık süreci, Erzurum Kongresi ile esaslara bağlanmış ve bu esaslar Sivas Kongresi’nde “mandacılık, himayecilik” gölgesi altında tartışılarak daha da geliştirilerek, millileştirilmiş, millete mal edilmiş…

İngiliz olağanüstü Temsilcisi’nin istek ve ısrarıyla 23 Haziran 1919’da her türlü görev ve yetkisi son buldurulan Atatürk, elindeki umut ateşi ile sönmüş olan bağımsızlık, inanç, barış mumlarını yakmaya devam eder… 27 Haziran’da Sivas’a uğrar ve ardından 27/28 Haziran’ın bir bayram gecesi Erzurum’a doğru yola çıkar. Bir haftalık yolculuğun ardından 3 Temmuz günü Erzurum’a varır.

Padişah ve Harbiye Nazırı’nın “İstanbul’a dön” çağrılarını 8/9 Temmuz gecesi askerlikten istifa ederek” Erzurum’dan cevaplar… Ve Amasya Genelgesi’nde toplanacağı belirtilen, Erzurum Kongresi 23 Temmuz’da toplanır…

Sıra Sivas Kongresindedir…

Ancak Sivas Valisi reşit Paşa endişelidir ve Mustafa Kemal’e şu teli çeker: “Mustafa Kemal Paşa ile Kongre Hey’etinin Sivas’a gelerek burada da bir kongre yapacaklarını işittim. Bunu İstanbul’dan gelen Fransızlar söylediler. Eğer Mustafa Kemal paşa Sivas’a gelir ve burada kongre yapmaya kalkışırlarsa, beş on gün içinde buraları, işgal etme kararının verildiğini kesin olarak biliyorum. İnanmazsanız, gerçekleştiğinde görürsünüz.” der. (a.g.e. s.55) Şartlar bu denli ağırdır…

Beş, yürekli insan yolda…

Erzurum Hey’eti temsiliyesi Mustafa Kemal Paşa, Rauf Bey, Din bilgini Raif Efendi, Şeyh Fevzi Efendi, Bekir Sami Bey 29 Ağustos’ta yollarının kesileceği ihbarları atında yola çıkarlar…(a.g.e.s.58)

2 Eylül günü Sivas’a gelen Hey’et yapılan hazırlıklardan sonra 4 Eylül günü toplanır. İlk gün başkanlık seçimiyle geçer… Kimisi Mustafa Kemal’in başkan olmasını istemez… Sonraki günler manda mı, himaye mi tartışmaları, İttihatçı olunmadığına dair yemin etme derken “dördüncü gün asıl maksada” gelinir… Erzurum Kongresi tüzüğünde bulunan konular görüşülür ve önemli bulunanlar Nutuk’ta şu şekilde sıralanır:

1- Derneğin adı “Şarkî Anadolu Müdafa-i Hukuk Cemiyeti” idi. “Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti” oldu.

2- “Hey’et-i Temsiliye, bütün Doğu Anadolu’yu temsil eder” yerine “Hey’et-i Temsiliye, bütün vatanı temsil eder” dendi. Mevcut üyelere altı kişi daha eklendi.

3-“Her türlü işgal ve müdahaleyi Rumluk ve Ermenilik kurma gayesine bağlı sayacağımızdan, topyekûn savunma ve direnme ilkesi kabul edilmiştir.” Yerine “Her türlü işgal ve müdahalenin özellikle Rumluk ve Ermenilik kurma gayesine yönelmiş faaliyetin reddi konularında topyekûn savunma ve direnme ilkesi kabul edilmiştir” denildi.

4- Osmanlı Hükümeti’nin yabancı devletlerin baskısı karşısında yurdumuzun herhangi bir parçasını bırakmak ve ilgilenmemek zorunda kaldığı anlaşılırsa, alınacak idari, siyasi, askeri tedbirlerin tayin ve tespiti” yani geçici bir idare kurma konusu. (a.g.e. s.61-62)

Bağımsızlık hafife alınmayacak kadar önemli, her devir de tehlikeye düşebilecek adeta doğanın bir kanunu gibi… Bağımsızlığın korunması ancak ve ancak yaşanılan olayların tıpkı canlıların hayatta kalma tekniklerini birbirine öğretircesine, insanların da yaşanılan tarihi gerçekleri birbirine nakletmesiyle mümkün… Belki de bağımsızlık genlerde saklı…

Bağımsızlığımız için çaba gösteren kahraman insanlarımızı saygı ve rahmetle anıyoruz…

05/09/2009

Dipnot:

Nutuk, Atatürk Araştırma Merkezi

Yazar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir