O ÇOCUKLARI SİZ BİLMEZSİNİZ
Adalet & Hukuk - İş-Meslek - Kültür-Sanat - Levent ULUCAN - Toplum

O ÇOCUKLARI SİZ BİLMEZSİNİZ

O liseyi henüz bitirmiş gencecik çocuğun başını her
defasında yukarılara kaldırdığında puslu, gri renkli parça parça sisli
bulutlardan içine sığmayan masmavi gökyüzü tutkusunu,

Denizlerin beyaz köpüklerinden okyanuslara açılıp suları
yara yara akıp giden gemilerin güvertesindeki kar beyazı bahriyeli olma
sevdasını.

Anasından, babasından, yurdundan memleketinden henüz çocuk
yaşında kopup o her yanı yaralarla bezenmiş haki yeşili üniformaya kavuşma
hayaliyle yaşayan, yaşları küçük ama gönülleri dev gibi büyük o çocukluğunu
yaşamamış çocukların neler hissettiklerini siz nereden bileceksiniz.  

O oturduğunuz allı – pullu koltuklardan, yaldızlı, süslü
püslü makam odalarınızın kadife atlas kendinizden başkalarına hiç bir zaman
aralanmayan kalın kırmızı perdeleriniz den onları nasıl göreceksiniz?

0 bol yıldızlı apoletleriniz den, biraz olsun eğilmeyen
zamk gibi ütülü bir o kadar kaskatı sarılı yaldızlı ceketlerinizden
okullarınızdan aldığınız kibrinizden biraz olsun kurtulmadan onları nasıl
duyacak nasıl anlayacaksınız,

Vatana olan sevgisini gençliğine feda eden o Anadolu’nun
bağrından kopmuş ürkek, çekingen bir o kadar da tertemiz kalmış halisane
yüreğiyle nizamiyeden adım atanların hayallerinin ilk adımda kırıldığını
nereden bileceksiniz,

Onların hayallerinin, ülkülerinin üstüne kurduğunuz ilkel
tek yanlı hukuk, köleci ceza kanunlarıyla o Assubay olma sevdası ile yanıp
tutuşan gençlerin kendilerini geliştirmek için aldıkları nefeslerini tek tek
kesip soluksuz bırakırken üstlerini nasıl kara toprakla doldurduğunuzu onlarla
aranıza nasıl bir kara sınır çizdiğinizi nereden bileceksiniz,

Adını sanını yerini bile bilmediğiniz bir dağ karakolunda
eli tetikte askerini, yurdunu koruyan Assubay’ın kolundan bedenine akan o
unutulmuşluk yalnızlık duygularının neden ondan hiç kaybolmadığını nereden
bileceksiniz,

Çarpık ceza, köleci hukuk kanunlarınızın Assubay sınıfın
üzerinde her dönem kobay gibi deneyip yenileştire yenileştire nice yeni
canların yandığını nice yuvaların yaralandığını nice yarınların nasıl
karartıldığını siz nereden bileceksiniz,

Ya siz milyonların oylarıyla devleti yöneten siyasiler
nasıl olur da siz bu milletin var olma, yarınlarda yaşama mücadelesinin en ön
saflarında hiç duraksamadan yer alıp, başak taneleri eğilip savrulup ama görev
aldıkları yerden bir milim bile sapmayan, dönmeyen, bir adım dahi geri atmayan
kah kolunu, bacağını yada analarının bakmaya kıyamadığı gözlerini mayın
tuzaklarında bırakan,

Bir emirle kahpe ellerin kahpe kurşunların da can verip de
hala bedenlerini sur gibi hainlerin, düşmanların karşısına diken bu vatan
evlatlarının kim olduğunu hala nasıl bilmezsiniz. Ceylan derisi koltuklarınızda
abuk sabuk adamların, abuk sabuk kurumların asla hak etmedikleri hakları dizi
dizi kanunlarla geçirip milletin meclisini o Assubayların sesine çığlığına
nasıl kapatırsınız?

Çalışırken yaşadığınız pırlanta yılları emekliliğiniz de
yerleştiğiniz yazlık villalarda torun torba aile saadeti ile altın günlere
dönüştürürken o biricik torununa belki de bir kaç kuruş harçlık vermek için üç
paralık işlerde çalışan çocuğu yaşında adamlardan hala emir alan yılların
yorgunluğunda bitkin hatta bitmiş o Assubay ’ın neler hissettiğini nereden
bileceksiniz,

Yarattığınız musmutlu yuvanın içinde güvenle yarınlara
bakarken var olduğundan beri biz bir aileyiz deyip ailenin dışında üvey evlat
gördünüz kapı dışında bıraktığınız insanların kırgınlığını, hüzünlerini nasıl
anlayacaksınız.

Siz devleti yönetenler, ordunun başındaki komutanlar; siz
bakarken hep gözlerinizi kapattığınız, kulaklarınızı onlara hep tıkadığınız o
Assubayları nereden bileceksiniz.

Biliyorum,

Bilemezsiniz;

Hiçbir zamanda bilemeyeceksiniz. Her zaman olduğu gibi
yalnızca kendinizi, yalnızca birbirinizi bileceksiniz.

Sen Assubayım boş ver! Onlar bilmesin, anlamasın, hem onlar
seni bilsin görsün diye sen o sırmalı yıldız altında kendini vatana feda
etmedin.

Bir borcun, bir sevdan vardı bu vatana, Hiç tükenmeyen
ideallerin vardı Havaya, Karaya, Jandarmaya, Denize olan. Giydiğin üniformanın
sırmalı Ay-Yıldız’ da sana ağabeylerinden emanet kalan koskoca bir onurun
vardı,

Üzerinde bitsin diye her kesin, hepsinin uğraştığı ama her
defasında yıllarca için için çığ gibi büyüyen, bitmeyen bir gurur vardı,

Bilinmezlerin içinde saklı kalan bir istiridye misali gibi
ne var ki özünde bir nazlı dağ gibi büyüyen koskoca bir yürek vardı,

İsterse Kimse Bilmesin Ama;

Sen Hep Kendini Bil,

Sen bu vatana sevdalı, bu bayrağa aşıksın.

Sen Assubaysın,

Bakma onlara, var gibi görünüp olmayanlara 

Şarlatanlara, gücü elinde tutup güçsüz olanlara

Haklarını Çalanlara.

Ne Mutlu Sana Sen Assubay’sın…

02 Kasım 2024 

Yazar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir