Farsça ve Arapçanın karışımı bir dil olan Osmanlıcanın konuşulduğu saraydan farklı dilin konuşulduğu Anadolu, vergi ve askerlik döneminde sarayın hatırladığı bir yer.
İmparatorluktaki padişahı tahttan indirme oyunlarından kuşkulanan II.Murat’ın zamansız olarak tahtını 14 yaşındaki oğlu Mehmet’e (Ağustos 1944) terk etmesiyle birlikte Romanya, Macaristan ve Sırbistan’ın birleşerek Osmanlı’ya karşı Haçlı Seferleri’ni başlatacağının haberini alan Sadrazam Çandarlı Türk Halil Paşa, Sultan II. Mehmet’i ikna ederek babası II.Murat’a hitaben şu mektubu yazdırır : “Babamız Murat Han bilmelidir ki eğer padişah biz isek tiz gelip tahta oturup hükmünü yürütmesini ferman ederiz. Yok, eğer hala padişah kendüleri ise tiz varup devletinin başına geçmelüdur.” Bu, yazılan üçüncü mektup üzerine II. Murat devletin tehlikede olduğuna inanarak tekrar tahta çıkar. Kısa bir süre sonra Haçlılarla tutuşulan Varna Savaşı kazanılır. II. Murat savaşın kazanılmasından sonra tekrar tahtı oğlu II. Mehmet’e bırakarak, Manisa’ya döner. Fakat II. Mehmet’in ikinci kez tahta geçişinin üzerinden bir buçuk yıl geçmiştir ki Yeniçeriler, gelirlerinin düşmesi üzerine ayaklanır. Bu, ilk Yeniçeri isyanının adı tarih sayfalarında “Buçuk Tepe İsyanı” olarak anılacaktı. Henüz çocuk yaşta olan padişahın isyanı bastıramayacağını anlayan Sadrazam Halil Paşa, II. Murat’ın tekrar tahta çıkmasını sağlar. Böylece II. Murat üçüncü kez tahta çıkar ve ölümüne kadar da tahtta kalır…
Babası II. Murat’ın 1451 yılında ölümü üzerine, Sultan II.Mehmet üçüncü kez 1451’de tahta çıkar. Tahttan indirilerek yerine babasının çıkartılmasında rolü olan Çandarlı’ya kızgın olan II. Mehmet, ileriki yıllarda, İstanbul’un alınmasında oldukça fayda sağlayan Sadrazam Çandarlı’nın katledilmesi ve Türklerin devlet yönetiminde önemli makamlara gelmemesi emrini verecektir…
İstanbul’un fethedilmesiyle Fatih adını da alan Sultan II. Mehmet’in yıllarca uygulanacak olan, önemli fermanlarından birisi de, her birisi farklı anneden meydana gelen şehzadelerin devletin birliğini tehlikeye atmaması için, kardeş katlini ulemaya onaylatması.. Kardeş katlinin kanunlaşmasıyla birlikte, şehzadelerin eceliyle ölümün dışında, sağır ve dilsiz cellâtlarca ansızın boğularak öldürülme dönemi de böylece başlar… (*)
Osmanlı İmparatorluğu’nun savaş gücünün kaynağını oluşturan Türklerin, toprak işleri ve askerlikten başka işlerle uğraşmasına engel olunmuştur. Türklerin, ticaretle, sanatla, devlet yönetimiyle ilgilenmesinin önüne geçilmiş olmasının sıkıntılarını halen yaşamaktayız. Arap alfabesiyle yazılmış herhangi bir haberin, yazının bile Kur-an ayeti zannedilerek yerden alınıp muhafaza edildiği, okuryazar oranının yüzde onlarla, hatta kadınlarda binde birlerle ifade edildiği dönemlerden geçilmiş… Halen “haydi kızlar okula” okuma kampanyası yapılıyor olması da oldukça düşündürücüdür. Hâlbuki okumak hayatın olmazsa olmazlarından birisi… Kampanyaya gerek olmadan, her insan ailesinin desteği ile bunu gerçekleştirebilmeli..
Atatürk dönemiyle birlikte başlatılan çağdaşlaşmanın, devleti yöneteceklerin belli yaşlarda, belli eğitim düzeyinde, seçimle işbaşına gelmelerini, seçen ve seçilenlerin, can ve mal güvenliklerini sağladığı gibi; Anadolu insanının devlet ile bütünleşmesini, her vatandaşın birinci sınıf vatandaş olarak devletini yönetebilme hakkını da sağlamıştır. Sarayda başka, halk arasında başka konuşulurken, Devletin dili ile vatandaşın dili aynı olmuştur…
Yukarıda Osmanlı Döneminden birkaç misal sıraladık.
Günümüzde öze dönmekten bahsedenlerin, özden neleri kastettikleri iyi incelenmelidir…
(*) Ali Kemal Meram, Padişah Anaları, 5.baskı, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, 1990, sa.117-145
***
Yazı 9 Şubat 2010’dan idi.
Güncel bir not düşelim:
Osmanlı özentisinde olanların, yıllarca dini eğitimden geçirterek Türk Silahlı Kuvvetlerine yerleştirdikleri adamları, keyfi hareket edebilen Yeniçeri gibi veya Topçu Kışlasındakiler gibi başı buyruk hareket ederek, devlete kafa kaldırdı 15 Temmuz’da. Adeta; biz bu laik yönetim şeklini istemezuk, der gibiydiler. Başarılı olsaydılar Nur Cemaati inançlarına göre bir dini rejimle yüz yüze kalacaktı Laik, Demokratik Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşları.