
Giriş
Sekelistan masallardaki gibi neredeyse hiç bilinmeyen bir
ülkedir. Bu ülkeyi efsanelerin ve yanlış bilgilerin ardında kalmış bir kara
parçasının sonunda bulabilirsiniz. Transilvanya’nın doğusunda, esasen Karpat
Dağlarının doğu silsilesinde yer alır. Yüzölçümü yaklaşık 13,500 km2 (Lübnan’dan biraz daha büyük) nüfusu ise
700,000 civarındadır (İzlanda nüfusunun iki katından daha fazla).
Sekellerin Tarihçesi
Sekeller, Macar lehçelerinden birinin farklı ağızlarını
konuşurlar; fakat farklı bir topluluktur. Sekellerin kökeni efsanelerin
arasında kaybolup gitmiştir. Kendi inanışlarına göre Atilla’nın 453’te ölümü ve devamında gelen Hun İmparatorluğu’nun çöküşü
sonrasında Karpat Havzası’nda muhkem bir yere çekilen 3000 Hun savaşçısının
torunlarıdırlar. 895’te Macarlar gelene dek burada varlıklarını devam
ettirmişlerdir. Orta Çağ’ın Macar
vakayinameleri de Sekellerin Atilla’nın torunları olduklarını ve Macarlar
geldiklerinde orada bulunduklarını kaydetmektedirler.
Bazı tarihçiler ise Sekellerin bölgeye Macarlardan evvel
geldiklerini fakat Hunların değil Avarların torunları olduklarını kabul
etmektedirler. Bazıları ise Macarlarla beraber geldiklerini ve Esegel veya Eskil denilen topluluğun torunları
olduklarını düşünmektedirler. (İsimleri Arap ve İran kaynaklarında sadece S’k’l
sessizleri ile kaydedilmiştir). Bu topluluğun anavatanı bugünkü Başkurdistan
civarıdır. Bir diğer grup tarihçi ise Hazar İmparatorluğu’ndan gelen Kabarlar
olduklarını düşünmektedir.
Ataları kim olursa
olsun, Sekel kültürü, eski sosyal ve siyasi teşkilatlanmaları göstermektedir ki
kesinlikle bir Türk Boyu ile ilişkilidirler. Sekeller, eski Göktürk Alfabesi’ne çok benzer bir
alfabe olan kendi alfabelerine sahiptirler. Milli renkleri mavidir ve
üzerinde altın sarısı bir güneşle gümüş rengi bir hilal olan bayrakları gök
mavisidir. Sekellerin 6 boyu ve her
boyun 4 kolu vardı. Birçoğunun adı
Türkçedir. Ayrıca, Sekeller Macar Ağızları konuşmalarına karşın, dillerinde
Macarcadakinden daha katı bir ünlü uyumu söz konusudur. Yine bu özellik de dillerinin Türkçe ile olan
ilgisini göstermektedir.
Macarların gelişinden sonra Sekeller, sınırları korumak için
bu bölgelere dağıtıldılar. Savaş zamanında görevleri hücum durumunda öncü
kuvvet olarak, geri çekilme durumunda ise artçı kuvvet olarak savaşmaktı.
Daha sonra, 11. yy.ın başından itibaren Sekeller önce güney,
sonra da doğu sınırlarını korumak amacıyla çoğunlukla Transilvanya’da
toplandılar. Burada teşkilatlanarak Latince (zamanın resmi dili) Regnum
Siculorum (Sekel Krallığı) dedikleri
ülkelerini oluşturdular. Bu ülke Macar nüfusunun bulunduğu bölgelerden farklı
bir şekilde teşkilatlanmıştı. İlçeler yerine, ‘sedes’ (makam sandalyesi)
denilen yönetim birimlerine ayrılmışlardı. Her bir makamın kendi meclisi vardı;
fakat tüm milleti ilgilendiren konularla bir üst kurum olan Sekel Milli Meclisi
ilgileniyordu. Ülke Sekellerin içişlerine müdahale etmeyen Macar Kralları
tarafından derebeylik olarak tanınıyordu. Buna karşılık Sekeller de geleneksel
askeri görevlerini yerine getirmek durumundaydılar.
1526’da Macar
Devleti’nin çökmesinden sonra Osmanlı Sultanları da Sekel Muhtariyeti’ni
tanıdılar.
Fakat Transilvanya’nın Macar yöneticileri bu toprakları
işgal edip buralarda yaşayan insanları kendi hizmetleri için kullanmak amacıyla
Muhtar Sekel Devleti’ni ortadan kaldırmaya niyetlendiler. Bu müdahale bir takım
savaşlarla ve haklarını savunan Sekellerin isyanlarıyla karşılık buldu.
Sekellerin bu özerk durumu Avusturya İmparatorluğu’nun 18. yy.da
Transilvanya’yı işgal etmesinden sonra daha büyük bir darbe aldı. 1848’de Avrupa’yı silip süpüren ihtilaller
dalgası Transilvanya’ya ve Sekelistan’a da ulaştı. Sekeller kendi
hükümetlerini kurmak istediler fakat Macarlar buna karşı çıktı ve Sekel ileri
gelenlerini Macar İhtilali’ne katılıp siyaset işlerini Macarlar’a bırakmaya
ikna ettiler. Sekeller bunu kabul ettiler ve askeri güçleri ile birlikte
Macarlar’a katıldılar.
Bu gelişmelerin zamanlaması Macarlar için isabetli olmuştu
çünkü Transilvanya Macarları, Romanya’nın
sebep olduğu korkunç bir felaketle karşılaşıyordu. Romenler, tarih sahnesinde ilk kez 10. yy.’da Bizans Kaynakları’nda
Balkanlarda yaşayan yarı göçebe bir topluluk olarak kaydedilmişlerdir. 13.
yy.’dan itibaren Transilvanya’nın birçok bölgesine sızıp yerleşmiştirler.
Romen tarih kitaplarından bir kaçını okuduğumuzdaysa,
Romenlerin eskiden beri Transilvanya bölgesinde yaşadıklarını, her zaman
nüfusun çoğunluğunu oluşturduklarını “öğrenebilmekteyiz.” Bu kitaplara göre, Romenler mütemadiyen yerleşik, barışçıl
ve zeki insanlardı; Avrupa’da yüksek bir medeniyet geliştiren ve hatta bazı
yönlerden Yunan ve Roma medeniyetlerinden
de üstün olan ilk yerleşimciler arasındaydılar. Bu kitaplarda Romenlerin yerliliğinin “en
eski dönemlere” uzandığına gayretle dikkat çekilmektedir. Hatta iddialarına göre insanoğlunun pek çok bilimsel başarısının ilk
mucitleri de Romenlerdir. Bunun aksine etraflarındaki diğer bütün halklar,
bölgeye barbar göçebeler olarak gelerek Romenlerin barışçıl gelişmelerini
engellemiş olan işgalcilerdir. Romenlerin en eski dönemlerde var olduklarına
dair hiç bir güvenilir kanıt yoktur ancak davalarını desteklemek isteyen Romen
arkeologlar 1980’lerde bizzat eşyalar üretip onları toprağın altına
gömmüşlerdir. Böyle bir mantık dâhilinde şunun gibi bir çıkarsama pekâlâ
yapabiliriz: dinozorlar esasında eski bir Romen dili konuşan Romenzorlardır;
Büyük Patlama da aslında on üç milyar yıl önce proto-Romenler tarafından
gerçekleştirilmiş Romenlere özgü bir Patlamadır!
1848’deki ihtilal
havası Transilvanya’daki Romenler’e varlıklarını tarih sahnesinde ciddi olarak
ilk kez tasdik ettirmeleri için büyük bir fırsat vermiştir.
Macar İhtilalcilerin ana hedeflerinden bir tanesi,
Macaristan’ın Avusturyalılar tarafından işgalinden sonra ayrı bir yönetim
birimi haline getirilen Transilvanya ile yeniden birleşebilmekti. Bu girişim,
Transilvanya’yı kendilerine isteyen Romenler ‘in büyük tepkisine sebep oldu. Bu
tepkileri iyi değerlendiren aşırı Romen milliyetçileri kısa sürede Romen Milli
Hareketi’nin liderliğini ele geçirdiler. Bu yöneticiler, Romen halkına şanlı
Roma Lejyonerlerinin doğrudan torunları olduklarını, Roma Kültürü’nün gerçek
taşıyıcıları olduklarını ve Transilvanya’nın en eski sakinleri olduklarını; bu sebeplerden
dolayı da bu bölgenin tarihi bir hak olarak sadece kendilerine ait olduğunu
başarılı bir şekilde propaganda ettiler. Bu
anlayışa göre Transilvanya’da Romenler dışında bulunan herkes işgalci barbarlar
idiler ve bunlar arasında Romenlerin başına gelen bütün talihsizliklerden
sorumlu olan Macarlar en kötüleri idi. Bu sorunun tek çözüm toplu imha idi
ve bunun tam zamanı idi. Romen ruhban
sınıfı da köylü kitlelerini
harekte geçirmede büyük rol oynadılar. Rahipler
halka “Tanrı şimdi üç aylığına uykuya yatmıştır o yüzden istediğinizi
yapabilirsiniz” şeklinde telkinlerde bulundular. Milli Romen Asemblesi’nde
ise Macarların bebeklerinin ve kedilerinin bile öldürüleceğine yemin edildi.
Eski Roma Lejyonlarını örnek alarak teşkilatlanan Romenler, Avusturya ordusunun yardımı ile
ve Saksonlarla ittifak içerisinde
hareket ederek Transilvanya’nın bazı vilayetlerini ele geçirdiler ve bu
bölgeleri Dako-Romanya diye
adlandırdılar. Daha sonra bu Dako-Romanya’da
siyasi ve kültürel hayat aşağıdaki gibi cereyan etmiştir:
Birçok köy ve kasabadaki Macar ahali saldırıya ve tecavüze
uğradı, soyuldu ve katledildi. Bu kıyımlar, Romen halk müziği ve içki âlemleri
eşliğinde kadın ve erkeklerin bilfiil katıldıkları büyük kutlamalar şeklinde
yürütülmekte idi. Bu kutlamalarda sokaklar kurbanların kanları ile boyanmakta
ve yanan evlerden yükselen alevler ile aydınlatılmaktaydı. Kurbanlar linç
edilmekte, kolları bacakları kesilmekte, kazığa oturtulmakta veya ateşte
kızartılıp etleri öldürülmeyi bekleyen kurbanlara yedirilmekteydi. Bazı
kurbanların ise canlı canlı karınları yarılmakta ve bağırsakları kendi ağızlarına
tıkılmakta idi. Bu kutlamalarda sportif faaliyetler olarak hedeflerin canlı
kurbanlar olduğu cirit atma ve nişancılık müsabakaları düzenlenmekte idi. Bu
kutlamalarda düğünler de yapılmaktaydı. Güzel kızlar, ailelerinin katilleri ile
anında evlenmeyi kabul ettikleri takdirde bağışlanmaktaydılar. Bu kıyımlardan
kültür kuruluşları da nasiplerini almışlardır. Transilvanya’nın en eski koleji
olan Nagyenyed Koleji yağmalanmış ve kütüphanesinde bulunan Macar Tarihi ile
ilgili kitaplar imha edilmiştir. Romen Lejyonları, bir yerleşim yeri imha
edildikten sonra diğerine hareket etmekte ve bazen de kalıntıları yağmalayan
Saksonlar tarafından takip edilmekteydiler.
1848’de
Transilvanya’da olanlar, Avusturya Ordusu’nun ve Avusturyalı yetkililerin
desteği ile Romenler tarafından gerçekleştirilen bir soykırımdı.
Ekim 1848’de Sekeller ihtilale katıldılar ve Sekellerin
yardımı ile Romenler ve Avsusturyalı destekçileri Transilvanya’da mağlup
edildiler. Ancak Macar İhtilali, Çar
Rusyası tarafından ezildi ve ihtilalcilerin çoğu Osmanlı hâkimiyetindeki sahaya
çekildiler.
İhtilalin bastırılmasından sonra mutlakiyetçi Avusturya
Yönetimi geri döndü. Macar ve Sekel liderleri idam edildiler veya hapse
atıldılar. Romen liderler ise “hizmetlerinden” dolayı rütbeler alıp maaşa
bağlandılar (bu liderler günümüz Romanya’sında hala milli kahramanlar olarak
anılmaktadırlar).
Avusturya ve Romen
hükümetlerinin hiçbirisi bu soykırım için özür dilememiştir.
Fakat 1859’da
İtalyanlara ve 1866’da Prusyalılara yenildikten sonra Avusturya İmparatorluğunun
gücü oldukça azaldı ve önde gelen bazı Macarlarla uzlaşmayı kabul etti. Bunun
sonucu olarak da 1867’de Avusturya İmparatorluğu, Avusturya–Macaristan olarak
ikili bir monarşiye dönüştü. Bu yeni devlette Macaristan içişlerinde kendi
siyasetini takip edebilmiştir. Ancak, dışişleri ve savunma konuları
Avusturyalıların elinde kaldı.
Yeni Macar Hükümetinin
1867’den sonra ilk yaptığı işlerden biri Sekelistan’ı
ve diğer Sekel kurumlarını tasfiye etmek, yani resmi olarak Sekel milletinin
varlığını sona erdirmek olmuştur. Bu, Macarların 1848’de onlara yardım eden
Sekellere bir teşekkürleriydi. Macar siyasetçileri, “Siz Sekeller Macarca konuşuyorsunuz, öyleyse Macar olmalısınız” tezini
savunuyorlardı.
Sekelistan’ın parçalara ayrılmasından sonra, bölge ihmal
edildi ve iktisadi olarak çöktü. Sonuç olarak birçok insan yurtdışına göç etti.
Ancak Sekeller yok
olmadılar ve kim olduklarını unutmadılar.
1877’de Türk-Rus
Savaşı esnasında Sekeller Türk ordusuna yardımcı olmak amacıyla Sekel Lejyonu
adıyla bir birlik kurdular.
Avusturya–Macaristan İmparatorluğu 1918’de Birinci Dünya
Savaşı’nın bir neticesi olarak çökmesi ve Macarların ülkeyi koruyamadıklarının
açıkça görülmesi üzerine Sekeller, Sekeller Cumhuriyeti’ni kurmayı denediler. Finliler, Estonyalılar, Letonyalılar,
Litvanyalılar, Tatarlar gibi diğer küçük halkların yaptıkları gibi
milletlerin kendi geleceklerini tayin edebilme (self determinasyon) hakkından faydalanmak istediler. Fakat hem çöken Macaristan’ın
siyasetçileri hem de Fransızlardan yardım alan işgalci Romanyalılar tarafından
engellendiler. Sonuç olarak
Sekelistan, Transilvanya ile beraber, Fransa ve İngiltere tarafından, onlara
destek olan Romanya’ya bir ödül olarak verildi. Batılı güçler yerel halkın fikrini asla sormadılar. Batı
Demokrasisi Sekeller için bu şekilde işlemiştir! Neden?
Muzaffer Batılı
Güçlerin liderleri, Avrupa’da eskisinden daha adil olacak ve milletlerin kendi
geleceklerini tayin etme hakkına saygılı olacak yeni bir statüko kuracaklarını
iddia ettiler. Ancak, Fransa ve Britanya’nın liderleri başta olmak üzere,
Birinci Dünya Savaşını başlatanlara değil Hint-Avrupalı olmayan halklara karşı
yönetilmiş kinci ve ırkçı insiyaklarla hareket etmekte idiler. Britanya’nın
Versay delegasyonu sekreteri Harold Nicolson’ın “Peacemaking 1919” adlı
kitabındaki sözleri, yalnızca ona has olmayan bu yaklaşımı açık bir şekilde ortaya
koymaktadır: “Macaristan’a karşı olan
hislerim daha başkaydı. Bu Turanlı kabileye karşı geçmişte ve halen kuvvetli
bir nefret duyduğumu itiraf ediyorum. Kuzenleri Türkler gibi birçok şeyi yok
edip hiçbir şey ortaya koymadılar”
Yani Macarlar gibi milletler onlar için sadece Asyalı ilkel
kabilelerdi. Macaristan’ı Macar nüfusunun üçte birini yabancı boyunduruk altına
soktular. Sekeller de bu arada kendilerini Romenlere sunulmuş bir hediye olarak
buldular.
1918’den 1940’a kadar
Sekelistan Romanya işgali altında idi. Romanya, kültürel ve milli
farklılıklar gösteren tebasına karşı tutumuyla her zaman kötü bir üne sahip
olmuştur. Daha 1877’de bağımsız bir ülke olarak ortaya çıkar çıkmaz
liderlerinin ilk icraatı Müslüman tebaayı, yani Dobrucalı Türkleri ve
Tatarları, vatandaşlık hakkından mahrum etmek olmuştu. Romanya hükümetleri
Sekelistan’da Romenleştirme çabalarının yanında yerel halk tarafından
konolizasyon şeklinde hissedilen siyasetler gütmüşlerdir. Yıllarca Sekelistan,
özellikle olağanüstü hal hukuku altında tutulmuş ve Sekelleri, Romanya
Parlamentosunda temsil eden kimse olmamıştır. Ne yazık ki Romen otoritelerinin
bu suistimalleri ile ilgili şikâyetler Milletler Cemiyeti tarafından
duymazlıktan gelinmiştir.
Kuzey Transilvanya ve
Sekelistan, 30 Ağustos 1940’da Almanya ve İtalya Dışişleri Bakanlıklarının
baskıları neticesinde, İkinci Viyana Anlaşması gereğince, 1940 ve 1944 yılları
arasında Macaristan’a bırakıldı. Ancak Sekelistan’a hiçbir özerklik tanınmadı.
1944’te Sekelistan, iki hafta öncesine dek Nazi Almanyasının
müttefiki olan Romenler tarafından desteklenen Sovyetlerin Kızıl Ordusu
tarafından işgal edildi. Romenler memnuniyetle Sekelistan üzerindeki
yönetimlerini tekrar oluşturdular. Romenlerin gelişi, yerel halka karşı işlenen
birçok vahşeti de beraberinde getirdi. Örneğin, 26 Eylül 1944 Günü, Maniu
Muhafızları Szárazajta (Rom. Aita Seacă) Köyü’nde on üç kişiyi baltalarla
kafalarını uçurmak ve vurmak suretiyle öldürdüler. Bu muhafız birliği, İkinci
Dünya Savaşı’ndan sonra Sekelistan’ın Kuzey Transilvanya ile birlikte
Romanya’ya geri verilmesi gerektiğine karar veren Batılı Güçlerin büyük saygı
gösterdiği Milli Köy Partisi’nin lideri olan Julius Maniu’nun adına hareket
ediyorlardı.
1952’de yeni anayasanın onaylanmasından sonar Romen
otoriteler (isteksizce ve Sovyet baskısı altında) yaklaşık olarak Sekelistan
topraklarına tekabül eden coğrafya üzerinde özerk bir bölge kurdular. Fakat
gerçekte bu bölge asla özerkliğe sahip olmadı. 1968’de bu özerk bölge de lağvedildi.
Komünist dönemin başlangıcında Romen milliyetçiliği ülkedeki Sovyet varlığı sayesinde büyük oranda
kontrol altında tutuldu. Ancak Kızıl Ordu’nun 1958’te Romanya’dan ayrılması,
ülke liderlerine diğer azınlıkların yanında Sekelistan ile de iştigal etme
fırsatı verdi. 1968’den sonra ise Romenler, yarı bağımsız dış siyasetlerine bir
ödül olarak Batılı Güçlerin hiç de iyi niyet içermeyen desteklerini de
kazanmaları üzerine büyük bir baskı ve kolonileştirme rejimi oluşturdular.
Sonuç olarak Seksenlerin sonuna doğru Sekelistan’daki durum dayanılmaz hale
gelmişti.
Mevcut Durum ve Bakış
Açıları
Komünizmin çöküşünden sonra, bütün Avrasya’da baskı altında
bulunan birçok küçük halk onları baskı altında tutan devletlere
başkaldırabildiler. Netice olarak bu halklar kendi geleceklerini tayin etme
haklarını Gagavuzların özerkliği veya Baltık Halklarının özgür devletleri gibi
değişik seviyelerde ortaya koydular. Sonuç olarak da Birinci Dünya Savaşı
sonrasında keyfi olarak tesis edilen iki devlet (Yugoslavya ve Çekoslovakya) ortadan kalktı.
Ne yazık ki,
Romanya’nın işgal ettiği topraklarda durum pek değişmedi. Sekelistan hala baskı
altındadır. Halkı, insan hakları ihlallerine, ayrımcılığa, işkencelere
maruz kalmakta ve kendi toprak ve milli kaynaklarından mahrum edilmektedir.
Hâlihazırda, Sekellerin yalnızca bir grup olarak hakları gasp edilip kendi
geleceklerini tayin etme haklarını kullanmaları engellenmemekte, adları da resmi olarak tanınmamaktadır.
Kendi, alfabelerini kullanmaları da
engellenmektedir. Dahası, Sekellerin bu
vahim durumu uluslararası camia tarafından bilinmemekte ve duyulmamaktadır.
Neden?
Öncelikle, Romanya, küçük bir halkın kendi geleceğini tayin
etme hakkını kullanması için uygun bir yer değil. Seçkin sınıfın siyasi kültür
ve gelenekleri, nüfusun büyük bölümünün düşünme tarzı ırkçılık ve kökleri
ülkenin geçmişinde olan bir hoşgörüsüzlük eğiliminin etkisi altındadır.
Romanya, yağmacı, ırkçı ve rüşvetçi bir seçkinler sınıfı tarafından
yönetilmekte ve ülkede gerçek bir demokratik siyası kültürün eksikliği
görülmektedir.
İkinci olarak da Sekeller, kendilerine yardım edeceklerin en
başında olmaları beklenen Macarlar tarafından milli uyanışlarında
engellenmişler ve hala da engellenmektedirler. Tarihi süreç göstermiştir ki,
Sekeller ve Macarlar arasındaki ilişki hiç bir zaman sağlıklı bir ilişki
olmamıştır. Macarlar her zaman Sekelleri kullanmaya ve suistimal etmeye
çalışmışlardır. Bu durum bugün de devam etmektedir. Komünizmin çöküşünden
sonra, Transilvanya’daki Macarlar, ana kuruluşları olan Romanya Macarlarının
Demokratik İttifakı (RMDİ) adlı kuruluşları vasıtasıyla Sekeller kuruluşlarının
tesis edilmesini engellemeye çalışmışlar ve Sekel Özerkliği fikrine başından
beri karşı çıkmışlardır. Bunu yaparak da baskıcı Romanya’ya iyi bir hizmet
yapmış oldular.
Macaristan da Sekellerin kötü durumu karşısında faydasız
hatta düşmanca bir tavır sergilemiştir. Macaristan mümkün olduğunca kısa bir
zamanda AB ve NATO’ya kabul edilebilmek için 1996’da (Batı baskısı altında) Romanya ile bir
anlaşma imzalayarak kardeşlerini Romenlerin baskılarına terk etmiştir.
Sadece Macaristan
Hükümetleri değil Macaristan Halkı da kardeşlerine karşı samimiyetsiz ve
duyarsızdır. 2004 yılında düzenlenen bir halk oylamasında Macaristan
Halkı’nın çoğunluğu, işgal altındaki bölgelerde bulunan Macarlara ve Sekellere
vatandaşlık verilmesine karşı pratik olarak oy kullanmışlardır.
Resmi olarak hem Transilvanya’daki ve hem de Macaristan’daki
Macar ileri gelenleri Sekellerin kendilerini Macar olarak ilan etmeleri
beklentisi içerisindedirler; fakat Sekellere sadece oyları ve istatistik olarak
Macar nüfusunu arttırmak için ihtiyaç duymaktadırlar. Romenler sık sık Sekellere “Macaristan’a gidin” veya “Asya’ya gidin”
demektedirler. Ancak Macaristan’a gittiklerinde ise Macar yöneticiler ve
hatta halk tarafından aşağılanmaktalar ve onlara Romen olmadıkları halde “Evinize gidin Romenler” denilmektedir.
Görüldüğü gibi Macarlar,
kültürlerinin birçok unsurunu kaybettikten sonra milli bilinç seviyesi düşük mankurt bir millet haline gelmişlerdir. Kardeşlerini
önemsememekte, yalnızca Batılı komşularını taklit etmekte ve onlar gibi olmak
istemektedirler.
Macar tarihçiler de Sekellerin Hun geleneklerini yıpratmak
için büyük çaba sarfetmişlerdir. Macar
okullarında çocuklara Türklerle akraba olmadıkları ve sadece Fin-Ugor Halkları
ile akraba oldukları öğretilmektedir. Ancak gerçek hayatta Fin-Ugor kardeşliğinin
bir işlevi yok gibidir. Finliler ve Estonyalılar, Avrupa Birliği sınırları
içerisinde baskı altında bulunan “akrabaları” konusunda oldukça kayıtsız
kalmaktadırlar. (Baskı altındaki
Macarlar ve Sekeller Romanya’da değil de AB üyesi olmayan bir ülkede olsalar
belki ilgi gösterebilirlerdi).
Son olarak üçüncü
neden ise Birinci Dünya Savaşı sonunda Sekelleri sadık müttefikleri ve
akrabaları olan Romenlerin işgali altına sokan Batı Güçlerin siyasi varisi olan
Avrupa Birliğinin, yani esas suçlunun ikiyüzlü siyasetidir. Dünya çapında başka ülkeleri yargılamaya
oldukça hevesli olan liderleri, demokrasilerinin yüksek standartlarını
yüksek perdeden anlatırken, 2007’de Sekellerin Romanya’daki durumunu anlatan ve
durumu protesto eden birçok mektuba rağmen, Romanya’yı mutlu bir şekilde AB
üyeliğine kabul ettiler. Bu kararla AB içinde Sekellere yapılan bu baskının kabul edilebilir bir durum olduğu
ortaya konulmuştur. Gerçekten de Romanya’nın Sekellere yaptığı baskı,
hâlihazırda AB şemsiyesi altında devam edebilmektedir. Aslında dolayısıyla Sekeller AB baskısı altındadır da denebilir.
Bütün olumsuzluklara
karşın Sekellerin milli uyanışı devam etmektedir ve artık durdurulamayacak bir
noktaya ulaşmıştır. Bu uyanış, 1990 yılında Genç Sekeller Forumu (GSF) adı
altında kurulan küçük ama dirayetli bir teşkilatın Macarların haddini bilmez ve
faydasız yönlendirmelerine kulak asmamaları ile başlamıştır. Toplantılarda
milli Macar sembolleri yerine Sekellerin sembollerini ilk kez kullanmaya
başlayanlar bunlardır. Genç Sekeller,
Göktürk Alfabesi ile bağlantı olan eski Sekel alfabesini yeniden
canlandırdılar. Yerleşim yerlerinin girişlerine bu alfabe ile yazılmış
resmi yazılar asarak Sekellerin hala var olduklarını, farklı olduklarını ve
köklerini bildiklerini ortaya koydular.
Genç Sekellerin girişimi, dönemin olumlu tarihsel
eğilimleriyle uyum içindeydi ve yerel halk tarafından iyi karşılanmıştı. Ancak Romanya Macarlarının Demokratik
İttifakı adlı kuruluşun liderleri bu durumdan hoşlanmadılar ve Genç Sekelleri
medyada kötülemek ve onların faaliyetlerini engellemek için ellerinden geleni
yaptılar. Bu, tarihte ender görülür-
ya da belki de benzeri görülmemiş- utanç verici bir olaydı: Milli bir azınlığın
(Romanya’daki Macarlar) çıkarlarını savunduğunu iddia eden bir kuruluş, küçük
bir milletin (Sekeller) özerk girişimlerini önlemeye çalışarak baskıcı bir
devletin (Romanya) yönetimlerine çok iyi hizmet ediyordu. Bunun sonucunda, Genç Sekeller Forumu ortadan kalktı.
Fakat faaliyetleri alev alarak arkasında Macar küllerinin
altında hala parıldayan yeterli sayıda Sekel kehribarı bıraktı. Bu kuruluş
artık faaliyet göstermese de 1990 yılında
başlatmış oldukları girişim, 2003 yılında kurulan Milli Sekel Konseyi (MSK)
adlı başka bir kuruluş tarafından kısmen devam ettirilmektedir. Ancak Milli Sekel Konseyi kurucu
üyelerinin, programının ve dilinin arka planı ne yazık ki bu kuruluşun Sekellerin
menfaatlerini gerçekten etkili bir biçimde savunan bir güç olarak
nitelendirilemeyeceklerini göstermektedir. İlk olarak, üyelerinin çoğu Romanya
Macarlarının Demokratik İttifakı adlı kuruluşun öğütlerini izleyerek Genç
Sekellere saldıran ve onları eleştirenler arasındaydılar. Ayrıca kuruluşlarını
Doğu Avrupa diktatörlüğünün yıkılmasının sunduğu tarihsel pencereden yarar
sağlayamayacak kadar geç kurdular. Milli Sekel Konseyi bağımsız olarak değil
sözde Transilvanya Milli Macar Konseyi (TMMK)’nin bir toplantı yeri olarak
kurulmuştu. Transilvanya Milli Macar Konseyi’nden ayrılmış olmalarına rağmen,
bağımsız bir Sekel duruşundan hala yoksundurlar. Sekelistan için özerklik
istiyor olsalar da milli Sekel sembollerinin kullanımını destekliyor, Sekel
Milleti terimini kullanıyor ve kendilerini – Genç Sekellerin aksine – hala
Macar milletinin üyeleri olarak görüyorlar. Milli ve politik bilinçleri henüz
olgunlaşmamış: dikkatli bir şekilde uluslararası sahneye doğru giden bağımsız,
dinamik ve becerikli bir politika yürütmektense, Macarların çıkarlarının ve
hayali politikalarının gölgesinde oyalanıyorlar.
Her şeye rağmen
bugün, Sekelistan’da bölgesel özerklik almayı hedefleyen güçlü bir hareket var.
Sekeller artık kendi geleceğini tayin etme hakkının kullanılmasının dünyanın
başka yerlerinde belli bir dereceye kadar kabul edilebilir olduğunun her geçen
gün daha fazla farkına varmaktadırlar. (Sayıları bir kaç bin olan fakat
uluslararası camia tarafından tanınan bağımsız devletlere sahip olan halkların
bulunduğu Okyanusya’dan bahsetmek bile gereksiz). Sekel Halkı’nın barışçıl mücadelesinin
zorluğuna ve Avrupa Birliği içerisinde elverişsiz bir ortamda bu mücadelenin
yürütülmesine rağmen, geleneksel dirençleri sayesinde sonunda uluslararası
seviyede destek kazanacağı umut edilmektedir.
Dr.Levente Gergelyfi Borbély
Girne, Istanbul, 2011

***
“Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.” Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK


