‘Siyasetçi ve Siyaset’
üzerine birkaç satır…
Kültürel gelişimin bir sonucu olan demokrasinin
uygulanabilmesi için izlenecek yolu belirleyen siyaset ve siyasetçi, partiler
yolu ile kamuoyunun hayatına yön vermekte…
İnsanlığın çok büyük bedeller ödeyerek elde etmiş olduğu
çağdaş değerlerden birisi olan demokrasinin uygulayıcılarından olan
siyasetçilerin ‘şeffaflık, hesap
verilebilirlik, adalet, hukuk, kültür’
gibi kavramlardan hiçbir şekilde şaşmaması, demokrasinin gelişerek yoluna devam
etmesi için adeta birer ön şart…
Gelişmiş, kişi başına düşen milli gelir oranı 20 bin, 30 bin
dolarlarla ölçülen ülkelerin siyasetçilerine bakıldığında Müslüman olmamalarına rağmen; dürüst, hesap veren, hukuktan, adaletten
şaşmayan, şeffaf, kültürüne önem veren, insani değerlere uygun bir şekilde siyaset
yaptıklarını görüyoruz, okuyoruz, duyuyoruz…
Biz de ise; oy
satın almak için dini kitabın üzerine yemin ettirebilen, yardıma muhtaç
edilerek ‘oy vermezsen yardım alamazsın’
tehditleri altında seçmenden oy avcılığı yapan, hükümet olduğunda işten anlayıp
anlamamasına bakılmaksızın seçim sürecinde propagandasını yapan yandaşlarını devlet
kadrolara doldurup, sanki vatan evladı değilmişçesine diğerlerini kızağa çeken,
devlet imkânlarını partisinin menfaati için kullanan, insanları olur olmaz
hayaller uğruna oradan oraya sürüm sürüm süründüren, şehirleşmeye,
sanayileşmeye önem vermeyen, program yerine ‘slogan’ üreten ve bununla işi götürebilen, siyasetçi tipi egemen…
Bütün bunların etik olduğu söylenebilir mi?
Hal böyle olunca kuralları amacına göre sürekli değişen,
yozlaşmış bir siyasetçi tipi meydana geliyor. Yozlaşma siyasetçi yoluyla
devlete sirayet ediyor. Ve sistemsizliğin getirdiği ‘yozlaşma’ her alanda; sanayide, ekonomide, eğitimde, hukukta,
adalette güvenlikte kendince yer edinmeye başlıyor… Üretim düşüyor, bilim
tercümeye dayanıyor, eğitim sistemi yap-boz tahtasına dönüyor, ülke borca
batıyor, işsizlik, yoksulluk, açlık, sefalet, adam kayırma artıyor… Diğer
taraftan da yardım dernekleri artıyor. Sanki kıtlık, yokluk varmışçasına yardım
almak isteyen insanların oluşturduğu kuyruklar her geçen gün daha da uzuyor…
Bütün bunlardan sonra da gelişmiş ülkelerin ilkel sömürü duyguları o ülkeye doğru
yönleniyor. Her alanda yozlaştığı, bir zamanlar teslim alınamayan fakat istenen
kıvama geldiği düşünülen ülkede etniklik üzerine çalışma-çatışma
ortamı olgunlaştırılıyor… İnsanlara aş, iş, kültürel gelişimine yetecek
kadar gelir vermek yerine, ‘sen özgür
değilsin, sana özgürlük vereceğim’ adı altında her yerden propaganda
pompalanmaya başlanıyor… Vatandaş kafasını nereye çevirse propaganda orada…
Bugün bakıyoruz, bir kere olsun demokratik hakkını
kullanarak; ‘iş istiyorum, gelir adaleti
istiyorum’ diye siyasetçiden hesap sormak üzere sokağa çıkmamış insanlar, sonu
neyle biteceği belli olmayan ‘demokrasi
istiyorum’ söylemiyle sokaklara dökülüyor… Üstelik de çoğu işsiz, aşsız,
yoksul, muhtaç… Onları sokağa döken siyasetçinin: ‘size iş vereceğim, gelir adaletini sağlayacağım, artık yardım paketsiz
yaşayacaksınız, ekonomik ve dolayısıyla oy özgürlüğünüz olacak, özgürce
sendikalaşmanıza destek olacağım…’ şeklinde sözler söylediğini veya
uyguladığını gören, duyan hiç oldu mu?
İlkesiz ve sloganlarla siyaset yapmanın zararını çok görmüş
olan halkımızın ilkeli, programlı, kültür düzeyi yüksek bir siyasete
kavuşabilmesi en büyük dileğimiz…
23 Kasım 2009