
Başbakan Erdoğan: ”İlker Başbuğ’un tutukluluğunu ‘terör örgütü mensubu’ diyenleri tarih affetmez” dedi
”Bu tanımlamayı yapanlar şu anda bulundukları makam itibarıyla,kendilerini sağlamda görseler bile tarih onları affetmez”
”Türk Silahlı Kuvvetleri, bir örgüttür ama terör örgütü değildir, anayasal bir örgüttür”
”Tutuklama olayını son seçenek olarak düşünmeli. Hemen böyle geleni alayım atayım içeri olmaz. Bu adam terörist, tamam tutukla”
”Ama şimdi öyle şeyler oluyor ki teröristi bile bir kapıdan alıyorsun, diğer kapıdan bırakıyorsun. Ama kalkıyorsun Genelkurmay Başkanı’nı alıyorsun içeri atıyorsun”
”Genelkurmay Başkanı’nı niye içeri atıyorsun arkadaş, tutuksuz yargıla. Onu mahkumiyete taşıyacak bir şey varsa, bitir işi. O zaman kimse zaten konuşamaz. Bu bizi üzüyor, şahsen ben bir Başbakan olarak üzülüyorum”
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, başta eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ olmak üzere, diğer generallerin hiçbirine alışılmış anlamda ”terör örgütü mensubu” demenin çok ciddi bir yanlış olduğunu belirterek, ’Bu affedilemez. Bu tanımlamayı yapanlar şu anda bulundukları makam itibarıyla, kendilerini sağlamda görseler bile tarih onları affetmez. Türk Silahlı Kuvvetleri, bir örgüttür ama terör örgütü değildir, anayasal bir örgüttür” dedi.
Başbakan Erdoğan, Habertürk kanalında katıldığı ”Teke Tek” programında gazeteci Fatih Altaylı’nın sorularını yanıtladı.
Altaylı, Başbakan Erdoğan’a ”Hapishanede tutuklu bulunan komutanlar, anladım ki ciddi biçimde sizde de sıkıntı yaratmış. Çünkü bu komutanların Genelkurmay Başkanı, sizin Genelkurmay Başkanı sonuçta. Nasıl ki MİT Müsteşarı’nı ’benim MİT Müsteşarım’ diye koruduysanız, Genelkurmay Başkanı sizin Genelkurmay Başkanınız. Her mevkideki insan suç işleyebilir ama terör örgütü üyesi olma sıfatı kendisine de çok ağır gelmişti. Bize de çok garip gelmişti. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan bir amiral, sefere çıkamayacak yarın öbür gün ihtiyaç olsa çünkü yurt dışına çıkış yasağı var. Bu sorun nasıl çözülür? Bir süredir söylüyorsunuz ama sanki kimse bunu ’ne demek istiyor’ diye dinlemiyor. Herkes bir yargı paketi bekliyor, siz ’3. Yargı Paketi buna zaten yeterli, sorun çözülebilir’ diyorsunuz. Hapiste milletvekilleri var, bazıları neredeyse 5 senedir tutuklu. Ceza haline geldi tutukluluklar. Bu sorunun nasıl çözüleceğini düşünüyorsunuz? Diyelim ki mahkemeler bu konuda hareket etmediler, savcılar veya hakimler bu konuda yasaların kendilerine vermiş olduğu yetkileri tutuklular lehine kullanmadılar. Ne olacak?” sorusunu yöneltti.
Erdoğan, bu konunun dilhun eden bir konu olduğunu belirterek, şunları söyledi:
”Türkiye’de kuvvetler ayrılığı prensibi, yasama yürütme yargı olarak birbirlerinin alanına girmeye çok müsait. Daha önce biliyorsunuz Sezer’in döneminde de yargıyı adeta bu erklerin üzerine çıkaran bir meclis konuşması vardı. Çok da eleştiri aldı o ifadeler. Çünkü hiçbir zaman ne yargının yürütme üzerinde, ne yürütmenin yargı üzerinde, ne yasamanın diğerleri üzerinde üstünlüğü olamaz. Hepsinin kendi anayasanın tanımladığı o kategoride hizmetini vermesi lazım. Bu süreç içinde, başta eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ olmak üzere, diğer generallerimizin hiçbirine alışılmış anlamda ’terör örgütü mensubu’ demek bir defa çok ciddi bir yanlıştır. Bu affedilemez. Bu tanımlamayı yapanlar şu anda bulundukları makam itibarıyla, kendilerini sağlamda görseler bile tarih onları affetmez. Türk Silahlı Kuvvetleri, bir örgüttür ama terör örgütü değildir, anayasal bir örgüttür. Bu anayasal örgütün başıdır dersen eyvallah. Ama terör örgütüdür dediğin zaman, sen o zaman geliyorsun Türk Silahlı Kuvvetleri’mizi bu hale getiriyorsun. Bunun affedilir bir yanı yok, çok ciddi bir yanlış.”
”TSK’ya motivasyon noktasında çok ciddi kayıp verdiriyor”
Cezaevinde emekli kuvvet komutanlarının ve generallerin olduğunu ifade eden Erdoğan, ”Bu noktadaki yaklaşım tarzları bana göre çok yanlış. Olay şu; bir defa belli makamlarda olan insanlar, bazı insanları artık öyle hale getirmiştir ki bu kaçar mı durur mu? Bunu bilir. Muvazzaf olanların içinde yurt dışı görevdeyken gelenler olduğu gibi, emekli olduğu halde çağrıldı, gelip orada ifade verenler oldu. Yani sen kalkarsın, burada tutuksuz yargılanma kararı versen… Şu ana kadar bir kişi kaçtı. Art arda bu tür şeyler olmuş olsa böyle bir yola tevessül edebilirsin, ’kaçıyorlar kardeşim’ dersin. Böyle bir şey yokken bunu yaparsan, o zaman sen adeta sistemi farklı niyetlerle tehdit eder bir pozisyona giriyorsun. Bu Türk Silahlı Kuvvetleri’ne de ister istemez motivasyon ve moral değerleri noktasında çok ciddi kayıp verdiriyor. İster emekli, ister muvazzaf olsun, buna doğru bakmak mümkün değil. Onu da geç, ver kararını. Niye geciktiriyorsun bu işi? Bu kadar geciktirmenin anlamı yok. Otur, çalış, gece gündüz çalış icabında. Benim şu anda 6 saat uykum var” diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, 3. Yargı Paketi’nde adli kontrolle ilgili üst sınırı kaldırdıklarını hatırlatarak, ”Hadi ver. Niye uzatıyorsun bu işi? Bir an önce bu işi bitir. Herkes bize fatura kesiyor ama bu işi bilenler bizim ne yapabileceğimizi zaten çok iyi biliyor. Ben şu anda yürütmenin başıyım. Aslında anayasamıza göre yürütmenin başı Cumhurbaşkanımızdır. Ben ikinci derecede bu işi yürüten kişiyim. Bu noktada hükümet olarak, elimizden geleni yasalar çerçevesi içinde, yasama içinde yer alanlar olarak yapıyoruz” dedi.
”Tutuklama, özellikle bizim için son seçenek olmalı”
Altaylı’nın, ”Adalet Bakanlığı’nın bu kişilerle ilgili bir soruşturma, denetleme yetkisi yok mu?” sorusuna karşılık Erdoğan, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun bu konuda atılması gereken adımları zaman zaman attığını söyledi.
İşin bununla da bitmediğine, şahsıyla alakalı yaşadığı şeylerin de olduğuna değinen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:”Örneğin benimle ilgili birisi takipsizlik kararı veriyor. Ondan sonra savcı tekrar müracaat ediyor, ikinci müracaatında gittiği diğer üst mahkeme benimle ilgili takipsizliğin kaldırılmasına diyor ve hemen yargılanma kararı veriyor. Bunları yaşadık, yaşıyoruz. Generallerimiz, subaylarımız için olan bu uygulamalar biz siyasiler için de oluyor. Burada kim kaçar, kim kaçmaz? Tutuksuz yargılama meselesinde bence çok daha hassas davranmaları lazım. Tutuklama, özellikle bizim için son seçenek olmalı. Cezaevi noktasında niye sıkıntıdayız? Bu kadar tutuklama olursa, buna cezaevi dayandırabilir misiniz? Tutuklama olayını son seçenek olarak düşünmeli. Hemen böyle geleni alayım atayım içeri olmaz. Bu adam terörist, tamam tutukla. Ama şimdi öyle şeyler oluyor ki, teröristi bile bir kapıdan alıyorsun diğer kapıdan bırakıyorsun. Ama kalkıyorsun Genelkurmay Başkanı’nı alıyorsun içeri atıyorsun. Genelkurmay Başkanı’nı niye içeri atıyorsun arkadaş, tutuksuz yargıla. Onu mahkumiyete taşıyacak bir şey varsa, bitir işi. O zaman kimse zaten konuşamaz. Bu bizi üzüyor, şahsen ben bir Başbakan olarak üzülüyorum. Anayasadaki amir hükmü de biliyorum. Bundan dolayı da üzgünüm. Niye? Ben de buradaki kanaatimi paylaşmak adına söylüyorum. Bunu yargıya müdahale olarak söylemiyorum. Bunun bir değerlendirmeye alınması noktasında söylüyorum. Çünkü benim baş başa oturup bunu onlarla konuşacak halim yok.”
”Aynı şeyi milletvekilleri için de düşünüyor musunuz?” sorusu üzerine Erdoğan, ”Tutukluların geneli için böyle bir şeyi ortaya koyuyorum” dedi.
”MGK, şu anda sivil ağırlıklı bir yapıdır”
Altaylı’nın, ”Türkiye’de taşın altında eli olan insanların bir arada olduğu bir Milli Güvenlik Kurulu olsa, meclis üzerinde bir yetkisi varmış tablosu anayasada yapılacak düzenlemeyle de değiştirilse, Milli Güvenlik Kurulu’nu sizin hakikaten danışabileceğiniz bir yapıya getirmeyi düşünür müsünüz?” sorusuna karşılık Erdoğan, şu yanıtı verdi:
”Dünyada Milli Güvenlik Kurulları, genellikle bu tablo içinde oluştuğu için Türkiye’ye de bu şekilde gelmiş. Ama şu anda Milli Güvenlik Kurulu, sivil ağırlıklı bir yapıdır. Ama o iş değişti artık, şimdi karma oturuyoruz. Sayısal olarak da siviller lehine bir şey var. Böyle bir süreç içinde bu söylediğiniz kurumlarla biz zaten yoğun bir şekilde görüşmelerimiz devam ediyor. Bu çalışmaları ağırlıklı olarak ikinci başkan yapar. Mesela Ekonomik Sosyal Konsey diyelim, böyle bir toplantıya ben de başkanlık edebilirim ama ağırlıklı olarak bu tür toplantıları Ali bey yapıyor.”
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) bazen Türkiye’deki ekonomik durumu veya terör meselesini değerlendirmek istediğini dile getiren Erdoğan, ”Bundan bir ay kadar önce TOBB Başkanı, ’Güneydoğu ve Doğu bölgelerindeki oda, borsa başkanlarını getirsem, terörü beraber konuşsak’ dedi. Geldiler resmi konutta bir değerlendirme yaptık. Bu tür toplantıları zaten yapıyoruz. Yeter ki bu noktada elimizle, vücudumuzla kendimizi taşın altına koyduk desinler. Bu noktada hiçbir sıkıntımız yok. Milli Güvenlik Kurulu’nun yapısı da göreve geldiğimizdeki yapı değil. Biliyorsunuz artık iki ayda bir toplanıyoruz. İki ayda bir toplanırken de buradan çıkan bir tavsiye kararıdır. Fakat buranın bir özelliği var, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği hem sivil, sivil olmanın ötesinde de sadece askeri konuları ele alan bir genel sekreterlik değil. Bütün meseleleri ele alan birimleri var. Bunu daha da ileri götürüyoruz. Geçenlerde Genel Sekreterimiz Muammer Bey’e onu söyledim; ben sizden artık danışmanlık
hizmeti bekliyorum. Bu hizmetleri bize verin dedik. Onlar da buna göre bir yapılanmanın içine giriyorlar. Başbakanlığın, Cumhurbaşkanlığı’nın bir ’think-thank’i olarak bize bu hizmeti vermeniz gerekir dedim. Ona göre bir yapılanmayı gerçekleştirecekler.” 01.02.2013

Bunun üzerine bir vatandaş Başbakan Erdoğan’a “Sayın Başbakanım; şehit cenazesi görmek istemiyoruz artık” diye seslendi. Başbakan Erdoğan da bu sözler üzerine, şunları söyledi: “Canım kardeşim. Bakınız askerlik herhalde yan gelip yatma yeri değil. Hepimiz askerlik yapıyoruz. Hepimiz askerlik yaptık. Terör bir beladır. Her yerde var. Buna karşı bu mücadeleyi uzun soluklu olarak yapıyoruz, yapacağız.
Şüphesiz ki hiçbir sorumluluk mevkiinde olan şehit cenazeleriyle karşılaşmak istemez ama bu mücadele sürerken, bu güvenlik mücadelesi sürerken şüphesiz zaman zaman şehitlerimiz oluyor, olacaktır ama bunu istismar edenler oluyor. Ben, sorumluluk mevkiinde olan bir insan olarak bu gerçeği sizinle paylaşmaya mecburum. Biz tarih boyunca neleri konuştuk, neleri paylaştık. Kaldı ki biz hep şunu söyledik; ‘git oğlum git, ya gazi ol ya şehit ol’ diyerek evlatlarımızı gönderdik.
Şimdi askerimizle polisimizle buna yönelik olarak bütün mücadelemizi veriyoruz, vereceğiz. Bütün tedbirlerimizi sonuna kadar Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) olarak alıyoruz, alıyorlar. Aynı şekilde emniyet teşkilatımız alıyor, el ele, dayanışma içerisinde terörle mücadele veriliyor, bundan sonra da verilecek ama bunun istismarını yapmak gerçekten çok üzücü ve bu istismar olmamalı. Bu istismarı yapanlara da sizler Türk milleti olarak prim vermemelisiniz.”
Terör örgütüyle sonuna kadar mücadele vermekte kararlı olan bir hükümet olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, TSK ile emniyet güçleriyle bu mücadelenin verilmeye devam edileceğini dile getirdi.
“NİYE DURUYORUZ?”
Konuşmasında Lübnan’a asker gönderilmesiyle ilgili tartışmalara da değinen Erdoğan, ekranlara Lübnan’da olanlar verildiği zaman insanların içinin kan ağladığını belirtti. Erdoğan, şunları söyledi:
“Orada mazlum çocukların öldürülüşünü gördüğümüz zaman içimiz kan ağlıyor. O masum annelerin, kadınların, yaşlı insanların bombalar altında öldürülüşünü gördüğümüz zaman içimiz kan ağlıyor ve diyoruz ki; ‘niye duruyoruz?’ Herkes bunu söylüyor. Bakıyorsunuz bu ülkede sağı da solu da hepsi bunu söylüyor. Aşırılı olan da aşırısız olan da hepsi bunu söylüyor. Peki yapılması gereken ne? Oturduğun yerden yan gelip yatarak gazel atmak mı? Konuşmak mı? Kuru kuru laflar yapmak mı? Yoksa orada verilecek olan bir mücadelede veya oluşturulacak gücün içerisinde yer almak mı? Şu anda hükümet olarak bizim kanaatimiz yer almaktır. Çünkü yer alacağız ki gündem belirleyelim. Yer alacağız ki orada mazlum insanların yanında bulunalım.”
BM Barış Gücü’nün barışı korumak için gittiğini kaydeden Erdoğan, “Eğer barışı korumak için değil farklı nedenler için olacaksa böyle bir şeyin içerisinde Türkiye olarak biz yer almayız. Eğer herhangi bir grubun Lübnan’da silahsızlandırılması için Türkiye’den görev istenirse biz orada durmayız hemen askerimiz çekeriz. Biz oraya barışın korunması için gideriz” dedi.
“BEYİN GÜCÜ DE GÖNDERİLECEK”
Türkiye’nin Lübnan’da şu anda tamamıyla yıkıma uğramış yolların, hastanelerin, enerji santrallerinin yapımı için elinden geleni yapacağını belirten Erdoğan, DSİ, Karayolları, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve diğer kurumlarla Lübnan’a yardımcı olunacağını söyledi. Erdoğan, Lübnan’a sadece askerin değil beyin gücünün de gönderileceğini dile getirdi.
Erdoğan, “Unutulmamak, kalıcı olmak, (Bir zamanlar buraya Türkiye askeriyle birlikte geldi) dedirtmek için ve Ortadoğu’da Türkiye’nin varlığını hissettirebilmek için orada olmamızın gerekliliğine inanıyoruz” diye konuştu.
Erdoğan, Lübnan’a asker göndermeyi hem insani hem tarihi bir sorumluluk hem de medeniyet sorumluluğu olarak gördüklerini vurguladı.
Türkiye’nin geleceğinin aydınlık ve yolunun açık olduğunu dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti. “Bazıları diyor ki; (Siz içerideki teröristlerle uğraşın) Bakın bu ifade çok çirkin bir ifade. Bu ifade bir defa TSK’ya saygısızlıktır. Biz Afganistan’a, Somali’ye, Bosna-Hersek’e, Kosova’ya askerimizi gönderdiğimiz zaman Türkiye’de terör yok muydu? 29 ülkeye biz askerimizi gönderdik, polisimizi gönderdik. Peki o zaman ağzınız açılmadı da şimdi niye açılıyor? Bunlar hep politik yaklaşımlardır. AK Parti hükümeti söylüyor diye böyle bir yaklaşım var. Biz bütün istişarelerimizi yaptık. Biz arkadaşlarımızla bunu konuştuk bütün ilgili birimlerimizle konuştuk ve tezkeremizi de bu doğrultuda hazırladık ve yola da böyle çıkıyoruz. Türkiye bu aydınlık yoldan asla geri adım atmayacaktır.”
Başbakan Erdoğan, törende yaptığı konuşmada, Türkiye’yi uzun yıllar yaşadığı darboğazlardan ve sıkıntılardan kurtarmak ve müreffeh yarınlara ulaştırmak için AK Parti iktidarının vargücüyle çalıştığını söyledi.
Millete verdikleri sözleri bir bir yerine getirmeye çalıştıklarını kaydeden Erdoğan, yapısal bir değişim için gerekli adımları kararlılıkla attıklarını ifade etti.
Ekonominin temellerini güçlendirdiklerini ve zeminini sağlamlaştırdıklarını belirten Erdoğan, bu sağlam zemin üzerinde geleceğin umutlu ve müreffeh Türkiyesini inşa ettiklerini dile getirdi.
Türkiye’nin aydınlık geleceğine adım adım yaklaşıldığını vurgulayan Erdoğan, kriz günlerinin artık geride kaldığını bildirdi. Kalıcı ve sürdürülebilir kalkınma dönemine girildiğini anlatan Erdoğan, ülkenin ortak enerjisi ve güçlü sinerjisiyle nelerin başarıldığının görüldüğünü kaydetti. Son 4 yılda büyük bir ilerleme kaydedildiğini ifade eden Erdoğan, her alanda hayal denilen başarıların yakalandığını söyledi.
İMAR SEFERBERLİĞİ
Başlatılan imar seferberliğiyle Türkiye’nin yapısının değiştirildiğini belirten Erdoğan, Türkiye’de bugüne kadar hep laf üretildiğini, ancak AK Parti iktidarının laf değil, iş ürettiğini kaydetti.
Erdoğan, diğer hükümetlerden farklarının bu olduğunu vurguladı. Ziya Paşa’nın, “Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri” sözünü hatırlatan Erdoğan, bütün olayın bu olduğunu dile getirdi. Kentsel dönüşüm projeleriyle şehirlerin yeniden yaşanabilir hale getirildiğini belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
“Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Bunu herkes söylüyor ama söylemek bir şey ifade etmiyor. İcraat lazım icraat…Türkiye Cumhuriyetini tanımlamak lafla olmaz, yaşamakla olur. Bizler istiyoruz ki demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletini hep beraber yaşayalım ve bunun da hazzına ulaşalım.”
Sosyal bir hukuk devletinin şartlarından birinin halkın ihtiyaçlarını karşılamak olduğunu belirten Erdoğan, bu anlayışla alt gelir grubu ve yoksullara yönelik 65 bin konutun inşa edildiğini ifade etti.
Erdoğan’ın konuşması sırasında vatandaşlar, “Vur vur inlesin, Deniz Baykal” dinlesin sloganı attılar.Başbakan Erdoğan da, bunun üzerine şunları söyledi:
“Sevgili vatandaşlarım bakın biz yıkmaya, vurmaya değil, kucaklamaya ve yapmaya, inşa etmeye geldik. Farkımız bu. Birileri vurabilir, birileri ak diyor diye siyah diyebilir. Bunlar bizim için önemli değil. Biz Aşık Veysel gibi söz verdik. ‘Uzun ince bir yoldayız, gidiyoruz gündüz gece’ dedik ve gidiyoruz gündüz gece.”
“İNSANİ VE VATANSEVER BULMUYORUM”
Toplu konutta atılan adımlarla birlikte inşaat sektöründe demir ve çimento gibi ürünlerin fiyatlarının artırıldığına da değinen Erdoğan, şöyle konuştu:
“Bunu fırsata dönüştürmek isteyenler olmadı mı? Maalesef oldu. Bunu fırsata dönüştürmek suretiyle konut satışları arttı, hemen baktık fiyatlar yükseldi. Baktık birdenbire çimento fiyatlarını artırdı, demir fiyatlarını artırdı. Neden? ‘Bu fırsat’ dediler ve bu fırsatı değerlendirdiler.
Maalesef bu tür yaklaşımları da, kusura bakmayın insani bulmuyorum, vatansever bulmuyorum. Sadece fırsatçılık olarak görüyorum. Kendileriyle konuştuğumuz zaman ‘Efendim biz fırsat görmedik maliyetimiz ortada, karımız ortada’… Hepsi hikaye.
İstiyoruz ki kimse fırsatçılık yapmasın. Herkes şüphesiz yatırım yapıyor, kazanacak. Kazansın ama bunu bir fırsata dönüştürmesin. Zira kalkınacaksak hep beraber kalkınacağız. Türkiye güçlü olarsa onlar da güçlü olur. Anlık güçlü olmak işi abad etmez. Uzun hesap yapalım. Küçük hesap yapmayalım, büyük hesap yapalım. Uzun mesafeli olsun. Küçük hesaplar peşinde olursan çöküş de çok hızlı olur. Bir dönemin bu tür hesaplarını yapanlar şimdi battı, bitti. Ama biz bu tür hesaplara da kusura bakmasınlar fırsat veremeyiz. Biz nerede yanlış varsa, onun da üzerine gideriz. Burada asla bir acıma söz konusu olamaz. Çünkü adaletin gereği budur. “
Cephane kamyonuna polis baskını
Polisin, TSK’ya ait 900 el bombasının bulunduğu kamyona baskın yapması Ankara’da hareketli saatler yaşattı
Komutanlıklara bildirildi
Çukurambar soruşturmasını yürüten savcı, Arınç’a suikast iddiasıyla yakalanan subayların görev yeri olan Genelkurmay Seferberlik ve Tetkik Daire Başkanlığı’nda mahkeme kararı doğrultusunda arama yaptırdı.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast hazırlığı içinde oldukları iddiasıyla Çukurambar’da yakalanan Albay E.Y.B. ve Binbaşı İ.G. hakkında özel yetkili savcılıkça yürütülen soruşturma bir ilke sahne oldu.
Savcı Mustafa Bilgili, mahkemeden aldığı karar doğrultusunda, iki subayın görev yaptığı ve Genelkurmay’ın en kritik birimlerinden Seferberlik ve Tetkik Daire Başkanlığı’na baskın yaptı.
Ergenekon soruşturması kapsamında bile bugüne kadar girilmeyen Genelkurmay’a bağlı bir karargâhta, dün akşam ilk kez arama gerçekleştirildi.
Doğrudan Genelkurmay’a bağlı çalışan Seferberlik ve Tetkik Daire Başkanlığı’nda gerilimli saatler yaşandı.
Milliyet’in aldığı bilgiye göre, gözaltına alınan iki subayla ilgili soruşturmayı derinleştiren Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili, dün emniyet birimleriyle birlikte yaptığı değerlendirmenin ardından mahkemeye başvurdu.
Bilgili, özel yetkili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nden iki subayın işyerleri olan Genelkurmay Başkanlığı Seferberlik ve Tetkik Daire Başkanlığı’nda arama yapma kararı çıkarttı.
Cuma günü beklendiBilgili’nin, arama kararını, mesainin son günü olması nedeniyle, daha az sayıda personelin arama yapılacak birimde bulunacağını düşünerek dün akşam saatlerinde aldırdığı bildirildi. Ankara Adliyesi’nden saat 19.00 sıralarında ayrılan Bilgili ve aramayı gerçekleştirecek çok sayıda polis, Balgat Kirazlıdere’deki Genelkurmay Başkanlığı Seferberlik ve Tetkik Daire Başkanlığı’na geldi.
Bilgili’ye özel yetkili Savcı Şemsettin Özcan da eşlik etti. Bilgili, aramaya başlamadan önce mahkemeden alınan kararı, mevzuat gereği Merkez Komutanlığı’na da bildirdi. Merkez Komutanlığı da aramaya “gözlemci” olarak katılması için askeri savcılığı haberdar etti.
Bilgili ve polisler, binaya girişinde nöbetçi heyetçe karşılandı. Arama kararını yetkililere gösteren Bilgili, E.Y.B. ve İ.G.’nin makamına çıkarak askeri yetkililer gözetiminde sivil polislere arama yaptırttı. Savcının arama yapacağının öğrenilmesiyle birlikte ilgili askeri birimlerde nasıl hareket edilmesi gerektiği konusunda değerlendirme yapıldı. Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın (ÖKK) kuruluş döneminde çekirdek kadrosunu yetiştiren birim olarak tanınan, halen de ÖKK’nın merkezi olarak bilinen Seferberlik ve Tetkik Daire Başkanlığı’nda yapılan arama Genelkurmay üst kademesine de iletildi. 26 Aralık 2009

