Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK birçok konuşma ve yazışmasında dile getirdiği, Türk toplumunun sosyal yapısıyla ilgili belirlemelerinin en özlüsünü 19 Ocak 1923’de İzmit sinema salonunda yapmıştır. Kemal ATATÜRK ülkemizin sosyal yapısıyla ilgili olarak şunları söylüyordu:
’’Efendiler!
Milletimiz çok zamandan beri siyasi partiler yüzünden ve siyasi partilerin ihtirasları ile onların çatışması yüzünden çok büyük zararlara uğramıştır. Kendi çıkarları unutturulmuştur. Şunun bunun çıkarlarının hizmetine koşulmuştur. Gerçekten ulusun çeşitli sınıflardan bir veya iki veya üçüncü alınıp da diğerlerinin zararına olarak, yalnız o sınıfın yararını sağlamakla uğraşan bir siyasi parti bizim ulusumuz ve ülkemiz için zararlıdır.
Bizim gereksinimimiz, bütün ülke halkının el ele vererek çalışması ve bu çalışmayla elde edilecek sonuçtan ibarettir. Bütün bu görüşlerle birlikte diyorum ki, siyasi bir kuruluş gerekmektedir.
Efendiler bilirsiniz ki siyasi örgütler, yani partiler ekonomik amaçlara dayanarak kurulur. Biz öyle bir parti yapacağız ki, bundan bütün ulusun, hiç ayrım yapmadan, herkesin çıkarını ve yaşam nedenlerini, mutluluğunu sağlamayı görev edinebilsin! Buna olanak var mıdır? Evet, buna olanak vardır ve bundan başkasını ülkemizde yapmanın olanağı yoktur.
Efendiler, ifade olundu ki, bizim milletimizin asıl unsuru köylüdür, çiftçidir, çobandır.
O halde bunlar bir sınıftır ve dayanmaya değer bir sınıftır. Bir parti tek başına bu sınıfa dayanabilir ve onun çıkarını yükseltmek için çalışabilir. O halde buna karşı çıkacak sınıfı aramak gerekmektedir…
Köylünün karşısında kim düşünülebilir?
Büyük toprak ve çiftlik sahipleri… Efendiler ülkede büyük çiftlik sahibi kimler vardır; ne kadar çiftlikleri ne kadar toprakları vardır?
Efendiler bizim ülkemizde büyük toprak ve çiftlik sahibi yoktur. Olsa olsa onların toprağı diğer çiftçi ve köylülere göre biraz daha büyük ve kendileri daha iyi durumdadırlar. Dolayısıyla bunların çiftliklerini yok etmek, toprağını parçalamaktansa, köylülerin toprağını büyütmeliyiz. Köylülerin evlerini ve köylerini mamur etmeliyiz… O halde köylü sınıfı temeldir.
Bundan başka ne var, kasaba ve şehirlerde özel girişimciler vardır. Köylülüğün çıkarı sağlanırsa bu girişimcilerin çıkarlar zedelenir mi? Hayır, buna olanak yoktur. Bir kere bu girişimciler halk için gereklidir. Birbirlerine gereklidir. Özel girişimi desteklemek, ileriye doğru geliştirmek gerekir. Ve başlı başına dikkate alınacak bir hedeftir.
Sonra efendim kasabalarda tüccarlar vardır. Fakat bu orta tüccarlar da köylü ve halk için gerekli bir sınıftır. Bunlar yok edemeyiz zarar veremeyiz. Tersine onları da korumak ve daha çok zenginleşmesine olanak vermek zorundayız. Ülkemizin genel çıkarları bunu gerekmektedir.
Bu orta tüccarların üstünde ne var? Büyük tüccarlar… Büyük sermaye sahipleri… Sorarım efendiler, ülkemizde büyük sermaye sahibi, çok servet sahibi kaç kişi vardır ve bunların kaç parası vardır. Bana Türkiye’de kaç tane milyoner gösterebilirsiniz? Ve en zengin adamımızın kaç parası vardır? Kapitalist olarak ortaya koyacağımız ve üzerine hücum edeceğimiz bunlar mıdır? Hayır efendiler… Bu zengin insanlar başlı başına bu memlekete bankalar, şimendiferler, fabrikalar, şirketler vb.sanayi kursunlar! Bizi yabancıların sermayesine muhtaç bırakmasınlar…
Geriye ne kalıyor efendiler: İşçiler… Toplasanız toplasanız, İstanbul’dakilerin bütün hepsini alsanız belki yirmi binden fazla işçi bulamazsınız. Dolayısıyla yirmi bin kişiye dayanan bir siyasi parti bu yirmi bin kişinin haklarını, ne dereceye kadar koruyabilir. Bu ülke işçiye muhtaçtır. Bu ülkenin, ileride yapacağı birçok sanayi kuruluşunda çalışacak insanlara ihtiyacı vardır. İşçi bize gereklidir. Onu koruyacağız. Koruyacağız ve daha mutlu hale getireceğiz.
Bunlardan başka sınıf bulamazsınız.
Yalnız aydın ve bilim adamı denen insanlar vardır. Aydınlar olsun, okumuşlar olsun, bunlar başlı başına kendi başlarına kendi çıkarlarını düşünen bir sınıf olamaz. Başlı başına okumuş ve aydınlar sınıfı yoktur. Ancak aydınlara okumuşlara düşen çok yüksek bir görev vardır. Halkın içine girmek ve onlara yol göstericilik yapmak, onlara zenginliğe ve mutluluğa kavuşmak için öncülük etmek, onları aydınlatmak, bilgilendirmek ve başarılı kılmaktır. Sanıyorum ki, her ülkede aydınların en insancıl, ulusal ve yurtsever görevi yalnız ve ancak bu olabilir.
İşte efendiler, halkımızın bütün bireyleri öbürünün yardımcısıdır. Birbirinin sonuç alıcı işlerine muhtaçtır.
Bunların hepsini ayrı ayrı düşünmek ve ayrı hizada mutluluğun sınırını oluşturmak ve o sınırı daha uzaklara taşımak için, bu siyasi kuruluşun adına “Halk Partisi” demeyi uygun buldum.
Eğer ben aldatıcı bir adam olsaydım, bu şeklin aleyhimde propagandalara neden olacağından çekinseydim, başka isim ve unvanlarla halkın karşısına çıkardım’’19.01.1923 Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
İşte devletimizin kurucucu Kemal ATATÜRK’ün konuşması ve bugünkü durumumuz:
Köylünün toprakları çoğaltılacak yere yabancıya satılıyor
Sanayicilerin kuruluşları ellerinden alınıyor.
Madenlerimiz ucuza dışarı satılıyor.
Erdemir satışa çıkarılıyor. Türk halkının sanayi kuruluşları bir bir elden gidiyor.
Üniversitelerde yabancı propaganda yapan bazı aydınlar cirit atıyor.
Türk halkının, Türk dünyasının gözbebeği Türk Silahlı Kuvvetlerinin içinde insan onuru ve insan ihtiyaçlarıyla, ATATÜRK’ün görüşleriyle bağdaşmayan statüler oluşturuluyor, TSK da astsubayın mutlu olması istenmiyor. Astsubay gri ve siyah olarak görülüyor. Askeri hastanelerde A-B’dışındaki polikliniğe atılıyor. Astsubaylar sayı olarak çok olmasına rağmen her türlü sosyal imkânlarda kapasitesi düşük olanlarla, atıl olanlarla geçiştiriliyor. Parasıyla, kuruluşunda yer aldığı OYAK yönetimine alınmıyor, OYAK’ın 16’ncı maddesi astsubayı da içine alacak şekilde değiştirilmiyor. Maaşı teğmen maaşının üzerinde olmayacak şeklinde standartlar getiriliyor. Zimmet ve idari faaliyet sorumluluğu her geçen gün arttırılıyor. Her atama döneminde pek çok astsubay zimmet yüzünden mahkemelik oluyor. Öğrenim seviyesi özellikle düşük tutuluyor. Hiç kimse astsubayı düştüğü durumdan kurtaramıyor.
Siyasi partiler adil olmayan kadrolaşmalara gidiyor.
Her parti kendi kadrosuyla çalışmak uğruna devlette adeta stepne üst düzey yöneticiler muhafaza ediliyor. İnsanlar atıl hale getiriliyor.
Ülke olarak borç batağından bir türlü çıkamıyoruz.
Her geçen gün, kendi ülkemizde kendimizi yabancı hissediyoruz.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti neredeyse mandacılığı istemektedir.
Manevi değerlerin yerini kapital değerler almıştır.
Türk, bazı kanallarda TURK olarak yazılmaktadır. Türkçe elden gitmekte, yabancılaşmaktadır.
Ülkemizdeki sivil toplum örgütleri tek ses, tek yürek halinde bütün sorunları bilinçli bir şekilde çözmek için bir araya gelmelidir.
Saygılarımla…
04.06.2005
kuvayimilliye.net
