Vakıflar Yasası ve Assubaylar
Genel

Vakıflar Yasası ve Assubaylar

Bir
devletin kurucu unsuru olan Türk çocukları, padişahın emrinde asırlar boyunca
cepheden cepheye koşarak mal mülk sahibi olamazken ve zenginliğin sonucu oluşan
yaşam tarzına ulaşamazken, ticareti, zanaatı elinde bulunduran yabancı
uyruklular paraya para demedikler gibi, daha da ileri giderek devlete başkaldırıp,
bir zamanlar kendilerini koruyan Türk insanının canına kıymaktan
kaçınmamışlardır.

İçinde
bulunduğu karanlıktan çıkışı Atatürk sayesinde gerçekleştirmiş olan Türk
milleti, kaderini başkalarına emanet etme alışkanlığını değiştirememesi
nedeniyle, varlığını ortadan kaldırmaya yönelik, geçmişin tehlikelerine benzer
tehlikelerle, günümüzde karşı karşıya kalabilir mi?

Bu
soruya, geçmiş ile bugün arasında ilişkiler kurarak cevap aramak en doğrusu.

Geçmişe
baktığımızda bağnaz düşünceler nedeniyle teknolojide, bilimde ilerleyememiş
olan Osmanlı İmparatorluğu’nun çağa uygun ‘’değişimi’’ sergileyememesi,
bünyesindeki insanları dış etkilerden uzak tutamaması, üretimin tarıma
dayanması, sanayi alanında gelişim sağlanamaması, Kırım Savaşı ile borç almaya
başlanması ve sonradan saplanılan borç sarmalı neticesinde ekonomik yönden
zayıf kalarak kapitülasyonlara maruz kalması, borçların ödenmesini sağlamak
için kurulan Duyun-i Umumiye ile vatandaşın gelirlerinin yabancıya aktarılması…
 Ve bu borç ödemesi sırasında üzerine
giyecek kıyafet dahi bulamayan kadınlarımız, erkeklerimiz ve çocuklarımız…

Bütün
bunlardan kurtulmak Türk milleti için kolay olmamıştır, bundan sonra da
olmayacaktır.

Bunların
bilincinde olarak yaşamak gerekirken, önceki hükümetlerce başlatılmış olan
yabancılaşma, Türkiye’yi dışa bağımlı tutma faaliyetleri AKP Hükümetince de
sürdürülmektedir. AB hayali ile yanıp tutuşan hükümetlerimizin devamı AKP
Hükümeti, tavizlere bir yenisini daha eklemek için, meclisi geçmiş
bulunmaktadırlar.

10.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından 9 maddesi bir kere daha görüşülmek
üzere TBMM’ye gönderilmiş olan yasa, 20.02.2008 tarihinde mecliste aynen kabul
edildi.

Kabul
edilen yasaya göre: Türkiye’deki azınlık cemaatlerinin, 1974 yılındaki Yargıtay
kararıyla alınan taşınmazlarının 28’i Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne, 114’ü de
Hazine’ye devredilmişti. Ayrıca “nam-ı müstear” veya “nam-ı
mevhumlar” (Hazreti İsa, Hazreti Meryem) adına kayıtlı ve sayıları 222
olarak bilinen taşınmazlar da bu yasanın yürürlüğe girmesiyle iade edilecek (1).

Kanuni
mevzuat doğrultusunda yurt genelinde temsilcilikler açabilecek olan yabancı
vakıf yöneticileri, kurulduğu amacın dışına çıkabilecek değişikliği yapabilecek,
serbestçe edindiği mallar üzerinde her türlü tasarrufta bulunabilecek, taşınmaz
mallarda Tapu Kanunun 35. maddesi hükümleri geçerli olacak, uluslar arası
faaliyet ve işbirliğinde bulunabilecek, yurtiçi ve
yurtdışındaki kişi, kurum ve kuruluşlardan, ayni ve nakdi bağış ve yardım
alabilecek, işletme ve şirket kurabilecek, yabancılar Vakıflar Genel Meclisinde
görev alacak (2-3).

Vakıflar
yasası AB’nin sıkı takibinde olan bir yasaydı. Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın 
6
Ekim 2007 tarihli Kıbrıs gezisi sırasında, gazetecilerin sorduğu aşağıdaki
soruya verdiği cevabı AB baskısını açıklamaktadır:

Soru: 301. madde, Vakıflar Yasası gibi
Brüksel’in ısrarla beklediği konular var. Bunlarda kasım ayının ilk haftasında
yayınlanacak İlerleme Raporu’na yetişecek şekilde adım atacak mısınız?

Cevap:
İlerleme Raporu’na bir şeyler yetiştirme telaşımız yok. Biz eksiklerimizi çok
iyi biliyoruz. Yapılacakları kendi takvimimize göre yapacağız. Aksi şekilde bir
harekat tarzını ben sunilik olarak görüyorum. Nisan ayında müktesebata uyum
konusunda yapılacakları ortaya koyan 400 sayfalık takvim açıklamıştık. Avrupa
Parlamentosu son Türkiye raporunda bugüne olumlu şekilde atıfta bulundu. Şimdi
onu 2008 sonuna kadar çeyrek dilimler halinde daha da somutlaştırıyoruz. İlk Bakanlar
Kurulu toplantısında bunu gündeme getirdim ve Başbakan benimseyerek gerekli
talimatları verdi. Vakıflar’la ilgili kanun Sezer’den döndüğü gibi kabul
edildi. Meclis Genel Kurulu’nun önüne gelecek. Brüksel’in başka bir talebi olan
ombudsmanlık konusunu yeni anayasaya koyduk. Temelden çözülüyor. 301. madde ise
adeta marka oldu. Sanki bu çözülünce bütün dertler bitecek gibi bir anlayış
var. Biz düşünce özgürlüğü de dahil olmak üzere Türkiye’nin gerçek bir
demokrasi ve gerçek bir hukuk devleti olması için daha büyük bir çaba
içindeyiz. Genelkurmay da nisandan beri AB toplantılarına katılmaya başladı
(4).

Şimdi
burada görüyoruz ki Genelkurmay Başkanlığı da Nisan 2007’den buyana AB
görüşmelerine katılmaya başlamış. Vakıflar Yasası’nın ülkemize bir hayır getirmeyeceği,
geçmişteki örneklerinden ve yasanın etki alanından kolaylıkla anlaşılmaktadır.
Temennimiz Cumhurbaşkanımızın bu yasayı onaylamamasıdır. Ancak, onaylamaması
gibi bir durumun söz konusu olamayacağını da kestirmek hiç de güç değil.

Şimdiye
kadar meclisten geçen yasalara baktığımızda ülkemizin menfaatine, insanların
refahına, huzuruna katkı sağlayacak kanunların nadiren çıktığını görmekteyiz.
Çıkanlar varsa, onlar da seçim yatırımı olarak veya bazı üst düzey
şahıslara-statülere yönelik çıkmakta.

Hele
hele assubaylar söz konusu olunca, assubayların lehine kanun çıktığı
görülmemiştir. Çıkmışsa da muhakkak bir yeri eksiktir.

Hemşirelerden
13 yıl sonra yüksekokul statüsüne yükseltilen assubaylar başlangıç derecesi
olarak emsali devlet memurundan bir kademe geride tutulmuştur ve bu durum halen
düzeltilmemiştir. Ama, AB-D baskıları ile nasıl kanunlar çıkartıldığı da
ortada.

Bu
yasa yolu ile yarım asrı aşkın süredir mağdur edilen assubayların, yabancılar
kadar; TBMM ve ilgililer nazarında kıymetinin olmadığını, bir kere daha görmüş
olduk! 21/02/2008

Kaynaklar:

(1):
http://www.guncel.net/vetolu-vakiflar-yasasi-meclis-ten-gecti_20-02-2008

(2):
http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/585.html

(3):
http://www.netgazete.com/NewsDetail.aspx?nID=757934

(4):
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=597582

Yazar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir