1951’DEN 2026’YA ASSUBAYLARA YÖNELİK MEVZUAT KAYNAKLI ADALETSİZLİKLER-15
Adalet & Hukuk - Cafer DEMİR - İş-Meslek

1951’DEN 2026’YA ASSUBAYLARA YÖNELİK MEVZUAT KAYNAKLI ADALETSİZLİKLER-12

KATSAYI ARTTI, AMA ADALET ARTMIYORSA NEYİ BÜYÜTTÜK? Bazen bir sistem açıkça haksızlık yapmaz. Ama öyle bir matematik kurar ki, sonuç hep aynı yere çıkar. 1970’lerden 1980’lere uzanan o dönem tam olarak buydu. Kâğıt üzerinde her şey makul görünüyordu. Maaş katsayısı artıyordu. Enflasyon yükselmişti, devlet buna karşılık veriyordu. 1970’te 7 olan katsayı, 1982’de 30’a çıkmıştı. Bakınca insan şöyle düşünüyor: “Demek ki herkesin geliri arttı.” Ama mesele burada başlıyor. Çünkü artan şey sadece katsayıydı. Adalet değil. Bir insanın maaşı sadece katsayıyla belirlenmez. Onu taşıyan bir başka şey daha vardır: gösterge. Ve o gösterge, bu sistemde herkese eşit verilmedi. Aynı üniforma. Aynı nöbet gecesi. Aynı risk. Ama farklı rakamlar. Subay için yüksek gösterge. Assubay için daha düşük bir sınır. Sonra katsayı geliyor. Ve o farkı büyütüyor. Yani sistem şunu yapıyor: Aynı çarpanı herkese veriyor ama birinin sayısını büyük, diğerinin sayısını küçük tutuyor. Sonuç? Fark kapanmıyor. Tam tersine katlanıyor. İşte “teknikleşmiş adaletsizlik” tam olarak bu. Kimse çıkıp “Assubay daha az kazansın” demiyor. Ama kurulan cetvel zaten bunu söylüyor. 1975’te subaya 600’e kadar ek gösterge verilirken Assubaya 100 ile sınır çiziliyor. Bu sadece bir sayı değil. Bu, bir hayatın aylık karşılığı. Bir çocuğun eğitimi. Bir ailenin geçim sınırı. 1980’de tavan getiriliyor. Subaya 400. Assubaya 300. Bu ne demek biliyor musun Sadece bugünü değil, geleceği de sınırlamak demek. “Sen ne kadar yükselirsen yüksel, bir noktadan sonra duracaksın” demek. Sonra 1982 geliyor. Makam tazminatı diye yeni bir kapı açılıyor. Ama o kapı herkes için açılmıyor. Bazıları için yeni bir gelir alanı doğuyor. Bazıları için yine dışarıda kalma hali devam ediyor. Ve insan şunu fark ediyor: Bu artık bir eksiklik değil. Bu bir tercih. Çünkü aynı dönemde sistem şunu çok iyi biliyor: Katsayı artışı herkesi etkiler. Ama yüksek göstergesi olanı daha çok etkiler. Yani büyüme var. Ama eşit büyüme yok. Bir taraf yukarı çıkıyor. Diğeri yerinde saymıyor, ama yetişemiyor. İşte en yorucu olan da bu zaten. Geri kalmak değil. Hiçbir zaman yetişemeyeceğini bilerek ilerlemek. Assubay burada sadece maaş kaybetmedi. Zaman kaybetti. Emeklilikte kaybetti. İtibarda kaybetti. Çünkü bu fark, sadece bordroya yazılmadı. Hayatın içine yazıldı. Ve en acı tarafı şu: Bu fark bir anda oluşmadı. Yavaş yavaş, cetvellerle. Rakamlarla. Tavanlarla. “Teknik düzenleme” denilen kararlarla. Sessizce büyüdü. Kimse bağırmadı. Ama herkes hissetti. İşte bu yüzden bu döneme sadece ekonomik bir dönem demek eksik kalır. Bu, farkın görünmez hale getirilerek kalıcılaştırıldığı dönemdir. Adaletsizlik bazen bağırmaz. Sadece hesap yapar. Ve insan yıllar sonra dönüp baktığında şunu sorar: “Her şey artarken, neden biz aynı yerde kaldık?” Cevap basit ama ağırdır: Çünkü sistem seni eksik bırakacak şekilde kurulmuştu. Yine de burada bir şey var. Tamamen kaybolmayan bir şey. İnsan, farkı gördüğü anda değişim başlar. Çünkü adaletsizliği fark etmek, ona razı olmamaktır. Ve tarih şunu defalarca göstermiştir: Matematikle kurulan düzenler, vicdanla sorgulandığında değişmek zorunda kalır. Geç olur. Ama hiç gelmemesinden iyidir.

Yazar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir