Din, siyasete hâkim olursa
Genel

Din, siyasete hâkim olursa

04.02.2008 tarihli yazımız;

Din, siyasete hâkim olursa 

Eskiden Siyasetçi dini kullanıyor diyebiliyorduk. Ancak
gelinen konumda dinin siyasetin ta kendisi olma yolunda olduğunu
gözlemlemekteyiz.

Varoluştan itibaren insan, her zaman bir yüce güce itaat
etme gereksinimi duymuş, kendisini böyle şartlandırmış. Bu güç yaşanılan yere
göre, kendi yaptığı put olmuş, ateş olmuş, güneş olmuş. İnsanlık tarihine
bakıldığında, insanlığın mayasında insanüstü bir güce itaat etmek yatıyor,
denilebilir.

Ve nihayetinde vahiy yolu ile Tevrat, Zebur ve İncil’in
insanlığa gönderilmesiyle semâvî dinler dönemi başlamış. Allah katında hak din
olan İslam Dininin insanlığa tebliği ile semavi dinlerde sona gelindiği
Kur’an-ı Kerim’de bizlere bildirilmiştir.

Aynı inanca sahip insanlar arasında başlayan ilişkiler
bütünü içerisinde, zaman içerisinde menfaat peşinde koşan insanların ortaya
çıkarak, inançları suiistimal ettikleri, toplumu şahsi hırsları peşinde
sürüklediklerine dair bilgiler tarihteki yerini almıştır. Zenginlik, ganimet
peşinde koşanların, din yayma düşüncesini ilan etmeleri bundan değil mi? Dini
amaçları doğrultusunda ülkeyi yönetmek isteyen kilisenin Batı’daki uygulamaları
ise tarihte dinin siyaseti yönetmesine en büyük örneği teşkil emektedir.

Aslına bakarsak din, toplumlarda değişik tutumların,
davranışların oluşmasına da kaynaklık etmektedir. İslamiyet’in kabulünden önce
Türkler ile Arapların yaşam tarzlarına, siyasetlerine bakarsak bugüne dair ipuçlarını
da yakalayabileceğimiz kanısındayım.

İslamiyet’ten önce
Türklerin yaşam tarzı:
Kadın erkek eşit, ilk kadın başkan Türklerden, haremlik
selamlık diye bir gelenek yok, kararlarda kadında söz sahibi, kadın savaşta en
ön saflarda yer alıyor. Tek eşlilik hâkim, kadın mirasta eşit. Tek tanrı inancı
mevcut.

İslamiyet’ten önce Arapların
yaşam tarzı:
Kur’an-ı Kerim’in deyimiyle tam bir cahiliye devri hüküm
sürüyor. Kız çocukları öldürülüyor, erkek istediği kadar kadınla evlenebiliyor
ve istediği an boşayabiliyor, deve kadından daha önemli, putlara tapılıyor,
kadının mirasta payı sıfır.

Hal bu iken İslam Dini Hz. Muhammed (s.a.v)’e vahiy yolu ile
başta Araplar olmak üzere insanlığa gönderilmiştir. Ve dini hükümler, orada
yaşayan insanların geçmişte edinmiş oldukları tutumları icabında yumuşatarak
(tamamen ortadan kaldırmayarak) toplumda yandaş edinmeye başlamıştır.

İslam dininden sonra
Araplara getirilen yeni düzenlemelerden bazıları:
Erkekle eşit olmasa bile,
kadın belli bir oranda mirasa hak kazandı, sonsuz olan eşlilik dört eş ile
sınırlandı, boşanmaya kural getirildi, tek tanrı inancı getirildi, kadın ve
erkeğin birbirinin örtüsü olduğu, ahlaki kuralı oluşturulması yanı sıra bir
devlet için gerekli yasalar da içinde bulunulan çağa göre belirlenmiştir…

Bir an için İslam dininin ilk olarak Türk kavimlerine vahiy
edildiğini düşünelim. Tarihte yerini bulan Türk yaşantısından yola çıkarak,
Araplara ve dolayısıyla insanlığa sunulan dört eşlilik söz konusu olabilir
miydi? Mirasta veya yaşamın her alanında kadın daha az olanla yetindirilir
miydi?

Şimdi gelelim Türkiye’mize… I. Dünya Savaşındaki Cihatta Almanların
etkisini bir kenara bırakırsak, koskoca Osmanlı İmparatorluğu Halifesi Müslüman
âlemine cihat çağrısı yapmıştır ancak çağrı Arap âlemince duyulmamıştır. Demek
ki Halifelik dahi Araplara etki edememektedir. Ancak gelin görün ki Türk
insanının ardında namaza durmaktan imtina eden Arapların kültürü, Türk insanına
nüfuz etmeyi bir türlü bırakamamıştır. Giyimi kuşamı başta olmak üzere, çok
eşliliği ve diğer kültürel yaşamlarıyla Türk halkına etkileri, işbirlikçileri
yolu ile halen devam etmekte…

Bütün bunların üstesinden gelebilmemiz için iktisadi alanda
kendimize yeter hale gelerek yerli düşünüp yerli fikirlerimizi eğitim yolu ile
yaymamız gerekmektedir. Gelinen ortamda din siyasete yön verir hale gelmiştir,
bu ağır baskıların üstesinden gelebilecek güçte olamayan kadınlarımıza, her
zamankinden çok destek olması gerekmektedir…

Siyaset çok farklı bir alan. Bu alana girerken, Atatürk’ün
de belirttiği gibi sadece ve sadece siyaset için girilmelidir. Herhangi bir
oluşuma, farklı bir güce veya farklı bir ülkeye sığınarak siyaset yapılmamalıdır.
Türk tarihi göz ardı edilmemelidir.

04.02.2008 

Yazar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir