Ulusal ekonomimizin bu hale gelmesinde asıl sorumlu olan biz yurttaşlar olmakla birlikte, yanlış yönetim politikalarıdır. Ülkemizin yönetiminde uygulanan politikalar üzerinde dikkatimizi çeken en önemli husus ise, üretkenliği destekleyici, israfı ya da tüketimi kısıtlayıcı uygulamalara imza atmamaktır.
Bu ana hususun asıl sorumlularının 1950’lerden sonra iktidarı ele geçiren sağ iktidarlar olduğunu tarafsızca görebilmeliyiz. Örneğin; elli yılı aşan sürecimizin en büyük Ulusal belası terörü göz ardı edemeyiz. Ülkemizin özellikle güney doğu ve doğu bölgelerinde, 1970’li yıllarda ağalığa ve aşiret baskılarına karşı başlayan gençlik hareketlerinin, birleşip ve örgütlenerek 1978 yılında P.K.K. terör örgütüne dönüşmesinde, bu sağcı iktidarların Yönetim politikalarını irdelememiz, gözden geçirmemiz gerekir. Terör bataklığı haline getirilen güzel Anadolu’muzun modern ve çağdaş bir yaşama dönüştürülmemesinde, eşit ve hakça toprak paylaşımının yapılmamasında asıl etken sağ politikalar ve bu politikalarla Ülkemizi yöneten iktidarlardır. Aksi yapılabilseydi eğer, yani; toprağın Anadolu’da paylaşımını sağlayan ” toprak reformu ” gerçekleştirilebilseydi, Ulusal sermayemizden iki trilyon dolarımızı alıp götüren, elli bin yurttaşımızın ve onbeş bini aşan şehitlerimizin canına kast eden terör örgütü olmazdı diye düşünürüm. Zararın neresinden dönülürse kardır diyerek bu reformu hangi iktidar yaparsa yapsın Ulusça arkasında durmalıyız diyenlerdenim. Ulusal kalkınmamıza ve Ulusal güvenliğimize en önemli hizmetin bu reformla yapılacağın inanıyorum. Şöyle ki; Ülkemiz Türkiye, komşularımız Suriye ve Irak. Üçü de kara sınırlarıyla ve bölgelerindeki insanların birbiriyle akrabalıkları olan (Anadolu Selçukluluarı- Irak Selçukluları- Suriye Selçukluları) bu coğrafyanın ve sürekli kan akıtılan orta doğunun en önemli stratejik konumlu dost ve kardeş toplumlarıdır. Tarihi, etnik ve kültürel vd. bakımlardan birçok konularda ortak değerleri, gelenekleri ve ilişkileri bulunmakta ise de, aydınlanmanın, insani düşünce ve meziyetlerin tam olarak kavranamadığı, çağ dışı törenin, dinsel ve bağnaz tabuların hakimiyeti sonucu, kan davası, cinayetler, mezhep çatışmaları sebebiyle, silahların ve terörün dolayısıyla kan ve gözyaşının eksilmediği bu topraklarda köklü reformlar yapılmadıkça, insanlık tarihinde hiç bir zaman iyi anılmayacaktır. Bu elim durum elbette laik Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları olarak hepimizi etkilediği kadar, komşu Devletler olan Irak ve Suriye’yi de, Halklarını da etkilemeye devam edecektir. Bu karanlığın aydınlanması, olumsuz yaşamın mutluluğa kavuşturulması için bu güne kadar yapılan çalışmaların gözden geçirilmesinin tam da son anlarıdır. Herkesin kendi evinin önünü temiz tutması kavramından hareket ederek, yüz yıllık kurumsal Türkiye Cumhuriyetinin laik, sosyal ve hukuksal gücünü kullanması, hem kendisine hem de bu komşularına örnek bir misyon kazandıracaktır. Her üç Ülkenin de sınır bölgelerindeki topraklarında Feodal yapının yüz yıllarca geriye dönük yaşamı bulunmaktadır. Bu yapının yıkılması öncelikli ve ortak Ulusal sorundur. Bizim için pkk ne ise, komşumuz Irak için Barzani’nin varlığı, Suriye için ypg/ vd. unsurların varlıkları da aynıdır ve bu varlıkların üçü de dünyayı kana bulayan katil Amerika’nın birer piyonları olarak ondan destek görmektedir. Feodalizmin hakimiyetindeki bu bölgede her türlü terörün doğumu, palazlanıp büyümesi ve barınır duruma getirilmesi, Uluslar arası kurumsal destek alması üzerinde durulmalıdır. Barzani’nin Irak içinde federasyona giderken bağımsızlık ilan etmeye kalkışması, Suriye’nin kuzeyinde 60-70 bin kişilik ypg ordusunun Amerika tarafından kurulma çalışmalarının devam etmesini akıldan çıkarılmayacak konulardır.
Feodal yapının hakim olduğu topraklara, kendi evimize dönersek: Bu topraklara aydınlanma yapılamamış, sanayi ve modern üretim olanakları ulaştırılamamıştır. Buralarda;
* Silah ve mühimmat kaçakçılığı,
* Hayvan ve hayvan ürünleri kaçakçılığı,
* Uyuşturucu madde kaçakçılığı gibi yasa dışı gelir kaynaklarıyla, emeksiz, haksız kazançlarla ekonomimiz içten içe törpülenerek zarar görmektedir. Kolay para kazanma ve haksız kazanç daha değer görür hale getirilmiştir. Feodal yapının ağaları, bölgenin kalkınmasını istememektedir.
Laik Cumhuriyetimiz buna dur diyebilmelidir. Feodal yapı yıkılmalı, toprak reformu yasası çağa uygun hale getirilerek hiç bir çiftçimizin topraksız kalmayacak şekilde kendi toprağına kavuşması sağlanmalıdır. Bunu başarabilirsek, İç ve dış güvenliğimizin yanı Ulusal kalkınmamızın hızlanacağını, tarım, hayvancılık ve sanayinin Ülkemizin her karış toprağında yer bulacağını düşünüyorum. Böylece, emperyalist devletlerin bölgede at oynatıp cirit atmasının da önüne geçilmiş olacaktır.

