İnsan yönetimi ile ilgili olan kişilerin 4 yıllık fakülte mezunu olması gerektiğini yazılarımızda belirte geldik. Bunun böyle olması gerektiğini pek çok astsubay yazarımız da yazılarında dile getirdi.
Rütbeli askerlerin tek kaynaktan olması, terfilerinin kadrolara göre, liyakatlarına göre şeffaf seçim yöntemleriyle olması gerekli.
Okuyan, araştıran her bir şahsın gördüğü, bildiği üzere; Fethullah Gülen’in devlete sızan, can damarlarında dolaşan ve devleti idare edenlerden (Evren, Ecevit, Demirel, Çiller, Erdoğan…) önemli destekler almış olan örgütünün, ülkenin başına bir iş açacağı belliydi. Fakat ona inananlar gün gelip de böyle bir şeyi yapacağını ona yakıştıramıyor, adeta toz kondurmuyorlardı. Hâlbuki adam resmen ifade ediyordu amaçlarını. Tehlike gümbür gümbür geliyordu ve 15 Temmuz’da nihayet geldi ve gördüler.
Atasözleri derin tecrübeler içerir.
Bir Türk Atasözü der ki,
“Bir musibet bin nasihatten evladır.”
Düne kadar ilkokul mezunu ona; “hoca efendi, ilim adamı, dünyada eşi benzeri yok, biran evvel gelmeli, hasret bitmeli”, diyenler bugün küfredip duruyorlar, ondan kaynaklı olarak TSK’nın önüne iş makinalarını yığıyorlar… Geçmişlerini inkâra kalkıyorlar. Aldatıldık, diyorlar. O’nun cinleri var, insanı esir alıyor diyorlar… Diyorlar da diyorlar…
Hocanın adamları tanklarla, uçaklarla, helikopterlerle kalkışınca –ki bu cahilane kalkışma, Osmanlı’daki Yeniçerilerin “istemezuk” tipli kalkışmalarına benziyor- kendi dini görüşlerini gerçekleştirmek için insanları paramparça edince, musibet anlaşılmış ve düne kadar peşinde koşanlar otomatiğe bağladıkları kararlarını peş peşe uygulamaya sokmaya başladılar.
Bir zamanlar adeta zafer kazanmışçasına elbirliğiyle yerleştirdikleri; hastanelerden, üniversitelerden, ordudan, eğitim kurumlarından, yargıdan, iş âleminden birer birer on binler saf dışı ediliyor, atılıyor, daha da atılacak.
Tüm bunları yapmak için illa da böyle acı bir musibet mi gerekiyordu?
Bence gerekiyordu.
Çünkü;
Aydınların bi türlü ikna edemediği, eğitim seviyesi düşük, tarikatların peşindeki cahil toplumlar ancak bu şekilde gerçekleri görebilir.
Hazırlanan kararnamelerden anlaşılan, ülkeyi idare edenlerin de bu musibetin adeta gerçekleşmesini bekledikleri, yaratılan kamuoyu desteği ile yeniliklerin hayata bir bir geçirilmeye başlandığı görülmekte.
Askeri okulların kapatılması bence yerinde bir karar.
Daha 14 yaşındaki bir çocuğun sert eğitimler almasının önüne geçilmesi çocuk açısından yerinde bir karar.
Ancak görülen o ki asTsubaylar için pek değişen bir şey yok.
AsTsubayda geçen psikolojik baskı “T” halen duruyor.
Yüksekokul bitiren asTsubay mutlaka eğitimini 4 yıllığa tamamlayacak, bu bir gerçek mi? Gerçek.
Ve önüne gelen yine asTsubayın komutanı olacak mı? Olacak.
AsTsubay derdini anlatsın anlatabilirse…
Kıt’a, bir eğitim kurumu “y” muş, fasa fiso.
AsTsubay 50 yaşında da olsa 21 yaşındaki teğmene önceden selam verecek, o tecrübesiz gençten emir-sicil alacak, genç rütbe yaşlının önünde kutsallaşacak, kutsallaştırılacak. Var mı değişiklik? Yok.
31 Temmuz 2016 tarihli, 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile halen astsubaylık yüksekokul seviyesinde tutuluyor.
Günümüzde, çağımızda bu olacak bir iş değil.
Kanunlar insan doğasına ters olmamalıdır.

Darbeyi önleyen asTsubaylar;
Tankın paletlerini işlemez hale getiren asTsubaylar,
Zırhlı araçların kontak anahtarlarını toplayan, akülerini söken asTsubaylar,
Özel Kuvvetleri ele geçirmek isteyen generali alnından vuran, yanındaki altı kişiyi yaralayan asTsubay,
Kuleli Askeri Lisesi’nde darbeye karşı duran asTsubay,
İşi anlayınca savaş uçaklarına ikmal yapmayan asTsubay,
Milletime kurşun sıkmam diyen ve olaya engel olan asTsubay,
Kuru bir teşekkür ile oldu bitti, egemenler için.
Üstelik de AsTsubayların emeğini hiçe sayan, subaylığın önemli kaynağı Yedek Subaylığa devam…
Çünkü elitler böyle istiyor.
31 Temmuz 2016 tarihli, 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname metni ile Personel Kanunu’na eklenen madde şöyle:

Öğrenim, statü aynı kalmış halde, peki tazminatlar ile ilgili asTsubayların lehine bir düzenleme var mı?
Yok.
Orduevlerinde bir değişiklik var mı? Vatan hizmeti gören yedek subayın girdiği, mesela: Fenerbahçe Subay Orduevine, ya da Tarabya Subay Orduevine girebilecek mi, asTsubay?
Hayır.
Kırk yıllık asTsubayın komutanı olmaya devam edecek mi yedek subay statüsü?
Evet.
OYAK’ın 16’ncı maddesine sayılan yönetici statüye mi sokuldu, asTsubay?
Hayır.
Peki, değişiklik nerede, eskisine göre?
Kaynağı ne olursa olsun, darbe nereden gelirse gelsin, her darbenin değişmez mağduru, talihsiz statü AsTsubay statüsü için ne değişti?
Emir “Subay”ları, yaverleri Genelkurmay Başkanı başta olmak üzere, Kuvvet Komutanlarını, Jandarma Genel Komutanını ve Komuta Kademesindeki Generalleri koltuklarından kaldırıp esir alırken, onlara namlu dayayıp emirler verirken, ellerini kelepçeleyip, gözlerini bağlarken, gözleri, elleri bağlıyken onları bilinmez yerlere götürürken; Demokrasi, hukuk, adalet için şehit olan asTsubaylarımızı saygı ve minnet ile anıyoruz.
***
AsTsubay intiharları, Afyon’daki Mühimmat Patlaması yeniden masaya yatırılmalıdır.
Anlaşılan o ki FETÖ/PDY, TSK’nın atama şubelerini de ele geçirmiş. Büyük oyun için kişileri bir arada tutmuş.
Diyarbakır 7’nci Kolordu Komutanı Korgeneral İbrahim Yılmaz’ın darbeyi önlemek için ağır hareket ettiği ve darbecilerin listesinde Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanı olarak geçmesinden kaynaklı olarak tutuklanarak ordudan ilişiği kesildiğine dair haber ve ifadesi okunduğunda Kurmay Albay Ahmet Köse adı geçmekte.
Kurmay Albay Ahmet Köse, Kıbrıs’ta intihar eden Kd.Bçvş. Vedat TANRIVERDİ’nin Kurmay Başkanıysa şayet o intihar dosyası ile birlikte, Afyon’daki mühimmat patlaması dâhil tüm intihar, dava dosyaları, bakanları yönüyle de tek tek incelenmelidir.