Yaşamımızın düzenleyici kurallar bütününü oluşturan “ahlâk” üzerine Atatürk’ün tespitleri ile yazımıza başlayalım:

“Türklerin aşağı yukarı hep ahlâkları birbirine benzer. Bu yüksek ahlâk, hiçbir milletin ahlâkı hiçbir milletin ahlâkına benzemez. Ahlâkın milletin oluşumundaki yeri çok büyüktür, önemlidir. Bu önemi iyice anlamak için, ahlâk hakkında birkaç söz söylemek gereksiz olmaz.
Ahlâk dediğim zaman, ahlâk kitaplarında yazılı olan öğütleri amaçlıyorum; zira “ahlâklı” diye yaptığımız ve yapmaktan sakındığımız işler, kitaplarda yazılı olan veya birtakım ahlâk hocalarının tavsiye ettikleri şeylerden daha önce gelir ve sözlerden, o öğütlerden ayrı olarak, onlara asla kulak vermeyerek insanlar tarafından yapılmaktadır.
İş, kuramların (teori) hâkimi, âmiridir. Ahlâk kurallarının nasıl yapılması gerekeceği, ahlâklılık olduğu anlaşılan işler görüldükten, denendikten sonra anlaşılır.
Bir iş, her nereye ait olursa olsun insanın kuvvet kullanmasını yorulmasını gerektirir.
İnsanlar, zorunlu olmadıkça kendilerini yormak istemezler.
Hâlbuki bazı işler vardır ki, kendiliğinden insana, onu yapmak için içten bir arzu, bir eğilim ilham eder, o iş arzuya uygun olur. İşte ahlâki işler, aynı zamanda hem zorunlu ve hem de arzuya uygun işlerdir.(1)” Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Milletin oluşumunda önemli etkisi bulunduğu Atatürk tarafından belirtilen “ahlâkın ortadan kalkması” halinde meydana gelecek olan tehlikelerin boyutu da kendiliğinden ortaya çıkmakta.
Hal böyleyken içinde bulunduğumuz toplumumuzda Atatürk’ün tanımladığı, kitaplarda yerini almış olan ahlâk tanımı ne derece hayata geçmiştir? Bu konu, günlük konuşmalarımızda mevzu ediledurmakta…
O halde ne yapılması lazım?
Yapılması gerekenler yine, ortak bilincin ahlâki bir şekilde yayılması gerektiği fikrinden öte bir şey olmasa gerek…
Bu bile insani sorumluluğun, yani ahlâkın temel sonucu olan insani sorumluluk boyutunu bizlere hatırlatıyor.
Atatürk, ahlâkı, kitaplardaki şekliyle kastetmekte. Ahlâkı açıklamak için bu konuda yazılmış bir kitaptan istifade etmek istiyorum.
Alexıs Bertrant’ın “Ahlak Felsefesi” konulu kitabından ahlâk üzerine birkaç tespiti paylaşalım:
“Ahlâk ilmi, tarifler ilmidir. Ahlâk kelimesi bize, bu ilmin konusunun ne olduğunu gösterir. Gerçekte ahlâk ilmi demek, seyir ilmi, adetler ilmi demektir. Adetler, bizim, yaşama ve çalışma hususundaki sürekli davranışlarımızdan kaynaklanır. Bu yönden, ahlâk ilmi, insan hayatının düzenlenmesi ve idaresi ilmidir. Bir başka yönden de ahlâk bilimi, insan iradesinin kullanılması sanatıdır. Bu ilim bize bir kanaatin meydana çıkmasını gerektirir. O da, kendimizi idare ve adetlerimizi de sevk ve yürütebilme kanaatidir. Buna uygun olarak, ahlâk ilmi,”hürriyetimizi iyi kullanma ilmi” veyahut “görev ilmi” olarak tanımlanabilir. Görev, sıradan bir hayrın işlenmesinden ibarettir. Bunun meydana gelmesine de “fazilet” (erdem) adı verilir. Buna bağlı olarak da, ahlâk ilmi, “hayır ilmi” (iyilik ilmi) veya “fazilet ilmi” olarak tanımlandığında da aynı şey ifade edilmiş olunur.
Ahlâk, ilim olduğu kadar da bir sanattır, adeta “iyi olma” sanatıdır.” (2)
Ahlâk kuralları, aklın ürünü olması nedeniyle hukuk ile de yakından ilişkili, milletlere has olabildiği gibi evrensel niteliği bulunmakta. Bu nedenlerle meydana getirilen her işte öncelikle niyetlerin ahlâki olmasına önem verilmeli.
Türkiye Cumhuriyeti’nin bir kültür üzerine inşa edildiğini, Atatürk’ü araştıran, okuyan her insan rahatlıkla görebilir. Yeter ki niyeti ahlâki olsun… 30.11.2008
Orhan Kaya
Kaynaklar:
(1): Prof.Dr.A.Afetinan, Medeni Bilgiler ve M.Kemal Atarürk’ün El Yazıları, Ankara, 2000, s.30
(2): Alexıs Bertrant, Ahlak Felsefesi, Çeviri Salih Zeki, Sadeleştiren Prof.Dr.Hayrani Altıntaş, Ankara, 2001,s.1
