Demokrasi nedir dendiğinde, hepimizin güzel tanımlarda bulunacağını biliyorum. Halkın kendini yönetecek olanları kendisi tarafından belirlemesi ve seçmesi, seçtiklerini de belirli süreler geldiğinde denetim altına alması olarak gördüğüm tanımı bence güzel olandı. Sahip olduğumuz demokrasimizi, başkalarının sahip olduklarıyla da eşleştirme yaparak, içerisinde demokrasimizin kalite değerini ölçmemiz gerekmez mi? Elbette gerekir.
Demokrasimizi taçlandıracak olan siyasi parti kurumlarının ve bu kurumların liderlerinin, Ülkemiz demokrasi yaşamında büyük sorumlulukları olduğunu, hatta siyasi liderlerin yönetime geldiklerinde Ülkemiz demokrasisini daha da geliştirerek, daha kalkınmış ve daha çağdaş, özgürlükler, ekonomik koşullar bakımından daha ileri seviyelere getirmek gibi misyonları bulunduğunu unutmamalıyız. Bugünlerde Ülkemizde yaşanan olaylara ve Ülkemiz insanının yaşadığı geçim sıkıntılarına, toplumsal ve sosyal bakımdan geçirmekte olduğumuz evreyi dikkate alarak, kalkınmasını tamamlamış çağdaş Ülkelerle aramızdaki ara boşluğunu görmezden gelemeyiz. İlim, bilim, teknoloji, sanayi, ekonomi ve sosyal konum bakımlarından kalkınmış, gelişmiş ve çağdaş toplum haline gelmiş Avrupa’da “İnsan hakları sözleşmesi” diye onay gören ve uygulanan bir sözleşmeden bahsetmek istiyorum.
Sözleşmenin 9. maddesi, Düşünce,vicdan ve din özgürlüğünü, 10. maddesi ise ifade özgürlüğünü şöyle açıklamaktadır:
“1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir; bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, kamuya açık veya kapalı ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.
2. Din veya inancını açıklama özgürlüğü, sadece yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlık veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli sınırlamalara tabi tutulabilir.
İfade özgürlüğünü ise, herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Kamu makamlarının müdahale olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve verme özgürlüğünü kapsar.”
Bizler, siyasi düşüncelerimizi ve taraftarı olarak beğenisini yaymaya çalıştığımız siyasi liderlerini bir tarafa bırakarak, özgür iradeyle bir değerlendirme yaptığımızda; özgürlük ve demokrasi hissiyatımızın, aslında sahip olduğumuz bir çok taşınır ve taşınmaz mallardan daha değerli olduğunu görüyoruz. Hatta daha da ilerisi, vatanın güvenliği ve yaşanılabilirliğinin de, inanç özgürlüğüne bağlıdır diyecek kadar! Çağdaş ve kalkınmış ülkelerde, “düşünce, inanç ve ifade özgürlüklerinin” kurumsal koruyucusunun adalet mekanizması olduğunu şöyle fark edebiliriz. Yansız çalışan güçlü bir mekanizma.
Ülkemiz ve insanlarımızın barış içerisinde kardeşçe yaşam mutluluğu da elbette böyle bir mekanizma sayesinde gerçekleşebilir. Düşünsenize, adaletin tam olarak ve yansız çalıştığı Ülkemizde, haksızlık ve hukuksuzluklar, hırsızlık ve yolsuzluklar, güvenlik ve asayiş, ekonomi, iç ve dış siyaset dahil bütün kurum ve kuruluşlarıyla, topraklarında barınan insan ve her tür canlısıyla mutsuz olabilir mi? Düşünceye, inançlara ve açıklanan beyanlara bakış açılarımız, özgürlük açısından yaklaşımla yapılmalı ve saygı duyulmalıdır. Bu yaklaşıma haiz insanlarımızın çokluğu da, çağdaş ve her bakımdan kalkınmış bir Ülke olmamız da, Adalet mekanizmamızın gücüyle sağlanabilir. Sürekli “adalet” demekle, aslında gerçek düşüncelerimi paylaşmaktı hedefim.
Yaşasın demokrasi, yaşasın laik Cumhuriyetimiz!

