Hak, adalet ve hukuksuzluğa hâkim, yoksulluğu, çaresizliği, asayişsizliği, geri kalmışlığı içinde barındıran Feodal topraklar: Terör, acı ve buhranların yaşandığı Güneydoğu yöremiz. Ülkemizin yoğun gündemi hiç şüphe yok ki her yurttaşımızı yakından ilgilendirmektedir. Yarınlarımızın, dünkü yaşadıklarımızı aratmaması dileğimiz olmakla birlikte, bu Ülkenin insanları olarak hepimiz endişe ve korkularla iç içeyiz. ‘Dün’ler, iyi veya iyi olmayanı ile hepimizin birer anılarını saklamaktadır. Gelişen durum ve olaylar karşısında, anılarımızı anımsamadan geçemiyoruz. Ülkemin kötü gidişatı ile de ilişkilendirmeye çalıştığım bu anımı paylaşmak istedim:
Yıl 1991.
Her gün olduğu gibi, bugün de DGM’ne tutuklu getirilmişti.
Tutuklu sayısı 32.
Hepsi de bölücü terör örgütü PKK’ya yardım ve yataklık yapmaktan suçlanmaktadır.
Cızlavet dediğimiz lastik ayakkabısının burunları kopuk ve delik, ayak başparmağı dışarıdan görülen bir baba yaklaştı yanıma. Tutuklulardan Öğretmen Ramazan’ın babasıydı. Duruşma bitiminde oğlu ile beş dakika görüşmek izini istiyordu. Karar okundu: Sanıkların tamamına yakını, işledikleri iddiasıyla yargılandıkları suçla ilgili olarak, çeşitli sürelerde hapis cezası ile hükmedildiler. Adliyenin uzun ve dar koridorunun sonundaki ilgili bölüme alındılar. Hüküm giyen Öğretmen Ramazan sağımda, tutuklu oğlunun duruşmasına M….’den gelen yaşlı ve yoksul baba solumdaydı. Gelen çayı yudumlamadan önce yutkunan baba, konuşmak istedi, yine yutkundu ve durakladı. Bana döndüğünde, kalınca kaşların altındaki mavi gözlerinde, acılı ve sevinçli ama oldukça sıkılgan yüreği hissediliyordu. Nihayet konuştu:
– Oğlum Ramo, garın ve balaların hepsi de eyidirler, Anan da eyidir. Yalnız okulun bu sene boş galdı. Devlet, köyün uşaklarını okutacak bir Muallim gönderemedi. Hani bizim damda bir ineğin vardı ya; sekiz bin lira verdiler, Sattım getti. Abukatın parasını ancak denkleşti. Abukat O….Bey’e teslim ettim. Abukatlık parasının tamamını da gapattım anlayacağın. Bu sefer beraat ettiririm, Ramo tahliye olur demişti, demek ki heç mömkünatı yokdır! Sekiz ay yattın be Oğul, dört ay daha yatıver. Üzülüp dert edinme, döndüğünde bir inek daha alırız. Yüce Mevlam, alnımıza yazmış demek ki. Lakin bu Abukat O… Bey de çok eyi adammış, helal süt emmiş, verdiğim paradan yüz lirasını geri çevirdi elime. Ellisi, köye dönüş için bana, aha ellisi de sana.
Kısa görüşmenin sonunda, baba – oğul sarıldılar, sırtlarını döndüklerinde, her ikisi de buruk ve üzgündüler. Gözyaşlarını tutamayan oğul Ramazan ceza evine, gözyaşlarını damla damla içine akıtan yoksul baba köyüne dönmüştü.
Dedim ya; her günün göreviydi DGM. Öğretmen Ramazan’ın Avukatı O…. Bey de sanki bizim mesai arkadaşımızdı. Duruşmalara saat dokuzda girer, öğleden sonra ayrılırdı. Sarı Mercedesi, boynundaki altın kolyesi ve kolundaki altın bilekliğiyle tam bir feodal burjuvayı temsil ediyordu, D………’ı bırak, Güneydoğu’da herkes tanırdı onu.
Öğretmen Ramazan’ın dosyası otuz iki sanıklı ve yüzlerce dosyasından biriydi. Bir dosya ve otuz iki sanık. Sekiz bin liradan, iki yüz elli altı bin lira. “PKK hainlerinin köye gelmesi, halkı okul bahçesinde silah zoruyla toplayıp propaganda yapması, dönerken de Devlete bildirirseniz köyünüzü de okulunuzu da yakarız” diyerek kaçıp gitmeleri. Burada oluştuğu düşünülen suçun savunma temsilcisi, Öğretmen Ramazan’ın ineğini alan Avukat O…. bey, yıllar sonra vekil olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilecekti. Bir çoğumuz hatırlar, TBMM’nin kapısından alınarak, zorla polis aracına bindirilen DEP Millet vekili O…. Bey. Örgütü arkasına alarak Milletin Meclisine kadar gelen Avukat vekil ve birçokları gelip gidiyor. Feodal yapı insanları eziyor, ekmeğini, ineğini elinden alıyor, sonra da vekil yapıp ödüllendiriyor. Aşiretler, Ağalar, Şıhlar, teröristler ne ararsanız bu yörelerde.
Hain ve kahpe PKK can almaya, Halkımızı ağlatmaya devam ediyor. Barış süreci ile normalleşmeye gidilirken, halk da Devlet de aldatıldı, aldatılmışlığın bedelini Ulusça ağır ödüyoruz. Kamu düzenimiz ile geleceğimiz ipotek altına alınmaya çalışılarak, geleceğimiz karartılmak isteniyor. Buna fırsat vermemeliyiz. Başta Devlet Yöneticilerimiz ve yurttaşlar olarak, Ulusal birliğimizi sağlam tutacak olan “hak ve adalet mekanizmasını” özenle korumalıyız. Düzenli çalışması için kurumsal önlemler sağlanmalı, evrensel yargı standartlarına sahip kılmalıyız. Aksi takdirde, karanlıklara mahkûm olmakla birlikte, Ulusal sorunlarımızı onarıcı ortamlara asla sahip olamayız.
Paylaştığım bu anı, yıllar önce karaladığım notlardan çıkardığım bir Öğretmen Ramazan hikâyesiydi.
Ülkemiz ve Ulusumuz adına kahramanca görev yaparken yaralanan Gazilerimizi içten sevgilerimle, aziz şehitlerimizi rahmetle ve saygılarımla selamlıyorum.

