1978 yılının Mayıs ayında Silvan’da görevliyken, tanık olduğum bir olayda, ilk defa duymuştum kim olduklarını: Apo’cular!
Kendilerini bir gençlik hareketi olarak tanıtan APO’cular; o tarihlerde Diyarbakır ve Ş.Urfa’nın merkez ve ilçelerinde, Feodalizme / Aşiret ve ağalara başkaldırdılar. Talepleri “toprağın adaletli paylaşımıydı.” Talep ve propagandalarını her fırsatta Halkla ilişkilendiriyorlardı.
Devletimizi Anayasada belirlenmiş sosyal devlet haline dönüştürmekle yetkili kıldıklarımız, maalesef hiç uyanmadıkları gibi, feodal düzeni sonlandırıcı etkin projeler üretmediler. Bölge halkını feodal düzenden kurtarmadılar, evrensel anayasal kurallara bağlı, çağdaş yaşam olanaklarından yararlanmaları yönünde hiç bir gelişme göstermediler. Konumları böyle olunca elbette ki, taleplerini ve eylemlerini ciddiye almadıkları bu gençlik hareketinin kısa bir süre sonra PKK denen bir terör örgütüne dönüşeceğini bilemediler. Ağalık ve aşiret baskısının yoğunluklu yaşandığı Ş.Urfa’nın Siverek ve Hilvan ilçeleri ile Diyarbakır’ın Hazro ve Silvan ilçelerinde, merkeze bağlı bazı köy ve kasabalarda ağalığa karşı tetik çekerek silahlı eylemlerde bulunmaya başlayan Apo’cular, benim de tanık olduğum olayın 5 – 6. ayında PKK ( Kürdistan İşçi Partisi ) illegal terör örgütü kurdular. Apo’cuların “toprağın adaletli paylaşımı sloganıyla” ilk ortaya çıkmaları ile PKK terör örgütünü kurmaları arasında geçen süre neredeyse 7 yıllık süreçten ibarettir. Bu süreç, Devletin iki kalkınma plan ( beş yıllık kalkınma planı ) süresinden azdır ve ben bir yurttaş olarak bu durumdan utanç duyuyorum. Feodal düzene karşı silahlananların, illegal bir parti kurmalarını, Devletten toprak talep etmelerini, elli yıllık can kayıplarımızı ve trilyonlarca dolarlık Ulusal mali kaynak tüketimlerimizi dikkate aldığımızda, uyuyan ve uyutulan Devletim adına utancım daha da artmaktadır. Yöneticilerimiz eğer, Devletçi politika ve Feodal yapının yıkılmasını sağlayıcı politikalar uygulasalardı, Apo’cular, yani PKK örgütü, bugün Türk Ulusunun ve Türk Vatanının baş belası olamazdı düşüncesindeyim.
Feodal düzenden siyasal nemalanma arzu ve talepleri uğruna, Ulusal yararlarımız göz ardı edilmiştir. Elli seneye yakın süredir, Devletle silahlı çatışma halinde olan bu cani örgütün akıttığı kanlar, yaktığı ocaklar, ağlattığı analar, yetim bıraktığı çocuklar Yüce Türk Ulusunun asırlarca kapatamayacağı yaradır ve buna neden olanlar da, yine elli yıldır Ülkemizi yöneten sağ partilerdir. Terör örgütünün doğarak, yürüyüş dönemine, sonra illegal kuruluş dönemine harcadığı zaman içinde, tam 25 Hükümet görev yapmış ve bu kalkışmaya karşı Devletin olanakları kullanmışlardır. Ekranlara sevk ettikleri terör uzmanı, Akademisyen, gazeteci, yazarlarıyla, halkımız dinleye dinleye usanma noktasına getirilmiştir. Açık oturum ve tartışmalı programlar düzenlenerek ve ağıtsal – duygusal belgeseller ile destek verilmek suretiyle, terör örgütünün belini kıracaklarını iddia ede ede elli yılımız harcanmıştır. Halkımızın kandırılması ve uyutulması sürecinin devam etmediğini iddia etmek yanılgımız olur.
Terörün doğduğu topraklarda oburca yaşamını sürdüren Feodal yapı sahiplerinin konumuna gelince; İşine geldiğinde Devletimizin yanında, işine geldiğinde örgütün yanında yer almaktadır. Bu yapı, Toprak reformu ile sonlandırılmak zorundadır. Çağdaş Devlet anlayışı bunu gerektirir. Doksan yıldır yapılamayan bu reform, vakit geçirilmeksizin yapılmak zorundadır. Devletimizin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK ve İnönü’nün, Toprak reformuyla ilgili arzu ve çalışmaları; 1924, 1927, 1931, 1937 yıllarında çıkardıkları yasaların hedefinde, “topraksız köylü ve topraksız çiftçi bırakılmamasıdır.” Cumhuriyet rejimlerinde, insan, doğa ve canlıları Devletin koruması altında olduğunu unutmamalıyız. Toprak reformu sözünü duyanımızın olmayışı bu düşüncelerimizin kanıtıdır.
– Hiç düşündünüz mü? Toprak reformu yapılmalıdır diyen var mı? Bu reformun önemi vurgulanıyor mu?
– Ben şahsen görmedim ve duymadım.
Cumhuriyet dönemindeki gelişmeleri araştırdım ve paylaşmak istiyorum:
Osmanlı imparatorluğundan, yeni Cumhuriyete miras olarak kalan Anadolu topraklarında, önemle uygulanan reform, doğu ve güneydoğu da feodalistlerin isyanları nedeniyle hep ertelenmek zorunda bırakılmıştır. Büyük ATATÜRK ve arkadaşları tarafından ilk olarak 1924 yılında Atamızın talebi üzerine, İnönü Hükümeti tarafından “Toprak Reformu” yasası çıkarılmış, başlatılan reform uygulamalarına ve ortaya çıkan gereksinimler nedeniyle yasa 1927 yılında yeniden düzenlenerek TBMM’den ikinci olarak çıkarılmıştır. Bir taraftan Devletin yeni kurulumu, yeni Cumhuriyet ve halkın Demokrasi ile yeni karşılaşması. Kolay geçmeyen bu zamanda dahi devrimci kişiliği, ileri görüşlülüğü sayesinde Atamızın talepleriyle bu Ülkede bir tek çiftçi, bir tek köylü dahi topraksız bırakılmayacak direktifini vermiş, 1934 ve 1937 yıllarında yeniden düzenlenmiş ve önemli çalışmalar yapılmış ama Türkiye köklü bir Toprak Reformuna kavuşturulmamıştır. İşin acı olan asıl diğer yanı da, bu konunun Kamuoyu dikkatinden sürekli olarak uzak tutulmak istenmesidir. PKK tarihi incelendiğinde, kaynağı olan İnsan unsurunu, topraksız köylüden temin ettiği apaçık ortadadır. Feodalizmin hâkim olduğu Güney doğu ve Doğu Anadolu topraklarımızdaki aşiret ve ağaların, Halka olan baskılarından beslenerek, ölüm makinası konumuna gelmesi feodal toprak yönetim sistemi ve feodalizmdir.
Konu; sen, ben ve onlar olayı olmadığı anlaşılmalıdır. Ulus olarak biriz. Çocuklarımız, torunlarımız, hepimizin ortak geleceği, dünyanın göz bebeği bu verimli ve kutsal vatanımızdır. Terörün durdurulması ve her gün yaşadığımız can kayıplarımızın sonlandırılması ancak toprak ile olacaktır, toprak reformuna bağlıdır. Eğer kaleyi içeriden sağlam tutarsak, bizi dışarıdan yıkamazlar. Kalenin iç harcı olan toprak reformu sür’atle yapılmalıdır yoksa emperyalistler dışarıdan etkili olurlar. “
Tanık olduğum olay, hiç şüphesiz bu anlattıklarım değildir. Yaşadığım olayın içerisinde gördüklerim ve anladıklarım, bu yazdıklarımdır.
Toprak ana, her şeyin çaresidir. Doğurduğu PKK’nın gerçek zehri de topraktır.
