GELENEKSEL BAHAR OPRASYONLARI
Adalet & Hukuk - Orhan KAYA - Siyaset & Strateji - Toplum

GELENEKSEL BAHAR OPRASYONLARI

2006 yılından bir yazımız, Geleneksel Bahar Operasyonları.

***

Diyarbakır’da meydana gelen olaylardan dolayı üzüntülerimi belirterek yazıma başlamak istiyorum…

Hatırlarsanız 30 Ağustos 2005’de Sayın Büyükanıt “Türkiye Filistin’e dönecek” söyleminde bulunmuştu. Savaş Vural ise Ekim 2005’te Türkiye’de üç ay içinde ABD destekli ihtilal olacağını yazmıştı. Önce Şemdinli olayları ardından da bugün Diyarbakır’da yaşadığımız olaylar, çok önceden senaryosu hazırlanan bir yolda ilerlediğimizi gösteriyor… Bu durumda öncelikle sakin olup sergilenen oyunu iyi görmemiz lazım. Panik olursak toz dumanın içinde kayboluruz…

Bütün bunlar elbette bir anda gelişmedi. Gerekli altyapıları yapıla geldi yıllardan beri.

Öncelikle biraz gerilere bakalım neler olmuş bugüne hazırlık anlamında:

1. Türkiye’de1946 yılında başlayan açık oy, gizli tasnif demokrasisi, demokrasiyi katletmiştir İsmet İNÖNÜ’nün sayesinde.

2.Köy enstitülerinin kapatılması.

3. 1948 yılında başlayan Marsall yardımı ile bugün insanların zekâsını dahi etkilemiş olan süt tozları ve balık yağları gelirdi, silolar Amerikan buğdayı ile doldu. Tren yerine ulaşımın dolarla alınan yakıtlarla yapılması için ham maddesi de dolarla alınan asfalta önem verilmesi vb.

4. 27 Mayıs 1960 ihtilali, 12 Mart 1971 tarihinde “askeri muhtıra”, 12 Eylül 1980 ihtilali, 28 Şubat.

5. Ekonomik krizler,

……………………………………..

……………………………………..

Şimdi de yakın zamana bakalım.

1. Belediye yasası.

2. 12 Ajans Bölgesi Yasası

3. Bakanlar Kurulu kararı ile İncirliğin ABD’ye açılması.

4. Hava sahasının ABD’ye açılması.

5. Şeker Fabrikalarının satılması,

6. Çiftçiye mal üretmemesi karşılığında BM’den para verilmesi,

7. Türk parasının aşırı değerlendirilerek özellikle tekstil ihracatçısının krize sokulması,

8. Gümrük birliği ile AB’den habersiz mal ihraç edemememiz

9. K.Irak’ta askerlerimizin başına çuval geçirilmesi

10. Çuvalın öcünün sanal olarak alınması,

11. AB’nin, ülkemizin bütünlüğünü bozmaya yönelik dayatmalarını kabul etmemiz. Mesela: terör örgütlerinin eylemlerde en çok öne sürdükleri, kullandıkları çocuklar 15 yaşında dernek kurabilecek. Terör örgütünü övmek serbest. Ülkeni korurken bir kişiyi dahi öldürürsen soykırım suçu işleniyor. (ABD polisi ülkesinde her gün sırf trafikte dur emrine uymayan kaç kişiyi öldürüyor.) (Fransa’daki iş yasası nedeniyle polisin eylemcilere karşı kullandığı şiddet ortada.)

12. Yabancılara toprak satışı

…………………………………………..

…………………………………………..

Bunlar ve daha pek çok konular, hep bugünlerin alt yapıları değil mi?

Şemdinli’de 1984 yılında başlayan PKK terörünü yok etmek için 22 yıldır büyük çaplı operasyonlar yapılmakta. IMF’ye borçlanarak aldığımız milyonlarca dolar para operasyonda kullanılmaktadır. Yine bir bahar operasyonu hazırlığını 25.03.2006 tarihli gazetelerden öğreniyoruz. Kara kuvvetleri komutanımız gizlice Başbakanın konutunda bahar operasyonunu konuşmuşlar.

Bir ülkenin çökertilmesi için top yekûn, her alanda tacize uğraması gerekiyordu.

İşte buna uygun olarak yıllarca eğitime yatırım yapmayan, yapılan güzel işleri de engelleyen-bir zamanlar dünyaya örnek gösterilen köy enstitülerinin engellenmesi gibi-zihniyetin bir tezahürü olarak bugün adeta hayatı boş veren, halk arasında ‘’televole kültürü’’olarak adlandırılan kültür oluşmuştur.

Ve yine yıllarca şiddet içerikli filmlerin televizyonlarda çocukların uyumadığı saatlerde yayımlanması ile de  ‘’şiddet kültürü’’ meydana gelmiştir.

Bir de işsizlikten dolayı mutlu bir yuva kuramama, çocuk sahibi olan ailelerin çocuklarına iyi bir gelecek oluşturamamak, geçim sıkıntısı gibi endişelerden kaynaklanan hoşgörüsüzlük, şiddet ve öldürme olaylarındaki artışı yaşamaktayız bu günlerde okullarda ve hayatın her alanında.

Yıllardan beri takip ediyorum.Nedense ülkemizde bilim insanları susuyor.Özellikle toplum bilimi ile ilgili olan değerlerimiz .Ama Milli Güvenlik Kurulu mutat olarak her ay açıklamalar yapıyor ülkemizle ilgili olarak..Bunun yanı sıra genelkurmayca bol basınlı,bol kameralı halka kapalı,gazetecilerin ‘’Muhtıra mı, değil mi? türünden yorumlar yaptığı,siyasilerin üzerlerine alınmadığı, akşamları Tv.lerde satır aralarının yorumlandığı konuşmalarına ,açıklamalarına sık sık şahit oluyoruz.

Koca adamlar gözlerinde gözlükler “genelkurmay şurada şunu dedi, MGK burada bunu demek istemiştir” diyor. Sanki Almanca veya Fransızca’dan çeviri yapıyorlar bize.

Bilim insanlarının buluşları neden bu kadar ince ince ele alınmıyor, yorumlanmıyor?

Veya OYAK’a parasını verip yönetiminde olmayan veya OYAK’tan hak arayan muvazzaf assubayları telefon ile arayıp ‘’kardeşim sen ne hakkı istiyorsun, burası sivil bir kuruluştur” diyen emekli generallerinin haksız tutumlarını niçin konuşmuyorsunuz?

OYAK kanunu maaşından, rızkından kesinti olan tüm üyelere eşit uygulanmalıdır demiyorsunuz?

Neden bilim insanlarımız hep yurt dışında icatlar meydana getiriyor. İnsan hayatını kolaylaştıran, ülkeye fayda sağlayan bilimdir. Ülkeye çağ atlatacak olan bilimdir. Türk bilim insanları niçin suskun, susuyor ve susturuluyor.

Misal, haberlerden öğrendiğimiz aşağıdaki buluş, bir Türk tarafından niçin yurt dışında dünyaya ilan ediliyor?

Türk Bilim Adamından önemli bir Buluş…

Almanya’daki Aaachen Julich Araştırma Merkezinde çalışan Dr. Ahmet Lokurlu, güneş enerjisini direkt kullanarak güneşin neden olduğu soğutmayı anında yapmak prensibine dayanan bir çalışması olduğunu açıkladı (1).

Bir de ‘’Türkiye teknolojide sınıfta kaldı’’ haberinde yer alan şu verilere bakalım:

84 ülke arasında yapılan “Ülkelerin Bilgi Toplumuna Hazır Olma Durumu” araştırmasında ilk üç sırayı Finlandiya, ABD ve Singapur paylaşırken, Türkiye 50. sırada yer aldı.

2002’de sabit telefon abonesi sayısı 18 milyon 900 binden 18 milyon 800 bine düştü. 2002 yılında 100 kişiye düşen bilgisayar kullanımı sayısı 4.1 de kalırken, Türkiye’de internet kullanım oranı yüzde 7.3 ile AB’ye aday ülkeler arasında son sıralarda(2).

Saygıdeğer okuyucularım,

Bizim hayatımızı işgal eden boş gündemli bol palavralı konuların, konuşmaların bizler hayattan ayrıldıktan sonra da çocuklarımızın üzerinde devam edeceği ne yazık ki bir gerçektir. Aslında bu durumun devam edip etmemesi de daha çok bize bağlıdır. Bizler birleştiğimizde, tek ses olduğumuzda haksız uygulamaların ayaklarımızın altında ezileceğini biliyoruz. Bunun için birleşmeyi, bilinçlenmeyi, bilinci yaymayı kendimize görev addetmiş bulunmaktayız, hep beraber.

Bizlerin üzerinde oynanan oyunların, palavralı gündemlerin temel sebebinin ülkemizin içinde barındırdığı yer altı ve yer üstü zenginlikler olduğu kesindir.

Söz konusu bu zenginliklerin bir ve beraber olan güçlü bir Türkiye’nin elinde kalma şansının azaldığını ne yazık ki görmekteyiz. Uyuşuk bir halk bu coğrafyada önce etnik gruplara bölünecek, kültürü, örf adetleri, gelenekleri ve kendisi yok olacaktır.

Ülkemizin çökmesi için kapitalistlerin oyunları her dönem olmuştur. Bu oyunlar Osmanlı Devletinin yıkılmasını esas alırsak 300 yıldır bu coğrafya da oynanıyor.

Oyunlar önce eğitimde oynandı. Çünkü eğitim önemli yatırımdı bir ülkenin devamlılığı için, bağımsızlığı için. İnsanlığın yolunu ancak eğitim aydınlatır.

Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gelişimin önüne geçmek için köy enstitüleri kapatılmıştır. Ardından çeşitli bahaneler ile ülkenin çağdaşlaşma yolundaki gündemi değiştirilmiş, gündemler hep laiklik, dış düşmanlar, terör, sağ, sol, bombalama eylemleri, olmuştur. Ve bu gündemler sonucunda ihtilaller meydana gelmiştir.

Paşaların emirleri ile nasıl suni gündemler yaratıldığını bizzat olayların içinde bulunmuş kişilerden öğreniyoruz ‘’Darbeci paşalar istedi bombaları patlattık”, ’’Paşalar istedi bizde bombaları patlattık’’gibi haberler ile basından (3-4).

Bir araya gelen insanlar fikir ve düşüncelerini ortaya koyar ve ortak bir görüş çıkar. Bu ortak görüş kişilerin, ülkenin menfaatine olandır elbette. Kişilerin bir araya gelmesi için ise örgütlenmesi gerekmektedir. Ancak ülkemizde örgütlenmenin önüne türlü türlü yasaklar çıkartılmıştır. Fakat örgütlenemememiz sonucunda ülkemizin elimizden kayıp gideceğini de bilmemiz lazım. Bugün Türkiye’de örgüt kültürü yoktur. En eskisi 1984 yılına dayanıyor diyebiliriz. Çünkü ihtilaller örgütleri yok etmiştir. Örgütler bir insanın kanındaki akyuvarlar gibidir. Türkiye’de aksini düşünürsen çağdışı sayılırsın. Ama Fransa ne düşünüyor, nasıl uyguluyoru vatandaşa anlatmaz kapitalist yöneticiler. Hatta OYAK bile Fransızlarla ortak olup RENAULT’u bize sattığı yetmiyormuş gibi özelleştirme ile aldığı ERDEMİR’in %49,29’unun %24,1’ini Fransızlara (Arcelor) satmak istememiş miydi, yakın zamanda.

Fransız halkı örgütlülüğü sayesinde Fransız markası olan Danone’yi ABD markası olan Pepsi’ye sattırmadı 2005 yılında. Bu bir Fransız örgütlenmesinin zaferidir.

Bu nedenledir ki bizlerin sivil toplum örgütlerine hızla yönelmemiz ve katılmamız gerekiyor. Bu kötü gidişata, ancak birleşerek dur deyip yön verebiliriz.

Yoksa eğitim, sağlık, istihdam konuları ihmal edilir ve kapitalistler para kazansın diye daha çook ‘’Bahar Operasyonları” yapılır, 22 yıldır yapıldığı gibi. Eğitim ihmal edilirse; kültürü oluşturan, bir önceki yazımda ele aldığım ‘’görgü kuralları’’ erozyona uğrar, kültür değişimi yaşanır. Bütün bu değişimlerin sonucunda da ülke elden gider… Dolayısıyla bizim ‘’anayasanın uygulanması’’ konusunda ‘’acil bahar operasyonu’’ yapmamız lazım geldiği kanaatindeyim. Ülkemizin menfaatine olan budur.

Eğitim, sağlık, ekonomi, sosyal hayat, insan hakları, hukuk, yasama, yargı, yürütmenin görev ve sorumlulukları vb. her konunun nasıl olması gerektiği anaysa da yazılı…

Ayrıntılar önemlidir.

Şimdi bir ayrıntıyı hep beraber ele alalım.

Ülkemiz eğitimde dünya ülkelerine öncü iken şimdi nasıl gerilere düştüğümüzü iki farklı kaynaktan sunmak istiyorum.

Birinci kaynak, örnek model:17 Nisan 1940’da “Köy Enstitüleri” kurulmaya başlanır. 1940’lı yıllarda üniversitelerin özerkliğinin başladığı dönem Hasan Ali Yücelin Köy Enstitülerinin kurulduğu döneme denk gelmektedir ki bu dönemde UNESCO tarafından dünyaya Türk eğitimi model örnek olarak gösterilmektedir (5).

İkinci kaynak nasihat dolu: Türkiye’nin bir ‘’Ulusal Eğitim Sektörü Stratejisi’’ne ihtiyacı olduğu vurgulanan Dünya Bankası raporunda, ‘’Türkiye’nin geleceği, çalışanlarının eğitimsel niteliklerine bağlıdır. Kalite anahtardır’’ denildi. Türkiye’de eğitim sisteminin yapısı ile ilgili uluslararası normlar yok, Türkiye, okul öncesi eğitimde geride kaldı…(6)

Eğitimde bizleri bu kötü duruma kimlerin getirdiğini hepimiz çok iyi bilmekteyiz. Bu kişilerin aynı zamanda assubayların eğitimlerini yasaklayan, haklarını vermeyen kişiler olduğunu da biliyoruz. Bütün parçaları birleştirdiğinizde ortaya bu sonuç çıkmaktadır. Aslında bu durum yeni bir tespit de değildir. ATATÜRK’ün izinden giden assubaylar söz konusu durumun farkına varmış ve kapitalistlere karşı ilk mücadelelerini 1970 yılında, ikincisini ise 1975 yılında vermişlerdir (7).

Malumlarınız olduğu üzere dernekler bir sivil toplum örgütleridir. Dernekler toplumun menfaatine çalışırlar. Halkı bilgilendirirler. İşte buna bir misal. Türkiye Psikiyatri Derneği’nin toplumumuzda yaşanan şiddet olayları ile ilgili bilimsel açıklaması aşağıdadır:

Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Can Cimilli, okullarda yaşanan şiddet olayları ile ilgili, ‘’Toplumda bir dönüşüm yaşanıyor. Bunda, psikolojik nedenlerden ziyade insanları bağlayan değerlerin erozyona uğraması ve ekonomik zorlukların da etkisi var’’ dedi.

Cimilli, ilköğretim öğrencileri arasında bile şiddet olayları yaşanmaya başladığına işaret ederek, bu şiddet olaylarının psikolojiden daha çok sosyolojik bir olay olduğunu belirtti. Can Cimilli, şiddet içerikli televizyon programları, filmler ve bilgisayar oyunlarının da şiddeti özendirici faktörler olduğunu belirtti. Devletin sosyal politikaları terk ettiğine, sağlık politikalarının özelleştirildiğine dikkati çeken Cimilli, evsizler ve özürlü kişiler, sokak çocukları gibi kişilere bakım sağlayacak bazı kurumlar olması gerektiğini vurguladı (8).            

Türk Eğitim –Sen’in ülke gündemine ilişkin araştırma sonucu ise şöyle:

Türk Eğitim-Sen’in yaptırdığı ‘’Şiddet ve Taciz’’ anketi, gençlerin yüzde 21’inin ‘’mafya dizilerini’’ izlediğini ortaya koydu (9).

Bilim adamları, uzmanlar, bürokratlar, milletvekilleri ve bakanların katılımı ile yaklaşık 1,5 yılda tamamlanan Şiddeti Önleme Ulusal Eylem Planı’na baktığımızda toplumdaki şiddetin önlenmesi için ‘’baharda operasyon olmalı’’dır yazmıyor (10).

Gazetelerden öğrendiğimiz ‘’baharda operasyon’’ haberi üzerine şimdi yapılması gereken o operasyona harcanacak olan paranın tamamının eğitime ve sağlığa harcanmasını sağlamaktır. Ülkeye en iyi hizmet budur. Ülke insanına en iyi hizmet budur.                                              

Bütün kötülüklerin anası cehalettir. Kime sorsanız bunu söyler. Cehalet bataklık gibidir. Onu kurutmadığınız müddetçe ilaçlama yapmanız, ilaçlamaya para harcamanız boşunadır. Ancak yabancıları zengin edersiniz 22 yıldır yaptığınız gibi. Çünkü ilacı yabancıdan satın alıyorsunuz. Bir kimseye ancak ve ancak eğitimle balık tutmayı öğretirsiniz. İnsanlar doğru şekilde hayatlarını idame ettirirler. Önüne gelen her şeye inanmaz, yorum yaparlar.

Aylık geliri 127 YTL’nin altında olanlara verilen yeşil kart sayısı 12 milyonu aştığı, bazı illerde nüfusun yüzde 50’sinden fazlası yeşil kartlı olduğu bir ülkede öncelik eğimde olmalıdır.

Bütün bunlar ortada iken neden baharda operasyon yapılmak istenir?

Bu sorunu cevabını aşağıda sunarak yazımı bitirmek istiyorum.  

Kullanılan mühimmatlar hariç, bir helikopterin bir saatlik uçuşu 10.000 dolar,bir uçağın bir saatlik uçuşu 6.000 dolar.Mühimmatlar dolar üzerinden. Operasyon dedin mi, para akar kapitalistlerin cebine. Yirmi iki yıldır aktığı gibi. Müteahhitler bir anda zengin olur kanlı para ile.                        

Yabancı dostlarımız ekonomik krizde. Fransa’nın ekonomisi zorda iç ayaklanma var, ABD’nin ekonomisi zorda cari açığı artışta, İngiltere’de Toni’nin siyasi kariyeri çöküntüde. İran Petrol borsasında Euroyu uygulamaya başladı. Müttefiklerimizin zorda olmasından dolayı içimiz kan ağlıyor ve ille de baharda operasyon yapmamız lazım diyorsanız eğer; aylık geliri 127 YTL’nin altına indiği için yeşil kart almaya hak kazanan, hatta bazı illerde nüfusunun yüzde ellisi yeşil kartlı olan halkımıza danışmanızı öneririm (11).Halk ne istiyor öğrenmek lazım.

Çünkü operasyon sonucunda borca giren, oğullarını dağa taşa gönderen, aç sefil yaşayan Türk halkıdır. Vakti ile ayağında çarık ile dünyaya hükmetmiş olan Türk halkına gitmek danışmak lazım ‘’Baharda Operasyon mu, eğitim mi istiyorsun ?’’diye. Ne dersiniz soralım mı?

Dünyanın pek çok ulusunu huzur içinde idare etmiş olan biz Türkler, son yapılan kazılardan anlaşıldığına göre on bin yıldır bu vatanda yaşamaktayız. Millet olmanın en önemli öğesi olan ortak geçmişimiz hiçbir devlette olmadığı kadarıyla mevcuttur halkımızda. Bu ortak geçmiş silahların gölgesinde, topla tüfekle anlatılamaz hiç kimseye. Ortak geçmiş, şefkatle, hizmetle, samimiyetle, eğitimle, hakkaniyetlilikle anlatılır. 01.04.2006             

Saygılarımla…

Kaynaklar:

(1): http://www.bos.com.tr/pages/index.php?page=haber_oku&q=6&haber_id=1035

(2): http://www.biltec.org/index.php?m=single&id=81

(3): http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=23160

(4): http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=205383

(5):http://www.sonbaski.com/mayis2005ibrahim.htm  
(6):http://www.bugun.com.tr/bugunhaber/yazdetaybugun.asp?id=22

(7):http://www.emekliassubay.com.tr.tc/

(8): http://www.bugun.com.tr/bugunhaber/yazdetaybugun.asp?id=25                                

(9): http://www.bugun.com.tr/bugunhaber/yazdetaybugun.asp?id=26

(10): http://www.bugun.com.tr/bugunhaber/yazdetaybugun.asp?id=26

(11): http://www.milliyet.com/2006/03/25/ekonomi/eko02.html

Yazar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir