Bugün yine şöyle bir dolaşalım. Daha önce eski adıyla Pera’yı (Yunanca karşı taraf demek) yani Beyoğlu’nu yazmıştım. Haydi gelin bugün de diğer tarafları şöyle bir dolaşalım. Tabii ki eski İstanbul’u. O günkü haliyle yaşadığım, o güzel İstanbul’u. Kalamış şarkısının güftekarı rahmetli büyük şair Behçet Kemal Çağlar’ın yazdığı gibi “İstanbul’u sevmezse gönül aşkı ne anlar”.
Ara ara vurguladığım gibi o dönemin İstanbul’u bir başka güzeldi. Şimdilerde çok farklı. Eveet Anadolu yakasında Doğancılar’dan aşağı sallandınız mı, kendinizi Salacak’da bulurdunuz.

Salaş, ahşap masa ve sandalyeleri olan şirin çay bahçesi vardı. Kız kulesi karşınızda. Sağınızda İstanbul Boğazı, Dolmabahçe Sarayı. Karşınızda tarihi yarımada, Haliç girişi. Tam burunda, e adı üzerinde Sarayburnu. Evet Topkapı Sarayı, sola başınızı çevirince ahırkapı feneri ve Marmara Denizi. Doğancılar dedim de, Üsküdar-Kadıköy tramvayı Ahmediye’den inleye inleye o yokuşu çıkar, sola dönerek Paşakapısı, Tunusbağı istikametinde giderdi.
O yıllar İstanbul’da en yüksek iki yapı biri Galata diğeri de Beyazıt kuleleri idi. Hatta bir aralar itfaiye gözetleme kulesi olarak kullanıyordu. Şimdilerde her taraf yüksek bina. Hata o dönemlerde birbirlerini uzun süre görmeyenler karşılaştığında, “Nerelerdeydin, görünmüyorsun” sorusuna “Ben Galata Kulesi miyim” diye cevap verirlerdi.

Evet Tarihi Yarımada’da dolaşalım biraz. Eminönü, Yenicami meydanında güvercinler, hemen arkasında Mısır Çarşısı ve de yanında Tahtakale. Yukarı Beyazıt’a doğru çıkarken, Mercan yokuşu ki, çantacılar, tavla ve okey imalatçıları, üniforma rütbe işaretlerinin her çeşidini bulabileceğiniz dükkanlar. Diğer taraftan çıkacak olursanız da Sultanhamam ve meşhur Mahmutpaşa. Biraz daha yukarı çıkarsak Kapalıçarşı. İkisinin birleştiği noktada tarihi bir kemer vardı. Bardak satan işportacı bardağı tanıtmak için o kemere defalarca vurur, ama bardak kırılmazdı. İnanmamak lazım. Kırılmayan bardağı, elinizden kaçırsanız tuzla buz olurdu. Kapalıçarşı’nın içinde minnacık, iki katlı, iki masalı bir de muhallebici vardı. Çukur Muhallebici. Eee artık Beyazıt Meydanına çıkalım değil mi? Tramvayın havuzun etrafından tur attığı. Tarihi onca olayın yaşandığı, İstanbul üniversitesi’nin giriş kapısının bulunduğu Beyazıt Meydanı. Saraçhane istikametinde yürürseniz. İskender Kutmani’nin müzik enstürmanlarını yaptığı dükkanı görürdünüz. Marmara Denizi’ne doğru sallandık mı, Çarşıkapı ve Kumkapı ve meyhaneler. Tabii ki “Kör Agop” en meşhurlarıydı.
Bugünlük bu kadar tadında bırakalım, sizleri sıkmayalım. Kapılı ve Köy’lü semtlerimiz pek çoktur. Yenikapı, Kumkapı, Ahırkapı, Çatladıkapı, Mevlanakapı, Edirnekapı, Topkapı, Ahırkapı, Kadıköy, Çengelköy, Ataköy, Vaniköy, Arnavutköy, Bakırköy, ilk aklıma gelenler. Daha da sayabiliriz. Kalın sağlıcakla. Sonsuz sevgi ve saygılarımla. Her şey gönlünüzce olsun.
