
36 yaşındaki şehit Jandarma Uzman Çavuş Ramazan Gülle’nin babası Duran Gülle gazetecilere yaptığı açıklamada: “Oğluma, 9 Ekim’de kız kardeşinin düğüne geldiğinde, ‘Görev yaptığın yeter, artık gitme’ demiştim. O da bana, ‘Mesleğimi seviyorum. Gitmem lazım baba. Biz orada nöbet tutmazsak siz burada nasıl rahat uyuyacaksınız?’ dediğini belirtiyor. Oğlu ile 6 gün önce telefonla konuşan şehit babası “Vatan sağ olsun, Devletime güveniyorum”, diyor. 13 yıllık asker olan Ramazan Gülle evli ve iki çocuk babası.
Vatandaş ne diyor?
Devletime güveniyorum.
O halde Devlet, vatandaşına yaraşır şekilde, güven verici işler yapmalıdır.
Devlet-ler, en temel ihtiyaç olan güvenlik ihtiyacını sağlamak için vardır.


***
Kürt adını kullanarak Türkiye’de yaşayan insanlara yaşamı kısıtlayan, ülkeye yıllardır maddi ve manevi kayıplar verdirten Türkiye Düşmanı PKK terör örgütü tarafından Hakkari’de yapılan katliamın üzerinden üç gün geçmeden bu kez Diyarbakır Bağlar ilçesi Semt Pazarında iki aylık hamile olduğu belirtilen eşi Esra Aydoğdu ile birlikte, 29 Ekim 2014 günü alışveriş yapmakta olan 25 yaşındaki Hava Astsubay Üstçavuş Nejdet Aydoğdu yüzü maskeli iki teröristin silahlı saldırısı sonucu tedavi gördüğü hastanede şehit oldu.

Bu resim de şehidimizin sıvası dahi yapılamamış baba evine ait:

***
Şimdi kendimizi düşünen çocuğun yerine koyarak bu resme iyice bakalım.

Şehit çocuğunun ne düşündüğünü tahmin etmek zor olmasa gerek.
***
Bölücü faaliyetlerin artışından, ülkeyi idare etmekte olan idare sorumludur.
Eğer halk olaylara duyarlılık gösterip, demokratik yolardan tepkisini sunmasına rağmen, vatansever halkın talepleri dikkate alınmadan, üstelik de halkın üzerine devletin tüm gücü seferber ediliyorsa o halde idarenin sorumluluğu katbekat artmaktadır.
İdare edenin, dini-mezhebi ve siyasi görüşü ne olursa olsun, her şeyden önce bir vatanın hangi şartlarda kurulduğunu bilerek, vatanın korunması, milletin birliği üzerinde hassas olması gereklidir.
Eğer idare bölücülük anlamına gelebilecek söylemlerde bulunup, etnikçilik üzerinden yürütme yaparsa, onu izleyen bir ksım bölücü etnikçilerce bunun hayli hayli fazlasının yapılabileceğini idareci bilmelidir.
İdare, idareyi ele aldığında, idarenin daha “i” harfinde, Türkiye’de 32-33 etnik grup var derse, olacağı bugünkü vahim durumdur. İngilizlere göre ise Türkiye’de 44 etnik grup var, bunu da not edelim.
İdare, ne yaptığını bilmiyor mu, dersiniz. Elbette biliyor yaptığının hangi mertebeye ulaşabileceğini.
İdarecilik yap-boz oyunu değildir.
Devleti, milleti, dünyayı tanımadan idare olunamaz. Olunursa işte Türkiye’deki gibi sonuçlar ortaya çıkar.
Burada, idareyi seçenlerin vebali ise, idare edenden daha büyüktür. Çünkü, demokratik cumhuriyetlerde “beni böyle yönet” yetkisini, seçen seçmen verir idareciye. Bu yönüyle bakıldığında, bilim dışı davranan idareye hesap sorulamadığı zamanlar bile meydana gelebilir. O halde önce seçmenin tarihini bilmesi gerekir.
Türkiye hemen hemen her gün ya Güney Doğu’da verdiği şehitler ile ya da iş kazalarında yaşamını yitiren insanlarımızla anılır hale gelmiştir. Bunun aksini söylemek herhalde yalanla iştigal olur kanımızca.
İcraatlarının büyüklüğünü sık sık dile getirdikleri söylemleri yolu ile bundan 80-90 yıl önceki şartlarda Atatürk’ün yaptığı eserlerin önünde tutmaya çalışanlar, her defasında bilim duvarına tosyalarak, halka acılar yaşatmaya devam etmekteler.
İş kazalarında yaşanan acılar ortada.
İnşaatlarda, madenlerde sık sık can veriyor insanlar.
Türkiye’nin dışında kömür madeninde işçi çalışan ülke yok mu? Niçin diğer ülkelerde Türkiye’de olduğu gibi ölümlü kazalar meydana gelmiyor?
Bu kazalar; Allah’ın bir vergisi mi Türk insanına, yoksa bilim dışı çalışmaların sonucu mu?
Yoksa Allah tarafından yazılmış bir kader mi?
13 Mayıs 2014’te Manisa ilinin Soma ilçesinde işletilen bir kömür ocağında meydana gelen ve Türkiye tarihinin en çok can kaybına sebep olan madencilik kazasında ölü sayısının 301 olduğu duyuruldu.
Meydana gelen maden kazası sonucu sarıklı, sarıklı kişiler İsmail Ağa Cemaatince 17.05.2014 günü Soma’ya gönderildi. Enerji Bakanı Taner Yıldız bu kişilerle görüştü.
Basında yer aldığı şekliyle, sakallı ve cübbeli bu kişiler acılı aileleri ziyaret edip, “İsyan etmeyin! Onlar şehit oldular; dua edin” diyerek kazazede yakınlarını yatıştırmaya çalışıyorlar (*). Yani, demokrasinin halka vermiş olduğu sorgulama, denetim hakkını ortadan kaldırıyorlar. İşte tam da burada, din eğitimi ile yetiştirilen nesillerin ileride nasıl bir yaşam süreceklerini/sürdürüleceğini görmekteyiz. Gelecek, belki de bugünden daha karanlık olacak, duyarsız kalınması halinde.


***
***
Yoksulluk ve açlık sınırı altında bir yaşama zorlanan halkımızın yaşadığı acıları paylaşıyor, baş sağlığı diliyor, acıya sebep olanların cezalarını en ağır şekilde bulmalarını diliyoruz.
Önce Kültür
(*): http://www.odatv.com/n.php?n=somaya-akin-eden-sakallilarin-kim-oldugu-ortaya-cikti-1705141200
