Sakarya nehri, güzel yurdumuzun en uzun nehirlerinden biri olup, Sündiken ormanlarının kıvrım kıvrım eteklerinden akarken, Eskişehir ilimizle Ankara ilimiz arasında sınır konumundadır. Her iki yakasında kıyıları boyunca “bük” adıyla bildiğimiz bir çok meyve ve sebze bahçeleriyle geniş ve verimli havzalarıyla tanıyor olsak da, biz Türk çocuklarının kalplerinde ve belleklerinde, Anadolu ihtilalinin zaferle sonuçlanmasında ve laik Cumhuriyetimizin kurulmasında Sakarya’nın stratejik konumu asla unutulmayacaktır.
Tüm çocuklar gibi, ben de babaannemi çok severdim. Kendisini derin sevgi, özlem ve rahmetle anıyorum. Biz torunlarına olan sevgisini, buğulu gözlerinden hiç esirgemezdi. Babaannemin çocukken bize anlattığı masalların arasında en çok dikkatimi çekeni Yunan mezalimi öyküsüydü. Tekrar, tekrar anlatmasını her istediğimizde, gözleri yaşla dolar, bıkmadan da anlatırdı. Ulusumuzun bağımsızlığı adına verilen Kurtuluş savaşımızın zaferle sonuçlandığı 30 Ağustos Zafer Bayramımızın yaklaştığı şu günler için, bu öyküyü paylaşma gereği duyuyorum.
Sevgili babaannem demişti ki: “Sakarya’nın bu yakasının köylüleri olarak biz çok şanslıydık. Yunan askeri, köyümüzün karşısında Sündiken ormanları içinde bulunan Cüceraz köyüne kadar gelmişti, gece gündüz silah sesleri duyardık ve çocuk olarak korka korka uykuya dalardık. Derken, ” seferberlik çıktı ” da, kendi askerlerimiz Yunan’a karşı Sündiken ormanlarında çarpışmaya başladı. Yunan askeri kaçıp, buraları terk etmek zorunda kaldı. Savaşın bittiği günlerin hemen ardından, annem ve diğer komşu kadınlarla birlikte, Adabük’te kaynattığımız pekmezleri satmak için Cüceraz köyüne gelmiştik. On yaşlarındaydım. Tanıdık bir eve yüklerimizi indirdik ve misafir kalmıştık. Akşam, Cüceraz’ın kadınları, gelin ve kızları da kaldığımız eve geldiler ve annem ve diğer misafirlerle sohbet ederken, bazı kadın, gelin ve kızlar “göğüslerini açarak” yaralarını gösteriyorlardı. Hemen hemen hepsi de yaralıydılar. Kendilerine yapılan kötü muamele, işkence mezalimin muhatabı Yunan askeriydi. Yani, Yunan askeri Cüceraz’ı işgal etmiş, akşamları köy meydanında ateş yakıp, alkol içerek eğlenceler düzenlemişler, bu eğlencelerde oynamak istemeyen kadın ve kızların göğüsleri arasına ateş koru sıkıştırarak mezalim olmuşlar. Ta ki, seferberlik dediğimiz Kurtuluş savaşımızı zaferle sonuçlandıracak Aziz ATATÜRK’ün ve kahraman askerlerimizin bölgeyi Yunan askerinden temizlemesiyle mezalim son buldu.”
Anadolu’muzu 1915’de işgal eden Yunan ordusunun, köyümüzün hemen karşısında bulunan Eskişehir köyünde yaptıklarıydı, rahmetli babaannemin anlattıkları. Sevgili babaannemi rahmet ve saygıyla anıyorum.
Laik Cumhuriyetimizin kurulmasına giden ve Kurtuluş savaşındaki stratejik konumu anısına ben de bir şiir yazdım.
Beğeneceğiniz umuduyla!
SAKARYA’M BENİM
Anadolu’m !
Türkiye’m güzel yurdum benim,
Göllerin ve ırmakların var senin,
Hele biri var ya,
Serin sularının kıyılarında ve,
Kaybolduğu sanılan Türk ruhunun bir anda kükreyip güç aldığı, ölümsüz Sakarya.
Anadolu dağlarının bağrından kaynayıp,
Porsuk ve Ankara’yı da yanına alarak,
Sündiken’in kıvrım kıvrım eteklerinden,
Kara denize doğru uğuldayarak akıp giderken,
Kuruca bükü, Boya bükü, Ada bükü ve Koca bük gibi nicelerini,,
Hepsini yeşertip besleyen Sakarya’m var benim.

