Erbakan’ın Fazilet Partisini bölenlerin meydana getirdiği, içlerine aldıkları eski Anavatan Partili ve Milliyetçi Hareket Partili, bir tutam da Cumhuriyet Halk Partili, Gülenci ve değişik tarikatlardan gelen siyasetçilerden oluşan Adalet ve Kalkınma Partisi, geçmişte kötü yönetilmiş olan, koalisyonlardan, yolsuzluklardan bıkan Türk halkının önüne, 2002 yılında siyasi tercih olarak çıktı.
Pek çoğu meydanlardan, salonlardan tanınmış –Rize milletvekili Şevki Yılmaz gibi çoğu Atatürk karşıtı- kişilerden oluşan Adalet ve Kalkınma Partili siyasetçiler, girmiş oldukları 3 Kasım 2002 tarihli genel seçimlerden %34,3 oranında oy alarak 550 sandalyeli TBMM’den 365’ini alarak tek başına ilk hükümetini kurdu.
Erdoğan’ın yasaklı olmasından kaynaklı Başbakan olamaması ise, milletvekili seçileceği Siirt seçimleri, CHP lideri Baykal’ın desteği sayesinde yenilendi ve önündeki engeller kalkmış oldu.
Başbakan olmasından sonra askeri vesayetten kurtulacağını, demokrasisinin gelişeceğini hayal eden seçmen kitlesi, çoğu asker, bilim insanı, gazeteci, yazar, akademisyenlere, devletin gizli arşivlerine karşı düzenlenen operasyonlarda Erdoğan’ı sonuna kadar destekledi.
Erdoğan Hükümeti’nin savcısı olduğu Ergenekon, Balyoz, Ay Işığı gibi soruşturmalar; Adalet Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Emniyet üst düzey yöneticileri, Gülen Cemaatine bağlı kişilerce önceden Amerikan Büyükelçisine bildirilerek, brifing verilerek, Amerika ile ahenk içinde, kimi zaman da hükümet içindeki çatlak sesleri ihbar ederek Amerika’ya, ülke içinde ne kadar vasıflı, liyakatli bürokrat, teknokrat, idareci, yönetici, eğitimci, yazar, bilim insanı varsa, görevlerinden uzaklaştırıldı.
Büyük bir temizlik harekâtından geçirilen Türkiye’de olanlar, devlet kadrolarının vasıfsız, ehil olmayan kişiler eline geçmesi, Amerika’yı bile endişeye sokar bir hal aldığı da wikileaks belgelerinde yerini almış halde.
Tüm gerçeklerden uzak, bilinçsiz ve olanlardan tatminsiz seçmen kitlesi, dini simgelerle oyalatılırken, türban onların olurken; Türkiye’nin sanayi tesisleri ve kıymetli arazileri yabancıların eline geçmiş, paradan 6 sıfır atılmış, enflasyon sepeti genişletilmiş, iktisattın “bilimsel yalan söyleme sanatı” işletilir olmuştu.
Demokrasi ile yetinmeyen Adalet ve Kalkınma Partisi, işi daha da ileriye götürerek bir “ İleri Demokrasi” söylemini “Büyük Ortadoğu Eş Başkanlığı” eşliğinde Türkiye’de ilk defa uygulamaya sokmuştu.
Yıllarca ülkesine hizmet etmiş insanlar gecenin bir saatinde apar topar, kelepçelenerek, polis eşliğinde uzun tutukluluk haline götürülürken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne kuşun sıkanlar, bölge halkını acımasızca katlederek esir alanların ayaklarına hâkim ve savcıların Habur’a götürülmesi, bir devletin adalet ayağını yerinden söküp atmıştı.
Fakat bugün sokağa çıkamayan, maça, alışverişe gidemeyen seçmen, o dönem olanlardan çok memnundu ki, bir sonraki seçimde oy oranını artırarak desteğini Adalet ve Kalkınma Partisine sundu.
Seçmen, askeri vesayetle savaşıldığını zannederken, AKP Hükümeti Devlet ile savaşıyordu ve o, bunun farkında değildi.
Çok partili döneme geçildikten sonra, Türkiye hemen hemen her dönem İslami görüşü ağırlıklı olan, yani dini siyasete alet eden –bırakın siyasiyi, darbeci bile dini darbeye alet etmedi mi- ve nedense Amerika’ca desteklenen sağ iktidarlar elinde, yönetilmiş olmasına rağmen, AKP’nin sık sık “CeHaPe” diyerek, CHP dönemine olumsuz göndermelerde bulunması seçmen kitlesinin çok hoşuna gidiyordu.
Parti liderliği ile ve daha sonra ilk defa halk tarafından seçilmiş Cumhurbaşkanlığı ile yetinmeyen Erdoğan, ülkenin Kurucusu, Kurtarıcısı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü halkın gözünden aşağılara düşürücü söylemlerinden de geri durmuyordu.
Halihazırda Türkiye, alışveriş merkezleri olmasına rağmen, insanların alışverişe gidemediği, duble yolları olmasına rağmen, ekonomik zorluklardan kaynaklı özel aracıyla rahatlıkla yola çıkamadığı, çoğu insanın aybaşını getiremediği, işsizliğin kol gezdiği, kimi vakıflarında erkek öğrencilerin dahi tecavüze uğradığı, kadınların hızla sosyal hayattan koptuğu, Osmanlı Sarayı Hareminin özendirildiği, Cumhuriyet Döneminin “enkaz” olduğu, Atatürk’ün çocuklara sözde “bira” içirdiği gibi karmaşık bir halde bulunmakta.
Geçmiş uygulamalar yoluyla işlerliğinin önüne geçilen hâlihazır devlet sisteminin kötülenmesi, bir dönüm noktasına gelindiğinin belirtilmesi, boşuna mı?
Bu karmaşık haliyle Türkiye, bir oldubittiye getirilmesi an meselesi!
Sonu bölünmeyle bitebilecek bu oldubitti, Başkanlık, bir kurtuluş olarak halka sunulabilir.
Amerika destekli darbelere, muhtıralarla, post modern olaylara göre şekillenmiş olan Türkiye’deki genel seçim sonuçları aşağıdaki çizelgelerde. Nedense ABD yanlısı sağ, daha çok kazananlardan!


