Son bir kaç yıldır basında “Askerlerimizin zehirlenmesi” olaylarına tanık olmaktayız. Bence bu durum, aynı zamanda Devlet yönetimini yürüten siyasi iktidarın ürettiği olumsuz politikaların ve reform adı altında gerçekleştirdiği yeniliklerin Ulusal güvenlik stratejilerimize ters düştüğün kanıtıdır.
Ulusal Kurtuluş savaşımızın ardından, Cumhuriyetimizin kurucu hükümetinin hedefinde, her bakımdan geri kalmış Ülkenin kısa zamanda kalkınmasını sağlamak, çağdaş ve Kurumsal Türkiye Cumhuriyeti oluşturmak suretiyle devrimleri hızlandırmaktı. Son on yılda özelleştirme programına alınarak satılan ne kadar İşletme, Kurum ve Kuruluş varsa, çoğunun Anadolu’da gerçekleştirilen bu hızlı devrimin eseri olduğunu anlayabilir, 1950 yıllarına değin gelen Hükümetlerin kalkınma çalışmalarındaki yaratılan varlıklarımız olduğunu görebiliriz.
Kapitalist dünyanın temsilcileri olan emperyalist Devletler başta Amerika, İngiltere, Fransa ve Almanya’nın, Anadolu’da kurulan bu modern Türk Cumhuriyetini kem gözle nasıl baktıklarını da tabi. Adnan Menderes’le başlayan Amerikan sempatizanlığı sürecinde, emperyalistlerin ve kapitalistlerin Ülkemiz yönetim sisteminde hissedilmesi de bu tarihlere rastlamaktadır. Aynı zamanda bir taşla iki kuş misali, bağımsızlık ışıklarını yansıtan Türkiye ile ilgilenmeleri, Orta doğu ve 3.Dünya Ülkeleri üzerindeki gelecekteki kirli ve sömürü planlarını devreye sokmalarına, serbest ekonomi sistemine ait politikalarını uygulamaya başlamışlardır. Özellikle 1980 darbesi tarafından alt yapısı oluşturularak, merhum Turgut ÖZAL hükümetleri ve takip eden diğer iktidarlar tarafından reform adıyla çıkarılan yasalarla, Cumhuriyetimizin bir çok kurum, kuruluş ve işletmeleri “ÖZELLEŞTİRME” programına alınmış ve hepimizin tanıklığında birer birer satılmak suretiyle elden çıkartılarak, yandaş kesimlere teslim edilmiştir.
Ülkemizin stratejik güvenliği bakımından, Devletin güvencesi ve sigortası konumundaki bir çok İşletmeler ve Kurumların, Kamusal konumları dikkate alınmadan ve yangından mal kaçırırcasına özelleştirilmesi, halkımızın gözünün içine baka – baka yapılabilmiştir. Bu uygulamaların on yıldan beri hızlandırılması, emperyalistlerle bizi yönetenlerin çıkarlarının nasıl da örtüştüğünü bilmekte zorlanmamalıyız. Sonuç olarak, Devleti yöneten iktidarların ve ortaklarının, “Ulusal stratejik önem” üzerinde hiç bir değerlendirmelerinin olmadığını düşünmek zorundayız. Yeri gelmişken;
Ulusal öneme haiz ayrıcalıklı varlıklarımızdan yani gelecekte Ulusal güvenliğimizi yakından ilgilendiren stratejik olanlarını anımsayalım.
– Yer altı ve yer üstü ” su ” kaynaklarımız, (nehirlerimiz, barajlarımız, göllerimiz v.b.)
– Madenlerimiz (her türlü madenler)
– Ulaşım sistemimiz (Demir yollarımız, Kara yollarımız, Köprülerimiz, Limanlarımız, Posta- telefon- telgraf işletmelerimiz ve Ulusal internet ağımız)
– Eğitim, Sağlık, Emniyet, Adalet, Askeri kurum ve kuruluşlarımız, (sağlık dahil)
Ve yine anımsamalıyız, Anayasamıza göre Eğitim, Sağlık, İç güvenlik, Adalet ve Ulusal dış güvenliğimizin sağlanması Devletin asli ve vazgeçilmez görevlerindendir.
Türk Silahlı Kuvvetlerimizin Ordu kurumu olmasına rağmen Halkımıza da açık olan Askeri hastanelerinin unvanlarının değiştirilmesi ne anlama gelmektedir ve neyi ifade etmektedir. Askeri birlik ve kurumlarda sağlık, beslenme-yemek, temizlik, güvenlik gibi hizmetlerin özelleştirilmesine ne dememiz gerekir. Zehirlenme olaylarına halkımız ne demektedir? Bu stratejik hatalara son verilmesi istenmeyecek midir?
TSK bünyesinde yapılan tüm özelleştirmelere son verilmesi dileğiyle!

